KAPAK
Yakın tarihe merak sardık... 20. yüzyılın ilk yarısı tarih kitapları, biyografiler, otobiyografiler, aile tarihleri ve romanlarla neredeyse yeniden yazılıyor. Tarih sevgisinden çok tarihperestliktir söz konusu olan; bugünün her türlü soru ve sorununun yanıtının tarihte olduğuna duyulan katı bir inanç...
Radikal Kitap, 26/05/2006
A. ÖMER TÜRKEŞ (Arşivi)
Eskimiş tarihlerinizi atın! Kitabevlerine ya da internet kitap sitelerine göz atanlardansanız eğer, yakın tarihe ilişkin kitaplardaki artış mutlaka dikkatinizi çekmiştir. Özellikle de II. Meştutiyet'ten Cumhuriyet'in ilk çeyreğine kadar uzanan dönem, yani 20. yüzyılın ilk yarısı tarih kitapları, biyografiler, otobiyografiler, aile tarihleri ve romanlarla sanki yeniden yazılıyor. Tarih sevgisinden çok tarihperestliktir söz konusu olan; bugünün her türlü soru ve sorununun yanıtının tarihte olduğuna duyulan katı bir inanç... 20. yüzyılın ilk yarısı siyasi alanın bugünkü bütün aktörlerinin çıkış noktası olunca, aktörlerin hepsi de yeni bir yaratılış efsanesi uydurmak, kendi varoluşunu meşrulaştırmak ve anlamlandırmak, kısacası kurgu yoluyla tarihi günün ihtiyaçlarına cevap verecek olaylarla/icatlarla donatmak için birbiri ardına kitaplar yayımlıyorlar. "Geçmişten çok, içinde bulunulan anın dinamikleri tarafından belirlenen ve değişken bir süreç bu." Tarih kitabı diye yazılanların romandan, romanlarınsa tarih kitaplarından farksız olduğu bu karmaşa içinde tarih ve roman ilişkisi iyice yakınlaştı. Öyle ki, tarihi olayların ve şahsiyetlerin, tarihi romanlar üzerinden tartışıldığı bir dönemi yaşıyoruz. 20. yüzyılın ilk yarısını konu edinen tarihi ya da kurgusal anlatılar yukarıda sözünü ettiğim siyasi eğilimlerin düşünce ve algılamalarını, toplumun birleşme ve yarılma noktalarını sergiliyorlar. Tarihe gösterilen bu iki ilginin başlıca iki nedeni var; bunlardan ilki yükselen milliyetçi dalgadır ki her milliyetçi seferberlik en iyi ifadesini tarih anlatılarında bulur. Günümüzde de tarihi romanların verildiği iddia edilen yeni milli kurtuluş mücadelesinde Türk halkının tarihini halkın anlayacağı bir dile çevirme işlevini yüklenmeleri ve kuracakları gelecek için şanlı geçmişlerini hatırlamalarının bir aracına dönüşmeleri doğal bir akıştır.
Nostaljik imgeler Dikkate değer bir nokta, siyasi meselelere tarihi anlatılarla yanıt verilmeye çalışılmasıdır. Tarihi, insanlardan koparmanın, toplumsal bellekten silmenin olanaksızlığı karşısında yapılmak istenen -bilgisayar terminolojisiyle- bir formatlama işlemidir; bellekte yazılı her türden farklı tarih kaydını silmek, yepyeni bilgilerle doldurulmaya hazır, sıfırlanmış bir bellek yaratmak. Bu, şimdiki 'an'la baş edemeyip yaşandığı varsayılan devr-i saadet zamanlarına kaçma arzusundandır. Tarihsel materyalin, güncele göre daha az direngenliği ve yazarın subjektif amaçlarının bu tarihsel materyalin üzerine çok daha zahmetsiz bir biçimde çöreklenebilir oluşu nedeniyle, yazarların güncel meseleler ve siyasi malzemeyle ilişkilenmekte zorlandığı her dönemde uzak zamanlara böylesine göçler yaşanmıştır. Ekonomik, siyasal ve toplumsal bunalım dönemlerinde yinelenen bu uzaklaşma hayalleri, nostaljik imgelerin bütün metalaşmış, yıpranmış ve bayağılaşmış görünümlerine rağmen yarattıkları etkiler, kurmaca ile gerçeklik arasındaki bu tuhaf ilişkinin, bugünkü tarih sevgisinin bir bilinçlilikle değil, yitirilmiş bir gönderenler sistemine duyulan özlemle alakası olduğunu işaret ediyor. Daha da ilginç ve şaibelisi ise, bu yeni söylem aracılığıyla ya kendi günümüzü ve yakın geçmişimizi, ya da bireysel varoluş hafızasına dahil olmayan, daha uzak bir geçmişi kuşatma yolundaki nihai çabalardır.
Kimlik arayışları Tarihi anlatılardaki artışın diğer önemli nedeni -genellikle aile tarihleri tarzında somutlanan- kimlik arayışlarıdır. Ermeniler, Rumlar, Çerkesler, Giritliler, Rumeliler ve diğer göç edenlerin acılarının dile getirildiği ve insanların etnik kimliklerine sahip çıktıkları bu romanlardaki sorunsalı paylaşmak zor değil. Üstelik onların yarattığı çeşitliliğin tarihin derinliklerine gömülmüş olay ve insanları unutulmuşluktan kurtaracağı, büyük anlatılar yerine sıradan insanların hayatlarını tarihselleştireceği ve böylece daha demokratik bir tarih yazımına katkıda bulunacağı da umulabilirdi. Ancak pek azı beklentimize cevap verirken, aile tarihlerinin önemli bir kısmı resmi tarihin büyük anlatı geleneği ile örtüşüyor. Romanlarda izi sürülenler çoğunlukla zengin, güçlü ve 'aristokrat' aileler. Kişilerin Osmanlı seçkinlerinden, mekânların yalılar ve köşklerden derlendiği bu romanlarda yoksullar yine tarihsiz ve mekânsız bırakılıyor. Ne yazık ki, bir yenilik olarak ortaya çıkan tarihsel romanların büyük bir bölümü de eleştirdiklerini iddia ettikleri resmi tarih yazımının 'büyük şahsiyetlerine' ve 'büyük olaylarına' bel bağlamış görünüyorlar. Sonuçta tarihin mikro ya da makro alanlarına girebilecek her türden tarihi olay ve şahsiyet, 'aşağıdan' veya 'yukarıdan' bir tarih anlayışıyla romanlara konu ediliyor. Böylelikle insanoğlunun tarih öncesinden yakın tarihe, Asya'dan Avrupa'ya, Kuzey'den Güney'e, ele atılmadık hiçbir zaman ve mekân bırakmayan yüzlerce roman okuyoruz. Yazarlar edebiyata hiç de uygun düşmeyecek kadar çok dipnot, açıklama ve kaynakça göstererek tarihe olan sadakatlerini kanıtlamaya çalışırlarken, kaynakçalarında zaten var olan tarihi anlatı ve ayrıntı tekrarları, dönem atmosferinin toplumsal ve bireysel hayatlara yaptığı etkilerin tasvirleri oluyorlar. Ne var ki, farklı zaman, mekân, kişi ve olayları konu edinseler de romanlar giderek birbiriyle benzeşiyor, anlatımlar sıradanlaşıyor, her tekrarda tarihten biraz daha uzaklaşılıyor.
İkinci Meşrutiyet'te Ayan Meclisi 1908-1912, H. Aliyar Demirci, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2006 Meşrutiyet döneminin ikinci meclisi olan, Ayan Meclisi'ni anlatan bir kitap. Üstelik footğrafları bulunabilen meclis üyelerinin albümü de var. Ali Tunalı-Vatana Hizmette 70 Yıl, Bülent Varlık, Tarih Vakfı Yayınları, 2006 Tarihin kamera arkasında kalan, başrol oynamadığı için adı ya hiç anılmayan ya da unutulup giden karakterlerin çok ilginç hikâyelerini anlatan kitapların en iyi örneklerinden biri. Balkan Savaşları öncesinde Tophane'de göreve başlayan ve bir topçu ustası olarak 70'lere kadar çalışan Ali Tunalı, savaşların biçimlendirdiği bireysel bir trajedinin de başkahramanıdır. Atatürk, Okyar ve Çok Partili Türkiye-Fethi Okyar'ın Anıları-Osman Okyar, Mehmet Seyitdanlıoğlu, İş Kültür Yayınları Bizi Kimlere Bırakıp Gidiyorsun Türk?-Suriye ve Filistin Anıları-Selahattin Günay, İş Kültür Yayınları Biz Osmanlı'ya Neden İsyan Ettik-Kral Abdullah, Çeviren: Halit Özkan, Klasik Yayınları Bir Osmanlı arap Gazetecinin Anıları-Muhammed Kürd Ali, Çeviren: İbrahim Tüfekçi, Klasik Yayınları Arka arkaya yakın tarihe ilişkin birbirinden ilginç anı kitapları yayımlayan İş Kültür ile Klasik Yayınları'nın kitaplarından ikişer örnek. 1912'den 1914'e kadar Şam ve civarında müfreze komutanı olarak görev yapan Selahattin Günay'ın anıları ilk kez yayımlanıyor. Günay, Arabistanlı Lawrence'ı yakalayan Osmanlı subayı olarak da biliniyor. Bir dönem İttihat Terakki'nin genel sekreteri olan ama fikir ayrılıkları nedeniyle Sofya'ya gönderilen Fethi Okyar, anılarında özellikle Atatürk'ün ısrarıyla başkanlığını kabul ettiği Serbest Fırka yıllarına odaklanıyor. Klasik Yayınları ise 'Arapların gözüyle Osmanlı' başlığı altında Arap dünyasından ilginç hatıra kitapları yayımlıyor. Mesela Kral Abdullah, Osmanlı'ya isyan etmek zorunda kaldıklarını ve Batılı dostlarını anlatırken, Muhammed Kürd Ali yakınında bulunduğu Cemal Paşa'yı ve Arapların nasıl Osmanlı'dan 'kopartıldıklarına' vurgu yapıyor.
2006 yılında yakın dönem tarihi
Ahmet Aziz...Triumvira
Attila İlhan...Gazi Paşa
Ayten Aygen...Nart'ın Prensleri
Elif Şafak...Baba ve Piç
Ergin Atlıhan...Hayta
Esmehan Aykol...Savrulanlar
Gürkan Hacir...Efe Başvekil
İpek Arman...Gesi Bağları'nda Bir Sabah
Kemal Yalçın...Sarı Gelin, Seninle Güler Yüreğim
Mehmet Coral...Tımarhane Adası
Mustafa F. Usta...Kızılırmak'ta Gülbiçen
Nermin Bezmen...Sır
Nurten Ertul...Kimlik
O. Necmi Güner...Rana
Reha Çamuroğlu...Kalem Efendisi
Selçuk Erez...Garo Dayı
Şevki İşbilen...Hz. Davud'un Yıldızı
Tansu Bele...Gerçeğin Şarkısı
Veysel Dikmen...Büyük Ölüler Meydanı
Yüksel Ayaydın...Sırlar Gömülmeyi Reddeder
|