18 10 2006

Mehmed Uzun: İlk romanı 'Sen'

Mehmed Uzun: İlk romanı 'Sen'
Uzun yolların yolcusu
ABİDİN PARILTI
_______________________________________________________

Kürt romanı konusunda en uzun yolu yürüyen Mehmed Uzun'un aslında ilk romanı olan ve Türkçeye yeni çevrilen 'Sen', yalnızlığın, çaresizliğin ve aynı zamanda trajikomik bir biçimde direnişin romanıdır


Trajik yaşamların, çaresi tükenmiş, buna rağmen menzilinden şaşmayan ve tam da bu yüzden yıkıma uğrayan, önemlerini yazgılarıyla ispat etmiş Kürt şahsiyetlerini romanlarına konu eden Mehmed Uzun 1953 yılında Siverek'te doğmuş, 1977 yılından itibaren ise İsveç'te yaşamaya başlamıştır. Sürgün yazarlarının yazgısını taşıyan Uzun, daha çok geçmişi işler romanlarında. Kürtlerin tarihsel yazgısını yeniden masaya yatırarak tekerrürün her defasında Kürtleri nasıl mağlup ettiğini temel düşüncelerinden biri saymıştır. Denemelerinde ise durmaksızın çokkültürlülüğün, bir arada yaşamanın önemini merkeze koymuş ve "kültür koalisyonu"ndan yana olduğunu her defasında belirtmiştir.

Son ve ölüm tutkusu
Uzun'un yazınsal serüvenine bakıldığında her defasında yeni arayışların içinde olduğu söylenebilir. Yeni yollar arar. Konularda ise belli temaların etrafında gezinir. İkinci romanı Yaşlı Rind'in Ölümü, Mehmed Uzun'un biyografik öğeleri yoğunlukla barındıran iki romanından biridir. Diğer romanı ise Sen'dir. Ülkesinden kaçan, sonrasında İsveç'e yerleşen ve yazmaya başlayan Serdar ile sınırdaki konaklama köyünde karşılaştığı, birçok dil öğrenip, birçok ülke gezen, sonunda hiç tanımadığı sınır köyüne yerleşen Yaşlı Rind'in hikâyesi anlatılır. Usta bir kavalcı olan Yaşlı Rind'in hikâyesinin etrafında göçmenlik, sürgünlük, kimlikler, aidiyetler ve ülke özlemi yeni ile eski kuşak arasında tartışılır.
Abdal'ın Bir Günü ise efsanevi dengbêj (Kürtlerin hikâye anlatıcıları) Evdalê Zeynikê'nin bir gününü yine başka bir dengbêjin ağzından, dengbêj estetiğini yazıya geçirme ve onu romanlaştırmadır. Yitik Bir Aşkın Gölgesinde romanı bir Kürt aydını olan Memduh Selim Bey'in trajik yaşam öyküsünü anlatır. Romanda Yaşar Kemal'in özellikle efsaneleştirme konusundaki gündelik hayat kişilerinin diyaloglarıyla kişiyi gittikçe yüceltme tekniği kullanılmıştır. Dil konusunda da çokça etkilendiği görülmektidir. Yitik Bir Aşkın Gölgesinde'yle organik bağı olan Kader Kuyusu ise Kürtlerin en önemli aydınlarından olan Celadet Bedirhan'ın İstanbul'daki elit yaşamını, sürgün yıllarını, ardından Şam'a yerleşmesini ve yine Memduh Selim'in yazgısını paylaşarak yoksulluk içinde ölmesini anlatır.
Mehmed Uzun, Kader Kuyusu'ndan sonra 1940'lı yıllardaki Kürt aydınının yazgısına ara verip bir düş ülkede geçtiği söylenen savaşın içindeki bireyleri ve onların yaşam karşısındaki çelişkilerini ele aldığı Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık'ı yazar. Güncel bir konudur. Uzun burada yine hikâyenin sonundan başlar. Kişiler bu defa ölmemekte, öldürülmektedir. Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık'tan sonra Uzun yeniden 1940'lı yıllar ve öncesine döner ve yaptığı edebiyatın en iyi eserini ortaya koyar. Dicle'nin Sesi. Uzun'un bütün romanları boyunca arayışı burada tam olarak (özellikle ikinci ciltte) karşılığını bulmuştur. Dicle'nin Sesi üstbaşlığıyla yayımlanan bu roman iki ciltten oluşmaktadır. Roman dengbêj Biro'nun ölüm döşeğinde hikâyesini anlatmasıyla başlar. Aslında bu sonuçtur da. Görülüyor ki Uzun, romanlarında hikâyenin sonundan ve ölümle başlamayı oldukça ilgi çekici bulmuştur. Yaşlı Rind'in Ölümü ve Sen dışındaki romanları mutlaka ölüme yolculukla başlar. Bu da Mehmed Uzun bütünlüklü olarak okunduğunda bir eksik olarak yüzünü gösterir. Romanın içeriği aslında Uzun'un bugüne kadar yazdığı bütün romanların içeriğini de kapsamaktadır. Sürgünler, savaş, yıkılan hayatlar, Kürtlerin makus yazgısı, aydınların çaresizliği, çokkültürlülük ve birlikte yaşam güzelliği, kültürlerin bir arada var olması düşü, kelimeler ve dengbêjler... Uzun, akıp giden Dicle'yle birlikte eski zamanlara, kuntlaşmış aşkların, barış içinde yaşayan Yahudi, Ermeni, Yezidi, Süryani ve Müslüman Kürtlerin arasına götürüyor bizi. Bütün Mezopotamya topraklarında gezdiriyor ve tarihin içinde bir yolculuğa çıkarıyor.
Mehmed Uzun'un aslında ilk romanı olan ve Türkçeye ilk defa bugünlerde çevrilen Sen ise yalnızlığın, çaresizliğin ve aynı zamanda trajikomik bir biçimde direnişin romanıdır. Yazının başında da değindiğim gibi Sen, Uzun'un biyografik özelliklerin başat olduğu ilk romanıdır. Roman iki yönde ilerler. Bu iki yön zamansaldır. Geçmişin ikinci tekil kişinin ağzından anlatıldığı ve önce dışarıdaki hayatı, sonrasında ise cezaevi yaşantısını anlattığı bölüm ile anlatıcının hücrede gördüğü bir böcekle konuşmasının olduğu bölüm. (Böcek bir imge olarak ne olursa olsun Kafka'nın Dönüşüm'ünü akılda tutar) Böcekle geçmişten, anılardan, fikirlerden söz ederken aslında şimdiki zamandadır. Zamanlar tersinleme düşüncesiyle oluşturulmuştur. Geçmiş bugünü anlatıyor, bugün ise geçmişi ve zamanlar birbiriyle iç içe geçiyor. 80 öncesindeki vahşi yıllarda ikinci tekil kişi önce sadece Kürtçe bir şiir yazdığı için gözaltına alınıyor. Sonrasında suçu büyüyor ve işkenceye yatırılıyor. Zulmüyle meşhur Diyarbakır Cezaevi'ne atılıyor. Uzun, bitmeyen işkence seansları romanda önemli bir yer kaplıyor. Ancak romanda anlatım fikirlere çoğunlukla kurban edilmiş. Fikirler oldukça ağırlıkta ve bu romanın gücünü azaltıyor. Döneme, seksen öncesinin Kürt politikasına ciddi ve sert eleştiriler direk aktarılıyor. Romanın diğer eksiği ise kanımca çok doğrudan ve yüzeysel, üzerine çok da düşünülmemiş, yeri tam da saptanmamış kelimelerin çokça olmasıdır. Bu özellikle böcekle konuşmalarda ortaya çıkıyor. Herhangi bir yere bağlanmayan, metin içinde çok da işlevi olmayan, kendine organik bir yer edinemeyen, bu yüzden de oldukça kalabalık cümleler söz konusu. Romanda folklorik öğeler ve dengbêj anlatıları birer 'light motif' olarak yer edinmiş. Son derece nahiv bir kurguyla oluşturulmuş, daha çok anıların derlendiği, biyografik öğelerin yoğun olduğu bu roman Uzun'un yola çıkışı ve ilk adımlarıdır. Bu roman yazarın kat ettiği yolu görmek açısından önemlidir.


Geçmişe dair
Mehmed Uzun'un romanlarını işlenilen konulara göre dörde ayırabiliriz. Tarihsel perspektifi olan ve daha çok Bedirhanileri ve etrafındakileri anlattığı Yitik Bir Aşkın Gölgesinde, Kader Kuyusu, Dicle'nin Sesi; dengbêjliği başat öğe olarak kullandığı Abdal'ın Bir Günü (ki dengbêjlik light motif olarak nerdeyse bütün romanlarında vardır.); güncel bir konu olarak savaşı anlattığı Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık; biyografik özeliklerin egemen olduğu Yaşlı Rind'in Ölümü ve Sen. Bütün romanlarının zamansal ortak noktası ise hepsinin geçmişi, olmuş bitmiş olayları yeniden, başka bir gözle anlatmasıdır. Sorduğu soruların temeli ise başka bir yol yok mu? Başka bir güzergâh izlenemez mi? İzlenen yöntemler gerçekten doğru mu? Türünde ardılları her an üretilebilecek insani sorulardır. Kişilerinin tamamı ise bir kahraman olarak yola çıkıp bir antikahraman olarak hikâyesini bitirirler.
Toparlamak gerekirse Mehmed Uzun yaptığı edebiyatla bir yandan Kürtlerin her zaman tekrarlanan trajik yazgılarını anlatırken diğer yandan bir arada var olmanın önemine gelip dayanıyor. Çözümün savaştan, yıkımdan geçmediğini hem romanlarında hem de denemelerinde dile getiriyor. Kişilerini bunun çerçevesinde belirliyor. Ve edebiyatıyla kendi sesini, dilini oluşturmayı başarmış bir yazardır artık. Çağdaş Kürt edebiyatı içinde önemli bir sestir. Kuşkusuz tek ses değildir ama. Yazıyı bitirmeden önce burada yanlış olan bir düşünceyi düzeltme gereği duyuyorum. Birçok yazarın (ki çoğu Kürtçe bilmeden Kürt edebiyatını sadece Türkçeye çevrilen eserler üzerinden değerlendiriyor) 'bir dilin ilk romanı' nitelemesi doğru değildir. Kürtçenin ilk romanları çok önceden yazılmıştır. Örnek vermek gerekirse Erebê Şemo'nun Şivanê Kurd, İbrahim Ehmed'in Jana Gel romanları. Bilinmelidir ki Kürt edebiyatı Türkçeye çevrilen edebiyattan ibaret değildir. Ancak bu Mehmed Uzun'un edebi değerinden bir eksilmeye yol açmaz. Nitekim bazı söyleşilerinde bu tespiti kendisi de yapıyor. Ancak şu ana kadar Kürt romanı konusunda en uzun yolu yürüyen, bu konuda oldukça istikrarlı olan Mehmed Uzun'dur.



SEN
Mehmed Uzun, Çeviren: Selim Timo, İthaki Yayınları, 2006, 215 sayfa, 11 YTL.

Radikal Kitap, 21.04.2006

0
0
0
Yorum Yaz