KÖY ENSTİTÜLERİ HALKI BİLİNÇLENDİRİYORDU / KADİR İNCESU
5/10/2007 · Kategori: Soylesi
KÖY ENSTİTÜLERİ HALKI BİLİNÇLENDİRİYORDU
KADİR İNCESU
Akçadağ Köy Enstitüsü mezunu H. Nedim Şahhüseyinoğlu, TÖS Malatya şubesini kurdu ve başkanlığını üstlendi. TÖS Genel Yönetim
Köy enstitülerinin yaşamımıza kattıklarından sözeder misiniz?
Cumhuriyetin ilanında ülkemizin içinde bulunduğu koşullar yürekler acısıydı. Şeriatın kurallarına dayalı Medrese eğitimiyle halk "ÜMMET"leştirilmişti. Halk yaşadığı çağın sorunlarıyla değil; bilinmeyen dünyanın nimetleriyle koşullandırılmışlardı. Nüfusun %90'nı okur-yazar değildi. Nüfusun % 80'nı kırsal bölgelerde (köylerde) yaşıyordu. Bu nüfusun ancak % 5'ı okur-yazar idi. Kadınların okur-yazar oranı sıfırdı.
Cumhuriyet yönetimi örgüt ve yurttaşlık haklarını kullanan, savunan çağdaş bir toplum yaratmayı amaçlamıştı. Böylece eğitim seferberliği başlattı. Köy Enstitüleri bu arayışın ürünü olarak ortaya çıktı. Köy Enstitüleri kırsal bölgelerde yerleşik ve nüfusun %80'nini oluşturan halkın (sosyal, kültürel, ekonomik, sağlık, konut, tarım vb.) yönünde bilinçlendirmeyi, kalkındırmayı amaçladı. Bu amaçlar doğrultusunda Köy enstitülerinde öğretmenler, halka okuma-yazmayı, çağdaş yaşamın koşullarını, tarım alanında öncülük etmeyi, sağlık koşullarını uygulamalı olarak öğretmeyi; yörenin giz içinde kalmış kültürünü, sanatını, folklorunu, töre ve geleneklerini günışığına çıkarmaya, yaygınlaştırarak geliştirmeye yöneldiler. Toplumsal uyanış ve gelişme belirtileri görülmeye başladı. Yüzyıllardan beri halkın üstünde egemen olan ve çıkarlarını korumaya çalışan güçler pirelendiler. Köy Enstitülerini suçlayarak halkın gözünde düşürmeye ve kapatmaya yöneldiler. Kapattılar. Eğer köy enstitüleri kuruluş amaçları doğrultusunda bugüne değin çalışmış olsaydı, halk yurttaşlık bilincine erecekti. Üretim artacaktı. Hortumlama, rüşvet sıfırlanacaktı, doğmalarla toplumun beynini donduran tarikatlar siyasette egemen olamayacaklardı. Kadın-erkek eşitlenecekti. Laiklik kurallarıyla işlerlik kazanacaktı.
Köy Enstitüsü kökenli yazarlarımızın edebiyatımızda çok özel
Köy enstitüsü mezunu öğretmenlerin en temel özelliklerinden birisi “yazmak”… Yazmak sizin için ne ifade ediyor?
Köy Enstitülerinde kültürel uygulamaların özü okuma alışkanlığını kazandırmaya dayanıyordu. Haftanın her günü akşamı bir saat okumaya ayrılmıştı. Her öğrenci yılda en azından 25–30 kitap okumuş oluyordu. Ayrıca öğretmen adayı gideceği köyün, bölgenin yaşamını içeren (sağlık, konut, yemek, oyunlar, öykü ve masallar, fıkralar, sanat, türkü ve şarkılarını) araştırılmasının, yazılmasının yöntemleri öğretiliyordu. Bu amaçla yetişmiş olan öğretmenlerin çoğunluğu yazar, araştırmacı, sanat alanında etkili oldular. Ürettikleri eserleriyle ülkemin kültür haritasını belirlediler.
“Bozuk Düzende Yaşam”ın hangi yönleriyle kimlere, örnek olacağını düşünüyorsunuz?
"BOZUK DÜZENDE YAŞAM" yapıtımda öğretmenlere, aydınlara, genç kuşaklara bir mesaj vermeyi içeriyor. Zorluklar karşısında yılmamayı ve susmamayı, üretken olmayı, örgütlü çalışmayı ilke edinmelerini önermeye çalıştım.
Çocukluğunuzda okumak için çektiğiniz zorlukların bir benzerini, öğretmen olduktan sonrada yaşadınız. 1954 yılında atandığınız Suçatı’da
Sağlıklı yaşamın, üretken ve yurttaş olmanın bilincine varamamış toplumlarda bu tür olumsuzluklar doğaldır. Halkı bilinçlendirmeyi ve çağdaş bir toplum yaratmanın sorumluluğunu üstlenmiş olan, bu tür olumsuzluklar karşısında yılmamalıdır. Hoşgörüyle çözüm üretmeye çalışmalıdır. Ben de öyle davrandım.
Okumak için çok mücadele ettiğinizi anlatıyorsunuz. O günlerdeki koşullarla bugünü karşılaştırdığınızda nasıl bir tablo ile karşılaşıyorsunuz? (Aradan geçen bunca zamana rağmen okumak için çırpınan ama imkân bulamayanlar var!)
Okumayan, araştırmayan, okuduğunu ve araştırdıklarını değerlendirmeyen, uygulamaya dönüştürmeyen toplumlar yerinde sayar. Hatta geriler. Köy enstitülerinde okuma, araştırma, değerlendirme, uygulamaya dönüştürmeye çalışırdı. Kitap seviliyordu ve yaşamın bir parçası kabul ediliyordu.
Bugün ise kitaplar suç aracı sayılmakta, terörle eşanlamlı görülmekte. Kısaca kültür ve sanatın alanı daraltılmış, imza ve diplomayla sınırlandırılmıştır. Bu yöntemle yetişenlere aydın değil, hafız denir.
1974 yılında gözaltına alındığınızda evinizi aramaya gelen görevlilerden birisi eşinize şunları söyler: “Bu kadar kitap alacağına, paralarını başka eşyaya verseydi, bu da başına gelmezdi.” Der. 77 yıllık yaşamınız her anında mücadelenin içinde oldunuz. “Üzerinize düşmeyen işlerle” neden uğraştınız?
Bir öğretmen ve aydın olarak beni ilgilendirmeyen işlerle uğraşmadım. Tam tersine topluma karşı olan sorumluluğumu yeterince yerine getirememenin ezikliğini duyuyorum. Savunduklarım, yapmaya çalıştığım konular, halkımızın ve ülkemizin, insanlığın yararına olan şeylerdir. Yaptıklarımı inanarak yaptım. Pişman değilim, köşeme çekilmedim...
Emekli olan her öğretmene,
Devletin ve ülkenin sorumluluğunu üstlenmiş herhangi biri, toplumun çıkarlarını gözardı ediyorsa, bağlı olduğu partiyi ve tarikatı koruyorsa; antidemokratik uygulamalarıyla aydınları ezmeye çalışıyorsa, onu kabullenemiyorum. Bana teşekkür gönderen
Bir ara siyasetle de ilgilenmişsiniz. Fakat 5 aylık süre sonucunda veda etmişsiniz siyasete… Neden bu kadar kısa sürede pes ettiniz?
Bağımsızlığı, demokratlaşmayı, laikliği, bilimsel eğitimi, barışı ve emeği içeren, savunan bir siyasi patiye karşı değilim. Oysa günümüzün partileri kendi içinde demokrasiyi uygulamıyorlar. Laikliği, emeği, demokrasiyi biçimsel şekliyle bile içlerine sindiremiyorlar. Buna karşı çıktım. Pes etmedim. Öyle bir siyasi partinin içinde kalmayı yararlı görmediğim için ayrıldım.
1968 yılında Malatya Valisi’nin odasında, alışılmadık bir olay olur. Sonrasında sürgün olursunuz. O gün neler oldu?
O dönem Malatya valisi olan kişiyle aramda çıkan olumsuz olay hoş değildi. Vali bir siyasi parti tarafından atanmıştı. Ben ise demokratik kitle örgütü olan TÖS Malatya şubesince seçilmiştim. Şube başkanıydım. Vali, siyasi iktidarın (İşverenin) temsilcisi idi. Ben örgütümün temsilcisiydim. İşverenle emeğin uzlaşmaz çelişkisi vardı. Uzlaşmaz çelişkinin ürünü de öyle olur.
H. Nedim Şahhüseyinoğlu, Bozuk Düzende Yaşam, Berfin Yayınları, Şubat 2007
17 Nisan 2007 Evrensel

