10 03 2011

Değinmeler

Değinmeler

Şiir yazıları

Bir şiiri içiyle, yapısal özellikleriyle değerlendirmek, ozanın edebiyattaki durumunu saptamak, şiir eleştirisine emek veren bir yazarın sorumluluğu olmalıdır. Bu sorumluluk şiirin işlevini araştırmayı da gerektirebilir. Şiir geleneğimizin başlangıcından çağdaş edebiyata doğru değişen toplum koşullarıyla birlikte değişen dilin edebiyata yansıyan özellikleri birbirine benzemeyen nice şiir oluşumunun gelişmesine yol açmıştır. Dünya şiirindeki değişimler de şiirimizi etkilemiştir.

MUSTAFA ŞERİF ONARAN

Bir şiir eleştirmeni, içinde bulunduğu koşullarda bir ozanı değerlendirirken şiirin işlevini de anımsamalıdır.

Dize kurmayı onur sorunu sayan ozanlar da vardı, dizenin işlevini tamamladığına inananlar da. Belki de, 'dizenin işlevi değişti' diye düşünmek daha gerçekçi bir yaklaşım olur.

Ozan kökenli bir eleştirmenin şiir sorunları üzerinde durması daha etkili bir yaklaşım sağlayabilir. Ama böyle bir yaklaşım, kendi şiir beğenisine inanan bir ozan için ne kadar nesnel sayılabilir?

DEĞİŞİK ANLAYIŞLARI YORUMLAMAK

Mahmut Temizyürek kendi şiirini kuran, şiir sorunlarına deneme anlayışıyla bakan bir ozan. Turgut Uyar, Cemal Süreya gibi ozanların eleştirel deneme anlayışını benimseyerek yeni ozanları daha iyi tanımamızı sağlıyor. (GÖLGESİ İNSAN BEDENİ DOĞA, Denemeler, Yazılı Kâğıt Yayınları, 2011).

'Yazılı Kâğıt Yayınları' Abdülkadir Budak yönetiminde 'Sincan İstasyonu' adıyla şiir ağırlıklı bir edebiyat dergisi çıkarıyordu. 'Sincan İstasyonu' edebiyat çevrelerinde aranan bir dergi oldu. 'Yazalı Kâğıt Yayınları'nın kitap yayımlamaya başlaması da olumlu bir gelişme.

Mahmut Temizyürek'in çağdaş şiirimizin genç ozanlarını değerlendiren çalışmasını, özellikle ozan kadınların çağdaş şiirimizde kişilikli bir gelişme göstermesini incelerken, 'şiir artık eski görkemini yitirdi' gibi hazır yargıların ne kadar geçersiz olduğu daha iyi anlaşılıyor.

Yahya Kemal ile Nâzım Hikmet üzerine varılan yargılara artık alışıldı. Gene de şiirin işlevi üzerine yeni görüşlere varılabilir.

Kuşkusuz çağdaş şiirimizin önemli ozanlarından biri Arif Damar'dır. 'Kırk Kuşağı Toplumcuları'ndan Arif Barikat olarak şiire başlamış, ama çok yönlü bir şiir gelşitirmesini bilmiştir.

Mahmut Temizyürek bu gelişmeyi şöyle anlatıyor:

'1956'da 'Günde Güne' ile yeniden gün yüzüne çıktığında, bu kez 'İkinci Yeni' şairlerinin büyük saati gongunu vurmaktaydı. Arif Damar kendi sosyalist gerçekçi sesiyle bu şiirin yenilikçi sesleri arasında bir köprü kurmayı başardı.'

Hep genç kalmasını bilen Arif Damar için Mahmut Temizyürek, bu gençliğin gizlerini de açıklıyor:

'Gençliğinin bir başka açıklaması da şiir akımları karşısında esnek oluşunda, gelişen şiir olanaklarına açık ama daima kendi olmaya özenen bir kişiliklilik gözetmesinde vardır.'

Kuşkusuz toplumcu şiirden gelip de bir ozanın kendini değiştirmesi, yeni arayışlara girişmesi, 'incelikli, ipek gibi, lepiska bir şiir dili'yle şiirini geliştirmesi önemlidir.

Ama Talat Sait Halman gibi bir usta ozan geleneğin izini sürerken de etkili olmasını bilmiştir. Bütün şiirlerini 'Ümit Harmanı' adlı bir kitapta toplayan Halman'ın önemini Mahmut Temizyürek şöyle anlatıyor:

'Öncelikle bir ısrarın birikimi olarak var olmuş bu yapıt: Şiirde yenilik kadar geleneğin önemine dair bir ısrarın. Türkçenin dünya şiir dillerinden bağımsız değil, onun içinde, onunla yaşayan bir dil olduğu bilincinde bir ısrarın.'

Mahmut Temizyürek'in Talat Sait Halman'la ilgili yorumları; şiirin dokusunu iyi bilen, şiirbilim deneyimi olan bir ozanın sözleridir. Değişik şiir çalışmaları çağdaş şiirimizin gücünü gösterir.

Mahmut Temizyürek'in 'Ümit Harmanı'yla ilgili görüşleri nice genç ozanı düşündürmelidir:

'Bu bilinçli poetikanın icrasıysa şiirle ilgili her bireyi düşündürecek, tartıştıracak, esin verecek örneklerle doludur.'

ÖRTÜŞEN ŞİİR

Ahmet Ada çağdaş şiirimizin önemli ozanlarından biri. Bir başka ozanla ötüşen şiirine bakıp ona uzak duran ozanlar da var. Oysa Mahmut Temizyürek bu etkileşimi 'şiirlerarasılık' olarak niteleyerek şöyle bir yoruma varıyor:

' 'Etkilenme endişesi'nden sıyrılıp şiirsel bir yüceltimle dönüştürüyor Ada.'

'Yumuşattı, yoğurdu, lirik bir duygu kazandırdı her etkilendiği şiir. Nazire geleneğini yaşattı modern şiirde.'

'Şiir şiire bakarak yazılır' sözü İlhan Berk ile Melih Cevdet Aday için de geçerlidir.

Mahmut Temizyürek, Celal Soycan'ın kusursuz tanımıyla bakıyor Ahmet Ada'ya:

'Türk şiirinde Ahmet Ada sesi diyebileceğimiz sakin, tartımlı, okura şefkat aşılayan ama kaygılı bir ses, insan trafiğine daha acı ve olabildiğince sentetik bir 'dil' içinden sokulmaya çalışır.'

Ahmet Ada 'Taşa Bağlarım Zamanı' derken, 'can havliyle yazdığı' şiirlerde, yaşamak için zamanı durdurmak gereksinimi duymuştu.

Kuşkusuz günümüzün önemli ozanlarından biri de Hüseyin Atabaş'tır. Şiirini geliştiren bu ozana Mahmut Temizyürek'in yorumuyla bakalım:

'Kendisiyle, zamanla, insanla, aşkla konuşup dertleşmenin, bazen de verimli hayatla çarpışmanın ama eşitsiz savaşta bile hurdayla yenik düşmenin kederiyle işliyor şiirler. Mevsimlerin, zamanın ve zamanın kendine benzettiği şeylerin, daha çok da belirli bir zamandaki kentin insan hallerinin şiirlerini yazmaya devam ediyor Hüseyin Atabaş.'

Ahmet Telli, şiirindeki toplumcu duyarlığı 30 yıl boyunca geliştirmesini bildi. Mahmut Temizyürek'e göre;

'Politik seçimi ile poetik seçimi arasına bir mesafe koymamıştır ama politik seçiminin dilini şiirini ezecek biçimde de kullanmadı.'

Bunu nasıl yaptı?

'Toplumcu şairlerin mirasını harcamadan devralmak ve üstüne kendisinin koyabileceği değerlerin kaygısını yaşamakla.'

Değişen toplum koşullarına göre bir ozanın 'muhalif, kavgacı benliği'; acının, kederin, üzgünlüğün türküsünü söylemeyi sürdürecektir.

Ustalıktan gelen kolaylığın şiiri çürütmesine karşılık, Ahmet Telli, 'şiire başladığı yılların anısını, ruhunu, niyetini ve kendi gençlik duygusunu hiç terketmedi, her eline kalemi alışta 'acemi'.'

Ancak Mahmut Temizyürek gibi şiirin dokusunu iyi bilen bir ozan böyle bir yoruma varabilir.

OZAN KADINLAR DA VAR

Mahmut Temizyürek 'Gölgesi İnsan Bedeni Doğa'da Yahya Kemal Beyatlı'dan Hilal Karahan'a kadar 30 ozan üzerine bir şiir yolculuğuna çıkıyor. Temizyürek'in yorumlarıyla bu ozanları yeniden keşfediyorsunuz. Bildiğinizi sandığınız bir ozanı bilinmeyen yönleriyle yeniden tanıyorsunuz.

Temizyürek, çağdaş şiirimizde ozan kadınların belirgin bir üstünlük sağladığını da belirtmek gereksinimi duyuyor:

'Yazılarda şair kadınların niteliksel öne çıkışını özellikle vurgulamak istedim; her şeyde haklılar, her şeyden önce vazgeçilmez hakları vardı. Şiiri, insanın alışmadığı bir dilde ve biçimde doğayı ve kendini duyuşudur, diye tanımlayanlardan oldu Türkçede zuhur eden şair kadınlar.'

Ama Mahmut Temizyürek bu 30 ozan arasından ancak 6 ozan kadına yer verebilmiş. Bunlar arasında Gülten Akın'ın ayrı bir önemi var. Onunla ilgili yazının başlığı şöyle:

'Bâcıyan-ı Rûm'dan Modern Çağda Bir Şiir Burcu'

Mahmut Temizyürek, Gülten Akın şiirinin önemini şu sözlerle belirtiyor:

'Onun yarım yüzyılı aşkın edebi pratiği, hem özgün bir şiirin kuruluş öyküsüdür, hem de ülkemizin yakın dönem toplumsal tarihinin en belirgin izlerinin şiirde yaşam bulmasıdır.'

'Gölgesi İnsan Bedeni Doğa' kitabında Mahmut Temizyürek'in yorumlarıyla daha yakından tanıdığımız ozan kadınlar: Aslı Birsen, Gülümser Çankaya, Melek Özlem Sezer, Gonca Özmen, Hilal Karahan...

Ayrıca Hilal Karahan'ı anlatırken aklına ilk gelen ozanlar arasında; Eren Aysan, Fulya Emek Tanrıkulu, Emel Güz, Oya Uysal, Aslı Serin, Emel İrtem, Türkân İldeniz, Çiğdem Sezer aklına ilk gelenler arasında.

Mahmut Temizyürek, ' 'İkinci gelenler', benim kusurumdur, bağışlansın!' demek inceliğini de gösteriyor.

Ama o hemen anımsanmayanlar arasında öyle önemli ozan kadınlar var ki, çağdaş Türk şiiri onlara çok şey borçludur.

Bu yazıda, Mahmut Temizyürek'in ozan kişiliğini yorumladığı kadınlardan ancak birine, Hilal Karahan'a, bu yazıda yer verebileceğim.

Cemal Süreya'nın bir sözü var:

'Son elli yıllık şiir serüveninin bütün söyleyiş biçimlerini kavramış günümüz genç şairi. Acemilik diye birşey kalmamış. Bence genç şaire yeni aşırılıklar gerekiyor.'

Mahmut Temizyürek bu sözün Hilal Karahan için de geçerli olduğunu düşünüyor:

'Leydi Lazarus'u hatırlatan da Hilal Karahan oldu. Tıpkı o leydi gibi hırçın, dahası hırçın bir dili var Karahan'ın. Bu havada bir dilin getirebileceği şiirsel sorunları aşarken bulduğu tekniklerin çoğu geçmişte denenmiş olsa da, bunları ustalıkla kullanmasının yanı sıra, eklediği motifler de var.'

'YAZILI KÂĞIT'

Eleştirel okumanın gizlerine varan Mahmut Temizyürek şiire çok yönlü bakmasını bilen bir sıkıdüzenden geliyor. Zaten tek yönlü bir şiiri benimsemiş olsaydı, şiire çok yönlü bakma olanağı bulamazdı.

Okumadan, bilmeden 'ahkâm kesme'yi alışkanlık haline getiren yazarlar vardır. Önünüzü iliklemeden onların yanına varamazsınız.

İyi ki Mahmut Temizyürek var. 'Gölgesi İnsan Bedeni Doğa' sözünde bile bir ozanın gücünü simgeleyen izler aramalısınız.

Bu 30 ozanın hepsi de ozan kadın olabilirdi. Belki o zaman değişik şiirleri yorumlamak olanağı bulunamazdı. Şiirdeki kadın duyarlığında birbiriyle örtüşen özellikler üzerinde durulabilirdi.

Yahya Kemal. Orhan Veli'yi tanıdğı zaman; 'Ben eskiden tek bir türlü şiir olduğunu sanırdım. Demek başka türlü şiirler de yazılabiliyormuş' demişti.

Dipten gelen dalga şiirimizin gerçek gücünü gösteriyor. Mahmut Temizyürek anılarla, yorumlarla, önyargılı olmadan, temiz bir yürekle bakıyor bu ozanlara. O sevecen bakış onları daha iyi tanımamıza yarıyor.

Gene de 'yazılı kâğıt'tır yarınlara kalacak olan...

CK; 2011-03-10

 

 

Tahsin Yücel'den 'Gün Ne Günü'

Bedenini yitirmiş gölgeler

Gözlerini Cumhuriyetin inşa günlerinde açmış bir yazarımızın, Tahsin Yücel'in, denemelerini topladığı Gün Ne Günü isimli kitabında beş yıl boyunca çeşitli yayın organlarında okurlarla buluşan yazılarını okuyoruz.

Suat DUMAN

'Ütopya', devrim kuşakları için diğer kelimelerden farksızdır; kelimedir işte, akıllarına gelmemiştir pek. Yapılması gerekenler, bir gün önceki algıyla belirmez uslarında. Dün hayalini kurduğu gelecek, bugün vazife olmuştur, elindedir. Mustafa Kemal'in Latin abecesi için yapılan çalışmaların, öngörüldüğü gibi dört beş yılda değil, birkaç ay içerisinde bitirilmesini buyurduğu biliniyor, öyle de olmuştur. Gün Ne Günü, hayatta kalmanın bile ütopya sayıldığı günlerde, Cumhuriyetin kurulduğu zamanlarda dünyaya gelen Tahsin Yücel'in yakın tarihli yazılarının toplamı.

Denemelerin yazılıp yayınlandığı tarihler, epeydir sarsılan, geniş bir cephenin hep birlikte alaşağı etmeye uğraştığı Cumhuriyetin belki de en kritik, sarsılmanın yıkılmaya dönüştüğü yıllarına denk düşüyor. İşlenen konulara bir göz attığımızda yazarın da bu belirlemeyi paylaştığını görüyoruz. Üniversitelerin 12 Eylül darbesinden sonra içine düşürüldüğü acz ve tabii ki YÖK; gündemden çıkmak bilmeyen türban tartışmaları ve laiklik; kimlik sorunsalı; anadilde eğitim meselesi; anayasamızın yenilenme çalışmaları; köşe yazarlığı kurumu; aydınların ve entelektüellerin iktidarla bağımlılık ilişkileri ve ömrünün büyük bölümünü adadığı dil ve Türkçe üzerine yazı ve değerlendirmeler, denemelerin eğildiği temel başlıkları oluşturuyor.

Denemeler, yukarıda belirttiğimiz gibi konu itibarıyla farklılaştığında bile bir odağı koruyor. O odak Cumhuriyet. Tahsin Yücel'in yazılarının gelip dayandığı yer, karşı devrim sürecine girmiş olan Türkiye'nin büyük bir hızla yağmalandığı, tekellerin, uluslararası şirketlerin, emperyal orduların etki ve denetimi altında milletin cehaletle boğulup, sadakayla kontrol edildiği, ulusal devletin yıkıma uğratıldığı gerçeği. Türkçeyi, en azından doğru düzgün kullanmayı beceremeyen, yüzyılların kültürel birikimine tamamen yabancı, paraya ve güce biat eden, eşi görülmemiş derecede niteliksiz isimlerin bir ülkenin kaderine hükmetmelerine karşı çığlık yazıların her biri. Yazarın, 'Avrupa ve Darbuka' isimli denemesinde, Batılı ülkelerde iş görecek kadar meseleyi çözmüş Doğulu okumuşlar için kullanılan, 'bon pour l'Orient' (Doğu ülkeleri için iyi) nitelemesinin yanına Cevat Çapan'dan alarak, 'bon pour l'Occident' (Batı için iyi) nitelemesini ekleyip, aydınların, köşe yazıcılarının içler acısı durumunu özetlemesi var ki yinelenen tarihimizin trajedisine, ne yapsak gülemiyoruz!

Tahsin Yücel'in birçok denemesinde hatırlattığı ve anlaşılan o ki bir dönemeç kabul ettiği tarihsel bir sözü biz de buraya alalım. Adnan Menderes'in meşhur, 'siz isterseniz şeriatı bile getirirsiniz' diye çınlayan 'özlü' sözünü. Milletine, onun vekillerine söylenmiş övgü mü bu sözler, yoksa verilen devrim mücadelesinin külleri hâlâ sıcaklığını koruyorken, yüzyıla, demokrasiye, insan aklına ve yaratıcılığına yönelmiş kabul edilemez bir alay mı?

Her yazı, ülke gündemine dair sözünü sakınmayan bir aydın tavrını ortaya koyuyor. Beri yandan çoğu deneme, Türkçenin olanaklarına; dili örseleyen, duyanı utandıran yanlış kullanımlara ve bilinçli saldırılara karşı yanıt ve açıklamalar da içeriyor. Eleştirilerinde açık, gözünü budaktan esirgemeyen üslup, mizah duygusundan da besleniyor kuşkusuz. Hemen her yazı ironik bir bakışla sonlanıyor ve Tahsin Yücel gibi bir dil bilgesinden bekleneceği üzere süzülmüş, damıtılmış öğütler ve uyarılarla taçlanıyor.

Demokrasimiz sandık ve oy pusulasına indirgenmiş durumda. Çağların birikimi, sandığa düşen oyun rengine göre bir anda belleklerden silinecek sanki. Tuhaf bir dönem kuşkusuz. İdeolojiyle değil, düpedüz hakikatle savaşıyor güçlülerin yazıcıları. Siyasetinize, değil, çok daha ilkel, neredeyse unuttuğumuz değerlere vuruyorlar. Konuşmayı, anlatmayı, tartışmayı olanaksızlaştırıyor bu durum. Yarattığı yılgınlık da cabası. Diğer taraftan, herkes her şeyin farkında belki de. Gerçek, gözle göründüğü kadar açık çünkü. Doğrular, neredeyse tartışmasız. Gelenin kimliği belli, neyin ve kimin ezildiği, gün gibi ortada. Galiba ne söylense, boş, bu yüzden!

Yargı dendiğinde kimsenin aklına adalet gelmiyor artık, ekonomi dendiğinde işini bilenler övülüyor, kültür uzun zaman önce boş işler kategorisine alındı bile. İşte böyle bir zamanda, Tahsin Yücel'in 'Tutarlılık' adlı denemesinde belirttiği gibi 'Güzel Türkiye'mizin sabahtan akşama ve akşamdan sabaha çamaşır değiştirir gibi düşünce inanç, parti değiştiren politikacı, yazar ve profesörlerle, yani, koca Marx'ın deyimiyle, 'bedenlerini yitirmiş gölgeler'le dolup taştığı bir dönemde' doğruları ısrarla ve katiyetle işaret etmenin yeni, pırıl pırıl bir başka yolunu bulmak gerekiyor.

Bütün sözleri birleştiren bir yeni söz söylemek, bütün düğümleri kesen bir usta kılıç dövmek! Aradığımız budur belki de.

Gün Ne Günü/ Tahsin Yücel/ Can Yayınları/ 254 s.

CK; 2011-03-10

 

 

Şiir Atlası

'Öleceğim bir gün 'ben'im' demeden; Suçlu aramıyor, yerinmiyorum'

Marina İvanova Tsvetaeva, 26 Eylül 1892'de Moskova'nın çok seçkin ve entelektüel bir ailesinde dünyaya geldi. İlk şiir kitabı Akşam Albümü'nü 1910 yılında çıkardı. 'Şeytani güç' olarak gördüğü Ekim Devrimi'ni asla kabul etmedi. 1922'de eşiyle yurtdışına çıktılar. 1923'te Berlin Gelikon yayınevinde onun Zanaat adlı kitabı yayımlandı ve edebiyat eleştirmenleri tarafından büyük övgüler aldı. 1924 yılı boyunca Prag'da Orman Destanı ile Sonun Destanı'nı yazdı. 1926'da ise Prag'da başladığı Fare Avcısı'nı bitirdi ve Denizlerden, Merdivenler Destanı, Hava Destanı ve başka yapıtlar üzerinde çalıştı. Sağlığında çıkan son kitabı Rusya Sonrası, onun 1922-1925 yılları arasında yazdığı şiirleri içermektedir.

CEVAT ÇAPAN

ARALIK VE OCAK

Aralık'ın şafak vakti mutluluk

Sadece bir an

Mutluluğun hem gerçeği, hem ilki,

Hem de yaşanan!

Ocak'ınsa şafak vakti ıstırap

Bir saat yalnız

Istırabın hem gerçeği, hem ilki,

Hem de amansız..

Kan değil güneş var damarlarımda,

Kanıtı, elimin kestanerengi.

Tek neden bu olsa gerek aslında

Bu denli çok sevmem için kendimi.

Çırçır sesleriyle inliyor mekân,

Ben otlar içinde ürperiyorum'

Sanki kendi vücudumda dolaşan

Tüm fani yaşamı hissediyorum.

Küçükken yazdığım o ilk şiirler,

Şair olduğumu bile bilmezken,

Fıskıyeden çıkan su gibiydiler

Işıl ışıl titreşen.

Onlar ki, küçücük şeytanlar gibi,

En kutsal mabedi rüsva edenler,

Ölümün, gençliğin sesi her biri

'Okunmayan şiirler.

Kitap raflarının tozu içinde

Aranmadan, sorulmadan, çarnaçar'

Eski şarap gibi ilk şiirlerim

Gününü bekliyorlar.

ZİYARETÇİ

Ey benzeşim ziyaretçi,

Bakışların yine yerde,

Bir zamanki o ben gibi.

Ama sen dur, sus ve bekle.

Şakayık ve gelincikler

Arasından bak ve oku

Marina'ydım bir zamanlar

Yaşamım çok kısa oldu.

İçersinde bulunduğum

Bu mezardan hiç korkma sen'

Ben de vardım, gülüyordum,

Hatta gülmem gerekmezken.

Dalga dalgaydı saçlarım

Kanım ateşten de sıcak.

Bu dünyada ben de vardım!

Ey benzeşim, halime bak!

Otları temizle biraz

Orda çilekler var gizli

Mezarlıkta bulunamaz

Onlar gibi lezzetlisi.

N'olur artık surat asma

Ve başını biraz dik tut;

Beni kolayca anımsa

Sonra da kolayca unut.

Altında parlak güneşin

Sen ki, sanki altındansın!

Topraktan yükselen sesim

Seni sakın korkutmasın.

Ne hoş, benden hasta olmayışınız,

Hastalanmayışım benim de Sizden

Dünyanın dengesi artık rahatsız

Olmayacak ayak seslerimizden.

Ne hoş, komik olabilmem gerçekten

Hem uçarı hem de epey geveze.

Niye utanayım, hiç istemeden,

Dokunursak bazen birbirimize.

Hem nasıl hoşuma gitmesin benim

Başkasına sarılmanız önümde,

Cehennem ateşi hissetmeyişim

Sizi kendim öpmediğim bu günde.

Ağzınızdan bir kez olsun adımı

Duymayacağımı kesinkes bilmek,

Ve bir kilisede 'Hallelujah'lı

Evlenmeyi bile düşlerden silmek.

Ne ki minnettarım yürekten Size

Beni sevmenize, bilmeden hem de,

Seyrek görüşmeler için gizlice

Sağır gecelerin sessizliğinde;

Eller için, gündüz hiç birleşmeyen,

Zevkli gezintiler için mehtapta

Hastalığınıza ' benden geçmeyen,

Ve hastalığıma ' Sizden uzakta.

Ey düşüncesizlik! Ey tatlı günah,

Sen hem can dost, hem can düşmansın bana!

Gözlerime gülüş saçtın her sabah

Ve eğlence soktun damarlarıma!

Öğrettin ki parmağımda bu yüzük

Yaşam armağanım değildir benim!

Bir iş yönelikse bitişe dönük,

Onu daha baştan bitirmeliyim.

Hem filiz, hem metal oldum yine de

Beceriksiz sanıldığım ömrümde

Çikolata sundum acı çekene

Ve hep güldüm fani yüzler önünde.

Sırdaşlık ettiğimiz kader dostu yarenler!

Aşılan yollar zordu, ekmekse taştan beter'

Talikalar, Çingeneler

Ve sularda teraneler

İnler'

Ah, erkenden sökülen Çingene cenneti tan

Sabah yeli geçerdi gümüş yüzlü bozkırdan.

Dağ başında duman duman

Çingeneliği duyuran

Çigan'

Karanlık gecelerde dallar altında, mağdur,

Esmer çocuklar verdik ' yoksulken bile vakur,

Yolları zorluk yoludur'

Bülbül hep haykırır durur

Onur.

Ey harika zamanların eşsiz yolcuları, siz

Kibarlıkla yoksulluğa asla eğilmediniz.

Yanan gür ateşleriniz

Anılarda birer iz '

Temiz'

Öleceğim bir gün 'ben'im' demeden;

Suçlu aramıyor, yerinmiyorum.

Aşk zaferlerinin önünde gelen

Çok önemli şeyler vardır, diyorum.

Ey, benim bağrıma yüklenen bıçkın,

Ey, esin suçlusu toy günahkârım!

Emrime uyup hep 'sen' olmalısın!

Ki ben de hükmünde tutsak kalayım.

Kiminin teni taş, kiminin balçık,

Benimki parlak gümüşten!

Adım Marina'dır, işim ' hoppalık,

Fani deniz köpüğü ' ben.

Kiminin cismi kil, kiminin kemik

Mezarlarda çürür tümü'

Tek bana denizde verildi kimlik

Ve kazalı ölüm günü!

Yüreklerin ve ağların hepsinden

Yol bulur geçerim kesin.

Dağınık saçımı seyreden, ey sen,

Köpükten tuz süzemezsin.

Sert dizlerinizin itip sürdüğü

Dalgalarda dirilirim!

Hep var olsun diye deniz köpüğü

En yükseği denizlerin.

Marina İvanova TSVETAEVA/ Şiirler/ Çeviren: Ahmet Emin ATASOY

CK; 2011-03-10

 

OKUMA

Çino serisi sesli kitap oldu

Nilgün Ilgaz, özellikle görme engelli çocuklar için geliştirdiği sosyal sorumluluk projesini tüm çocuklara sundu. Çocukları düşündürtecek eleştirel bir bakış sunmayı başaran Çino serisi, radyo tiyatrosu olarak yorumlandı.

Mavisel YENER

Sevimli köpek Çino ile Dostum Çino'da tanışan okurlar, dizinin ikinci kitabı Kahraman Çino'yu da çok sevmişlerdi. 'Canlı Kitap' adıyla iki kitabın da CD'si çocuklara gülümsüyor. Çocuklar CD'yi dinledikten sonra kitabı da okuyabilecek. İlerinin iyi okurunun yetiştirilmesinin yanı sıra, seslendirme konusunda farkındalık kazanmış bireyler yetiştirme açısından da önemli bir proje.

Nilgün Ilgaz ve tiyatro sanatçısı Didem Balçın okullarda düzenlenen okuma günlerinde bir araya gelirken bu projeyi üretmişler. Didem Balçın diyor ki; 'Teknoloji çağı dediğimiz çağ bizi, çocuklarımızın hayal gücünün gelişimi konusunda biraz kısıtlamaya soktu. İşte sesli kitap bu bilincin değişmesinin gerekliliği konusunda ortaya çıktı. Çocukların hayal güçlerinin sınırı olmadığı bir gerçek' İşte biz de bu uçsuz bucaksız hayalleri daha güçlü bir hale getirmek için okulöncesi ve ilköğretim öğrencilerine bu sesli kitap çalışmasını tavsiye ediyoruz. Dinledikleri şekilde okumaya çalışmak başka kitaplardaki okumalarını da daha akıcı hale getirmiş olacak.'

İlk kitapta, Çino ile Anıl'ın nasıl dost olduğunu öğrenmiştik. Ne ki, Anıl ile Çino ayrılmak zorunda kalmışlardı. Dizinin ikinci kitabı olan Kahraman Çino, Anıl'ın Tekirdağ-Barbaros beldesindeki dedesinin yanına tatile gitmesiyle başlıyordu. Anıl, köpeğiyle orada yeniden karşılaşınca dedesinin bu sırrı nasıl sakladığını öğrenip çok şaşırmıştı. Anıl'ın yazlıktaki arkadaşlarıyla da tanışmıştık.

Nilgün Ilgaz'ın ilk kitabı Çocukluk Limanıma Sığınan Foklar 2003'Te yayımlanmıştı. Bu kitapta, Karadeniz Ereğlisi'nde geçen çocukluğunu, arkadaşlarını ve bir mağarada buldukları anne ve yavru foku anlatıyordu.

İlk kitaptan sonra çocuk okurlar Ilgaz'a öylesine çok mektup göndermişler ki, Dostum Çino'yu yazması için güç vermişler ona. Yazarın üçüncü çocuk kitabı Kahraman Çino da çok bekletmeden buluştu okuruyla. Nilgün Ilgaz, kitaplarında bazı değerlerin teknolojiye yenilmemesi için çaba gösteriyor. Dostluk, arkadaşlık, dayanışma' Okuma günlerine öğrencilerin gösterdiği ilgi sonucu Dostum Çino ve Kahraman Çino adlı kitapları radyo tiyatrosu olarak yorumlanmış. Nilgün Ilgaz ile yazma serüveni ve kitapları üzerine yaptığımız kısacık söyleşi, onun çocuk yazınına bakışının da ipuçlarını veriyor.

Sevgili Nilgün Ilgaz, çocuklara yazma fikriniz nasıl oluştu?

'İlk olarak 2000'li yıllarda yazmayı düşündüm. Ev taşırken, ilkokul ikinci sınıftan itibaren tuttuğum günlüklerim geçti elime. Günlüklerimi okuyunca, çok şanslı bir çocukluk geçirdiğimi anımsadım. Bir iki gün sonra da gazetelerde Kanada'da foklara yapılan kıyımı okuyunca, çocukluğumda tanık olduğum iki fok balığının kıyımını yazıp, çocuklarla paylaşmak istedim.'

Çocukluk Limanıma Sığınan Foklar'da hayvan sevgisinin yanında dostluk, arkadaşlık da var'

'Çocukluğumda arkadaşlık, özveri, sevgi ve saygı da önemliydi. Teknolojinin yanlış kullanımıyla, şimdiki çocukların bireyselleştiğini, kavramların birer birer yok olduğunu görüyorum. Günümüzde arkadaşlık ve paylaşım zayıfladı. Şiddet ilkokullara kadar sıçradı. Bir de, çok olumsuz koşullarda da olsak umutsuzluğa düşmememiz gerek''

Çocuk okurlar geri bildirim yapıyorlar mı?

'Yapmaz olurlar mı' Öyle ki okurlarımın çoğu, Kanada'daki fok kıyımını yakından takip ettiklerini belirtip, bunu e-postalarla sağa sola gönderip protesto ettiklerini söylüyorlar.

Yazma düşüncenizden gelini olduğunuz Rıfat Ilgaz'ın haberi var mıydı?

Babamın haberi yoktu. Çocukluk anılarımı anlattığımda, 'Bunları mutlaka yaz! Güzel hikâyeler çıkar' derdi. Ben de 'Baba ben anlatayım siz yazın' derdim. Fakat o zamanlar yazma niyetim yoktu. Günlüklerimi okuyunca, fikrim değişti. Babamın sözlerini de anımsayınca yazmaya karar verdim. Ben de kitaplarımı yaşanmış olaylardan yola çıkarak yazıyorum. Sanırım babamın da en çok hoşuma giden tarafı buydu; olayları gözlemleyip yazması' Ben de kurgudan çok, yaşanmış olayları yazmayı seviyorum.'

'Dostum Çino'yu da kendi yaşamınızdan yola çıkarak mı yazdınız?

'Evet, oğlum Anıl dokuz yaşındaydı. Onun isteği üzerine, evimize bir köpek alındı. Bir hafta sonra da o köpeği göndermek zorunda kaldık, alerjim yüzünden' O bir hafta içinde oğlumla birlikte yaşadıklarımız beni çok etkilemişti. Kitapta anlatıcı Anıl. Anıl, köpeğiyle mutlu günlerini yaşadığı bir sırada zor bir seçim yapmak zorunda kalır. Annesi mi Çino mu?'

Üç kitapta da hayvanları görüyoruz'

'Hayvanları, doğayı ve çocukları çok seviyorum. Her anımı onlarla geçirmek istiyorum.

Bunun sonucunda kitaplarımın kahramanları da onlar oluyor. Çocuğun gözüyle büyüklerin doğaya ve hayvanlara verdikleri zararları eleştirdim. Kitaplarımı beğenerek okuyan çocuklar mutlu olunca, ben de mutlu oluyorum.'

Eşiniz Aydın Ilgaz ile Çınar Yayınları'nı yönetiyorsunuz. Sürekli okurlarla iç içesiniz. Son yıllarda çocuk kitaplarında nicel çoğalma söz konusu' Siz hem bir yazar hem de bir yayıncı olarak bu konuda neler söylemek istersiniz?

'Biz çocukken okuyacak kitap bulamazdık, çeviri kitaplarla büyüdük. Oysa bugünün çocukları çok şanslı... Çocuk yazınında kitap ve yazarlar gittikçe çoğalıyor, durmadan yeni yayınevleri kuruluyor. Okullarda da okuma saatlerine önem veriliyor artık. Ama bunun sadece okullarla sınırlı olduğunu zannediyorum. Teknolojinin gelişimiyle birlikte TV ve bilgisayar bağımlılığı çocukların okumasına büyük engel... Ailelerin de suçu var bunda şüphesiz. Çocukların olur olmaz dizileri izlemelerine, saatlerce bilgisayar önünde oturmalarına izin veriyorlar. En başta, aileler eğitilmeli bence bu konuda. Gerekirse televizyonu kapatıp, belli saatten sonra açıp izleyebilirler. Çocuklarını ayda bir kere olsun, kolundan tutup bir kitapçıya götürebilir ve çocuğun seçtiği bir kitabı alabilirler. 'Kitap çok pahalı' yanıtını da kabul edemiyorum. Anneleri görüyorum, örneğin pazara çıktıklarında ıvır zıvır şeylere öyle çok para harcıyorlar ki, onun yerine ayda bir kitap olsun alabilirler, diye düşünüyorum. Bir de işin yayıncılar kısmı var tabii' Bazı yayıncılar da okulların isteklerine göre kitap üretmeye başladılar. İçeriğine bakmadan, ederine göre bir piyasa yaratmaya çalıştılar. Genelde telifi olmayan, ucuz kitaplar üretildi. Çok sayıda kalitesiz, içi boş kitaplar çıktı piyasaya. Hatta ünlü yazarların klasikleri, -şu hep bildiğimiz kitaplar- ucuza satılabilmek adına kısaltılıp, özel kitap haline getirilip basıldı. Son yıllarda 96 sayfanın altında olan kitapların bandrolsüz basılmasına izin verilmesi, tüm kontrol sistemini de bozdu. Bu da piyasada kalitesiz çocuk kitaplarının çoğalmasının diğer bir nedeni oldu. Ancak kaliteli ve içi dolu, konusu yaşlarına uygun, sevebilecekleri kitaplar okutursak çocuklara, okur sayısını arttırabileceğimizi düşünüyorum'

Çocukların kitap seçiminde özgür bırakılmadığını mı düşünüyorsunuz?

'Kitap fuarlarına katılıp, stant içinde de her gün çalıştığım ve okurlarla birebir görüşüp, izleyebildiğim için, bu durumu çok net görebiliyorum. Çocuk ileriden, bir kitabı görüp, koşa koşa geliyor. Kitabı eline alır almaz annesi ya da babası, hatta bazen öğretmeni, kitabı çocuğun elinden alıp 'Bu çok pahalı,', 'Bu kitap çok kalın', 'İnce' gibi söylemlerde bulunup, çocuğu vazgeçiriyorlar. Örneğin; Hababam Sınıfı'nı okumak isteyen bir çocuğa genelde 'Bırak o kitabı, filmlerinden bıkmadın mı?' ya da 'O çok kalın, okuyamazsın' gibi engellemelerle karşılaşıyorum.

Oysa çocuk özgür bırakılsa, kendi okuma seviyesine ve yaşına göre en güzel ve uygun kitabı kendisi seçebiliyor. Anneler, babalar kitabın içeriğini incelemeden, kendilerine göre bir seçim yapıp, çocukları yönlendiriyorlar. Bir de sayfa sayısı problemi yaşıyoruz. Çocuk, kitabı alıp bakıyor, beğeniyor ama 'Öğretmen ' sayfanın altında olacak dedi,' diyor ve almıyor. Oysa beğendiği kitap verilen sayfa sayısından sadece 10-15 sayfa fazla. Olsun, öğretmen dedi ya, kesinlikle almıyor''

Tiyatro sanatçısı Didem Balçın ile ortak bir çalışmaya imza attınız. Dostum Çino ve Kahraman Çino adlı kitaplarınız profesyonel sanatçılar tarafından radyo tiyatrosu olarak seslendirildi. Bu çalışmalar iki ayrı CD olarak yayımlandı. Canlı Kitap olarak adlandırdığınız bu çalışmanızdan da söz eder misiniz?

'Tiyatro sanatçısı Didem arkadaşımız bu kitapları canlandırma yaparak okullarda okuyordu. Aklımıza eski radyo tiyatroları geldi. Dinlerken hiç bitmesini istemediğimiz dakikalar' Hep de en heyecanlı yerinde biterdi. Didem böyle bir çalışma yapmayı çok istiyordu. Kendisi de TRT Çocuk Tiyatrosu'nda çalışmış, deneyimli bir sanatçı' Hemen senaryo çalışmasını yaptılar ve deneyimli tiyatro oyuncuları ile bu projeyi gerçekleştirdiler. İyi ki yapmışız, epey ilgi gördü.'

Canlı Kitap projesi okurlarınızla buluştuğunda nasıl tepkiler aldınız?

'Çocuklar, hatta genç anne-babalar 'radyo tiyatrosu' veya 'arkası yarın' gibi programları yaşları genç olduğu için anımsayamadıklarından, onlara epey değişik geldi. Bilenler de 'güzel bir nostalji olmuş' diyerek beğenilerini belirttiler. Seslendiren arkadaşlar da yer yer yerel dil kullanarak daha da ilginç kılmışlar. Kitabın kahramanı oğlum Anıl olduğu için kahramanların bir tanesini de ona seslendirtmişler' Bu da güzel bir anı oldu. Hepsine yürekten teşekkürler''

www.maviselyener.com

*Kahraman Çino, Nilgün Ilgaz, Çınar Yayınları (Canlı Kitap), yönetmen: Didem Balçın

*Dostum Çino, Nilgün Ilgaz, Çınar Yayınları (Canlı Kitap), yönetmen: Didem Balçın

CK; 2011-03-10

Türkçe Günlükleri

FEYZA HEPÇİLİNGİRLER

24 ŞUBAT PERŞEMBE

Nurarıklı'nın öykülerini seviyorum. Talât S. Halman: 'Her şeyi 'konuları, kurguları, üslubu, söz varlığı kullanımı, konuşmaları' hep kendine özgü. Zihni, gözleri, ruhu, hayal gücü bu denli özgün yazarımız o kadar az ki' Mitolojik ve edebi atıflarında bile başka hiç kimseyi andırmıyor. Nurarıklı, kendi kişisel mitolojisini var ediyor' kahramanlarıyla, olaylarıyla, imge ve simgeleriyle.' diyor ya, gerçekten öyle. 'Nâmurat' (Everest Yayınları) adlı ilk öykü kitabını da sevmiştim, yeni kitabı 'Umami'yi (Everest Yayınları) de beğendim. İlk kitabında kendi öykü dünyasını kurmuş, usta bir öykücü olarak çıkmıştı okurun karşısına; yeni kitabında bu dünyayı zenginleştirirken kendisini de daha bir özgürleştirmiş. Zamanlar arasında uçuyor, mekândan mekâna geçiyor; ele avuca sığmıyor.

Aysun Sezer'de de var benzer özellikler. 2010 Orhan Kemal Öykü Ödülünü alan 'Panovaroş'ta (Ava Yayınları) karşıtlıkları öğütüyor, onlardan yeni ve şaşırtıcı bileşimler kuruyor. Gerçeküstü alanlara dalıyor, siz fark edinceye kadar çıkmış oluyor. 'Varoş' diye adlandırılan kenar mahalleleri anlatıyor; buraların kent merkezindeki yaşama özenen; ama o yaşamı yalnızca dev panolarda gören çocuklarını. Kendisinin de onlardan biri olduğunu vurgulamak için, her öykünün altına atılmış tarihin yanında, yazıldığı yer, hep 'Panovaroş' diye belirtilmiş.

Sine Ergün'ün 'Burası Tekin Değil' (Yitik Ülke Yayınları) adlı öykü kitabının her satırından gençlik fışkırıyor. Bu, yazarın bile isteye kitaba kattığı bir özellik değil, gençliğinin, uçarılığının, heyecanının, cesaretinin yazdıklarına yansımasıyla kendiliğinden doğuyor. 'Dördüncü biram on gibi biter. Son yudumlara doğru elim telefona gider. Aradığınız kişiye şu an ulaşılamıyor, der kadın. Öldü çünkü, diye bitiririm sözünü.' Bu, bir öyküsünün sonu; ama bu kadarı da öykü!

Zehra Ünüvar'ın 'Şahmaranı Yutmak'ı Cumhuriyet Kitapları arasında yayımlandı. Zehra Ünüvar, yereli canlandıran, canlı tutan bir kalem. Taraf olduğunu açık açık söylüyor. Kadından yana, köylüden yana, yaşlıdan, hakkı yenenden yana. Zaten kitabın arkasında da öyle yazıyor: 'Öykünün, hepimiz adına kucakladığı binlerce sessiz insandan ses almak hoşunuza gitmeyecekse' Küreselleşme diye diye sıla değer yitirdiyse' Kart kocaların körpecik bedenlerin peşine düşmesini yadırgamıyorsanız' Bu öyküleri okumayın!'

Türkiye Barış Meclisi Ankara Barış Girişimi, 'Barış Öyküleri' yarışmasında seçilen öyküleri, 'Barış Öyküleri' (Aram Yayınları) adıyla kitaplaştırdı. Tanıdık adlar da var yazarlarının arasında, geleceğin öykücüleri de.

26 ŞUBAT CUMARTESİ

Türkân Erkin, yanlış kullanılan sözcüklere karşı hem duyarlı hem de tepkilidir. Yanlışı saptamakla yetinmez, yapılabilecek bir şey varsa yapar, telefon eder, uyarır, gereğini yerine getirir. 'Mütevazı-mütevazi' sözcüklerine değindiğim günlükte, 'Teoman Sipaher'i kızdırmak için de paralel kenarın eski adını yazıyorum: 'mütevazi'l-adla'.' demiştim. Çeviri hatalarına değindiğimde 'Türkçe günlükler bitti, şimdi de İngilizce günlüklere mi geçtiniz?' diyen Sipaher, eski dille ilgili soruların yanıtlarına yer verdiğimde, 'Şimdi de maaşallah Osmanlıca'nın (hatta Arapça'nın) hatırı kalmasın diye herhalde ilginç inciler döktürmüşsünüz' demişti çünkü. 'İşte size ilginç inci!' anlamında bir göndermeydi. Teoman Sipaher'den bu kez ses gelmedi, Türkân Hanım: 'Biz öyle öğrenmedik' diye telefon etti. 'O sözcüğün 'mütesaviy'ül adla' olması gerekir.' Belleğimde kalanı yazmış olsam yanılma payım yüksek olacak; ama ben de güvendiğim bir kaynaktan, İlhan Ayverdi'nin Kubbealtı Lügatı'ndan aktarmışım yazdıklarımı. Türkân Hanım, anımsadıklarını doğrulatmadan beni aramaz biliyorum; ama Ayverdi Sözlüğü de yanılmaz. Telefonun başında bir an bocaladım. Bir yandan konuşuyorum, bir yandan da sözlük karıştırıyorum. Derken bir şimşek çaktı kafamda. Biri doğru, öteki yanlış değildi bunların; ikisi de doğruydu. 'Mütevazi'l-adla', paralelkenar, 'mütesaviy'ül adla' da eşkenar dörtgen için kullanılan sözcüklerdi. 'Eşkenar dörtgen', dört kenarı da birbirine eşit olan dörtgen, 'paralelkenar' da karşılıklı kenarları paralel olan dörtgen demekti.

Geometri terimlerini 'bizzat' Atatürk'ün Türkçeleştirdiği bilinir de bu Türkçeleştirmeyle neler kazandığımız unutulmuş gibidir. Anımsatmakta yarar var. Atatürk 'Geometri' kitabını yazmasaydı 'adlaı ve zevayaı mütesavi olan mustatil murabba' (kare) ile 'mütesaviy'ül adla'yı ya da 'mütevazi'l-adla'yı; 'kaim zaviyeli müselles' (dik üçgen) ile 'müselles-i mütesaviyü's sakeyn'i (ikizkenar üçgen) karşılaştırıyor olacaktık. Üçgenin alanını, 'Tabanı ile yüksekliğinin çarpımının yarısına eşittir' yerine, 'Bir müsellesin mesaha-i sathiyesi, kaidesiyle irtifaının hâsıl-ı darbının nısfına müsavidir' diye hesaplayacaktık.

28 ŞUBAT PAZARTESİ

Geniş zaman eklerinin kullanımına ('Niçin 'sanar' demiyoruz da 'sanır' diyoruz?' sorusundan başlayarak) epeyce yer vermiştik. Sıtkı Sağlam'dan konuyu son kez özetleyen bir ileti geldi. Şöyle:

* Ünlü ile biten bütün eylem kök ve gövdelerinde '-r' eki kullanılır (ye-r, başla-r, gevele-r...).

* Ünsüzle biten iki ve daha çok heceli eylem kök ve gövdelerinde (-ı-r / -i-r / -u-r / -ü-r) kullanılır (unut-ur, anlayabil-ir, bilgisizleştir-ir...).

* Ünsüzle biten tek heceli eylem kök ve gövdelerinde (-ar /-er) eki kullanılır (-aç-ar, kes-er, kop-ar...).

Not : Ünsüzle biten tek heceli, 18 eylemde (4 tanesi edilgen eylem) özellikle Türkiye Türkçesinde (-ı-r, -i-r, -u-r, -ü-r) eki kullanılır. Bizim kullandığımız 'gel-ir-im' eylem çekimi, Türkmencede 'gel-er-in', Azericede 'gel-er-em' biçimindedir. öl-ür, ür-ür, vur-ur, de-n-ir*bul-ur, kal-ır, var-ır, kon-ur* /**ol-ur, gör-ür, dur-ur, ye-n-ir*al-ır, ver-ir, bil-ir, yu-n-ur*san-ır, gel-ir

* edilgen eylemler (denir, konur, yenir, yunur)

** 'Kon-' eylemi edilgen eylem biçiminde kullanılırsa (-ur) ekini; dönüşlü eylem olarak kullanılırsa (-ar) ekini alır.

Yemeğe tuz konur. (edilgen eylem)

Kuş ağaca konar. (dönüşlü eylem)

1 MART SALI

Erbakan ölmüş. Herkes evine, partisine, 'taziye' ziyaretinde bulundu, 'taziye dileklerini' (ne demekse?) sundu. Dikkatle dinledim. Hiç 'başsağlığı' dilemek için giden olmadı.

feyzahepgmail.com feyzafeyzahepcilingirler.com

CK; 2011-03-10

127
0
0
Yorum Yaz