12 Mart'ın masumları
Edebi değeri bir yana, Füruzan'ın 'Kırk Yedi'liler'i yakın tarihin dramatik bir dönemini, kadın sorununu, Cumhuriyet'in büyük kentlerde ve taşrada izlediği seyri ele alışı ile gözden kaçırılmaması gereken bir hikâyeyi barındırıyor
Radikal Kitap, 21/04/2006
A. ÖMER TÜRKEŞ (Arşivi)
Edebiyat hayatına 1956 yılında dergilerde yayımladığı hikâyeleriyle başlayan Füruzan, ilk çıkışını Sait Faik Ödülü'ne de değer görülen Parasız Yatılı (1971) adlı kitabıyla yapmıştı. Ama pek çok kişi Füruzan adını 1974 tarihli Kırk Yedi'liler romanıyla hatırlar. 12 Mart sonrasında yayımlandığında ne çok sevilmiş ne çok tartışılmıştı Kırk Yedi'liler; 47'li abi ve ablalarına bakarak yollara düşen devrimci gençler, romanı kolayca benimsemişlerdi. O zamanlar solculuğun olmazsa olmazlarından sayılan kitaplarımız vardı; Uğur Mumcu'dan Suçlular ve Güçlüler, Harun Karadeniz'den Olaylı Yıllar ve Gençlik, Erdal Öz'den Yaralısın, Füruzan'dan Kırk Yedi'liler, Vedat Türkali'den Bir Gün Tek Başına, Sevgi Soysal'dan Yenişehir'de Bir Öğle Vakti ve Şafak elden ele dolaşırdı. G. Politzer'in Felsefenin Temel İlkeleri ve L. Huberman'ın Sosyalizmin Alfabesi'ni de unutmuyoruz elbette... Ama geçen zamana dayanmak zor. Her ne kadar yeni baskıları yapılsa bile, şimdilerde Kırk Yedi'liler bizler için unutulmak, yeni kuşaklar içinse hiç bilinmemek gibi bir talihsizlikle karşı karşıya. Oysa edebi değeri bir yana, Kırk Yedi'liler yakın tarihin dramatik bir dönemini, kadın sorununu, Cumhuriyet'in büyük kentlerde ve taşrada izlediği seyri ele alışı ile gözden kaçırılmaması gereken bir hikâyeyi barındırıyor...
Cumhuriyet çocukları Kolay okunan bir roman değildir. Zorluğu dilinden ya da romanın teknik özelliklerinden kaynaklanmıyor. Çok ağır bir duygusal yoğunluğu, ağdalı olmayan derinlikli bir hüznü, yitik bir kuşağın acıları var romanda. 47'liler ya da Türkiye solunun tarihine 68'liler diye geçenler 'kabaca 1945 ila 1950 doğumlu, şehirli orta sınıf çocukları': Emine Semra Kozlu, Sami Kaya Elçin, Hüseyin Cemşit Kerimoğlu, Hacer Melek Ötüken, Bilge Sümer Onurkan, Necil Seyhan Öztürk, Ali Ahmet Kadiroğlu, Mehmet Kadir Tepeoğlu, Mürsel Uzunoğlu ve diğerleri... İsterseniz bu isimlere Battal'ı, Deniz'i, Yusuf'u, Taylan'ı, Mahir'i, Hüseyin'i, Ulaş'ı, İbrahim'i de ekleyebilirsiniz. İstanbul'dan, Ankara'dan, Erzurum'dan, Kars'tan, Tunceli'den, Aydın'dan çıkıp gelmişler ODTÜ'ye, İTÜ'ye, Hacettepe'ye, İstanbul Üniversitesine... Hatta aralarında İran'lı tıp öğrencisi Ali Perviz de var. Farklı sınıf ve katmanlardan gelen Cumhuriyet'in ilk isyancı kuşağının hikâyelerini anlatıyor Füruzan. Üniversite gençliğinin geleneksel değerlerle, toplum ve siyasi yapıyla çatışmaları romanın ana karakteri Emine'nin yaşadıkları ve düşündükleri etrafında işlenmiş. Emine'nin de devrimci hareket katılıp işkenceye maruz kalmış olması, hikâyenin en trajik kısımlarıyla, birbiri ardına gelen ölüm haberleriyle, şiddetin her türlüsüyle karşı karşıya getiriyor bizleri. Cemil Meriç, Hisar dergisinin Haziran 1975 sayısında şu cümlelerle özetlemiş romanı: "Kırk Yedi'liler bir kâbusla başlıyor. Birkaç ay önce yaşadığı bir işkencenin korkunç intibalarını silmek isteyen bir genç kız, hatıralara sığınıyor. Bu bir roman değil, 650 sayfalık bir kâbus. Arada bir insanca pırıltılar, Erzurumdan bir iki kartpostal, birkaç sevimli çehre. Sonra işkence, işkence, işkence... Gerekçesi olmayan bir ithamname bu. Cellatlar korkunç, kurbanlar deli. Kırk Yedi'liler sayıklar gibi konuşuyorlar. Ne söylediklerini anlayamıyoruz. Karşılarında da habis ve kıyıcı hayâletler. Kitap inandırmıyor, isyan ettiriyor. Her adımda bir bataklığa gömülüyorsunuz. Ve içinizden korkunç şüpheler geçiyor: tımarhanede miyim? Bir roman değil, bir kâbus. Yazar uçurumu derinleştiriyor, insanla insan arasındaki uçurumu. Oysa 47'lileri daha çok sevdirebilirdi bize". Ancak bu romanın asıl hikâyesini Emine ve ailesinin Erzurum yaşantısının oluşturduğunu söylemeliyim. Sorguda geçirdiği günler içinde, geçmişe gidip gelen iç monolog tekniği ile yazar, 50'lerin Türkiye'sine, egemen düşünce yapısına, geleneksel aile kurumuna, ikiyüzlü değer yargılarına ağır eleştiriler getiriyor. Aynı ailenin iki kızından Emine, topluma başkaldırmış, özgür bir yaşam tarzını seçmiş bir kişilik. Ablası Seçil ise, bir önceki kuşağı, eşikten öteye geçemeyenleri temsil ediyor. Sonuçta, bütün olumsuzluklara rağmen, Emine'nin yaşamla bağı yeniden kurulurken, Seçil, kendisini bunaltan burjuva aile kurumuna tahammül edemez ve intiharı seçer.
'Soruna yanlış bakış' Roman kahramanlarını ağırbaşlı ama romantik ve içlerinde büyük bir coşku, çocukluklarını yaşamadan büyüyüvermişliğin çocuksu sevinçlerini barındıran insanlar olarak canlandırmış Füruzan. Onları geçirdikleri değişim içerisinde yakalamaya çalışmış Böylelikle olayları göğüslerken yaşadıkları sıkıntılı durumların duygusal etkisi artıyor. Fürüzan'ın hikâyelerinde olaydan çok durum anlatılar vardır. Amacı -kendi ifadesiyle- "zamanın ardından koşmak, bir zamanı tümüyle verebilmek, insanları o zaman içinde verebilmek"tir. Ne var ki Kırk Yedi'liler'de olaylar da, özellikle işkence sahneleriyle öne çıkmış. Doğrusunu söylemek gerekirse, edebi açıdan tarihsel önemine denk düşecek denli başarılı değil Kırk Yedi'liler. Oysa Türk romanı için değişik sayılacak bir kurgu yakalamış yazar; Türkiye'nin farklı coğrafyalarından farklı sınıfsal kökenlerden kadınlı erkekli üniversiteli gençleri birbirleriyle ve aileleriyle ilişkileri içinde, yenilginin sonrasında, bir karakterin bakış açısı ile anlatmaya dayalı olay örgüsünde hiçbir aksaklık yok. Ama, gençliğe ve özellikle direnen genç kızlara olan sempatisini dışa vuran metnin tiplemeleri o kadar inandırıcı değil. Belki bu nedenle, Fürüzan onları uzun uzadıya konuşturmak zorunda kalmış, bu uzun konuşmalar roman bütününe didaktik bir hava vermiş ve Murat Belge'nin 12 Mart romanlarını değerlendirken "soruna yanlış bakış" diye adlandırdığı bir eğilimden kurtulamamış. Söz konusu eğilim roman kahramanlarının edilgin, başına bunların neden geldiğini bir türlü anlamayan masum insanlar olarak canlandırılmasıdır. Nitekim sorgusu sırasında Emine'nin bilincinden "Hem nedir soracakları. Kitaplarımız saklamadık ki onlardan. Kendimizi mi yalanlayacaktık? Yirmi yaşına değin araştırıp kurmaya çalıştığımızı mı? Sevgiyi, inancı mı yalanlayacaktık?" soruları akıp gidecektir. Pek çok 12 Mart romanında gördüğümiz gibi, Emine de belleğe sığınmıştır. 12 Mart romanları yalnızca ele aldıkları konularıyla bir yenilik getirmediler, aynı zamanda irkiltici, rahatsız edici ve çarpıcıydılar. Bu romanların yazıldığı tarihlerde, Türkiye'de geçmişini 12 Mart öncesi siyasi yoğunluklara dayandıran daha yığınsal bir devrimci pratiğin başlaması da, romanların büyük ilgi görmesine, ama estetik ve ideolojik sorgulamalarının ihmal edilmesine yol açtı. Bugün geriye dönüp baktığımızda, 68 ve sonrasındaki devrimci hareketler ve hareketlerin failleri için 'suçsuzdular' nitelemesini kullanmak hiç de doğru gelmiyor bana. Eylemlerinin bedelini idam sehpalarında, Kızıldere'lerde, Nurhaklar'da yaşamlarıyla ödeyen devrimci gençler karşılarına aldıkları sistemin hukuna göre elbette suçluydular. Ne var ki onlar eylemlerini o hukukun terazisinde tartmayı hiç düşünmemişlerdi. Kısacası romanlarda anlatıldığı gibi, sorgu ve işkencelerin başlarına neden geldiğini bilmeyecek kadar saf değillerdi. İsyanları bilinçli bir tercihti.
Travmatik bir dönem Söz konusu suçszuluk ya da masumluk motifine soldan bir yaklaşım için Yılamz Güney'in romanlarını örnek göstereceğim. Yasalar önünde onun kahramanları da masumdur, ama Yılmaz'ın sorguladığı tam da bu 'masum'luk durumudur. Yılmaz Güney'in romanlarındaki adalet kavramı burjuva hukuk normlarını aşar; yasalar karşısındaki masumiyete olumluluk yüklenmez. Tersine, gençlerin 'masum' olmaları halka karşı sorumluluklarını üstlenememişliklerinden, siyasi bilinç eksikliklerinden ve egemen ideolojinin etkisinden kurtulamamışlıklarındandır. Elbette her edebi ürün, önce kendi tarihi içinde, daha sonra bugünkü yeri açısından düşünülmelidir. Romanın, travmatik bir tarihsel dönemin, 12 Mart'ın ardından yazılmış olmasının getirdiği ajitatif yönlerini bir yana bırakırsak, kadın sorunlarına bugün için bile radikal sayılabilecek bir açıdan yaklaşmasıyla, orta sınıf insanlarının özlemlerini, kıstırılmışlıklarını yakalamasıyla silinip giden zamandan bir şeyler koparan, bir şeyler alıkoyan bir roman Kırk Yedi'liler.
'Parasız Yatılı'dan 'Benim Sinemalarım'a Kitabı Parasız Yatılı'yla 1972 Sait Faik Hikâye Armağanı'nı kazandı. İlk kitaplarında kötü yola düşmüş kadın ve kızların, çöken burjuva ailelerinin, yoksulluk ve yalnızlıkla boğuşan kadın ve çocukların, yeni ortamlarda bunalan ve yurt özlemi çeken göçmenlerin dramlarına sevecenlikle yaklaştı. Kişileri derinlemesine inceledi ve anlatımını ayrıntılarla besledi. 12 Mart dönemini anlattığı ilk romanı Kırk Yedi'liler ile 1975 Türk Dil Kurumu Roman Ödülü'nü kazandı. Daha sonra bir sanatçılar programıyla (D.A.A.D.) 1975'te Batı Berlin'e çağrıldı ve orada bir yıl kalarak işçilerle ve sanatçılarla röportajlar yaptı. Eserleri birçok yabancı dile çevrildi. Dokuz Çağdaş Türk Öykücüsü (1982, Volk und Welt Verlag) adlı antolojisini ve Die Kinder der Türkei (1979, Kinderbuch Verlag) adlı çocuk kitabını ise Doğu Berlin'de konuk kaldığı süre içerisinde hazırladı. 1988-1990 yıllarında çektiği Benim Sinemalarım filmi 1990'da Cannes Film Festivali'nin 'Eleştirmenlerin 7 Günü' ve 'Altın Kamera' dallarından çağrı alarak; 158 film arasından seçilen 8 filmden biri olarak gösterime girdi. 1991'de Uluslararası İran Fecr Film Festivali'nde, Uluslararası Jüri'den 'En İyi İlk Film Jüri Özel Ödülü'nü kazandı. 1991'de Tokyo Uluslararası Film Festivali'nde seçilen 'En İyi On Asya Filmi' arasında yer aldı. 1994'te, Bosna-Hersek, Yunanistan ve Bulgaristan gezilerini İşte Bizim Rumeli adlı kitabında topladı.
Eserleri: Öykü: Parasız Yatılı (1971), Kuşatma (1972), Benim Sinemalarım (1973), Gül Mevsimidir (uzun öykü, 1973), Gecenin Öteki Yüzü (1982); Sevda Dolu Bir Yaz (1999); Roman: Kırk Yedi'liler (1974), Berlin'in Nar Çiçeği (1988); Röportaj: Yeni Konuklar (1977); Gezi: Ev Sahipleri (1981); İşte Bizim Rumeli (Balkan Yolcusu) (1994); Oyun: Redife'ye Güzelleme (1981); Çocuk Kitabı: Die Kinder der Türkei (1979, 'Türkiye Çocukları'), Şiir: Lodoslar Kenti (1991).
KIRK YEDİ'LİLER Füruzan, Yapı Kredi Yayınları, 2006, 465 sayfa, 20 YTL.
'Kitap' ekimizdeki diğer haberler
|