AlsahBlog

• 8/5/2006 - ROMAN DEĞERLENDİRMESİ 2 (1999 YILI ROMANLARI) / (NAZİR AKALIN)

Kategori: Elestiri

 

 

Anasayfa  - "Alsah" Blogları İndexi  - Yeni Dergi - Yeniden Dergi (Turklog) - YenidenDergi -Dersimiz: Edebiyat - Rıfat Ilgaz Arşivi  - Taşköprü'den Bakış -  Kastamonu Net (Blogcu)  - Şiir Sayfası  - Öykü  -Sinema  - Atatürk Edebiyat  - Roman Yazıları  -alsah / blog yazıları İndexi - Sanat ve Toplum

 

ROMAN DEĞERLENDİRMESİ 2 / (NAZİR AKALIN)


Politik Romanlar

1999 yılında yayınlanan romanların dokuz tanesi, konularını yakın tarihte yaşanmış olan anarşi ve terör olaylarından alır. Bunlar sırasıyla, Vedat Türkali’nin iki ciltlik Güven, Yiğit Okur’un Hulki Bey ve Arkadaşları, Timur Ertekin’in Şamanın Üç Soygunu, Tahir Abacı’nın İkinci Adım, Öner Yağcı’nın Kaptan, A. Vahap Öntaş’ın Belgitay, Sürgündeki Gövdenin İki Görüntüsü, Ozan Veli’nin Gaban 1 Fecir Baskınları, Cem Selcen’in 1578 ve Kaan Arslanoğlu’nun İntihar Zamanımızın Bir Kahramanı adlarını taşıyan romanlarıdır.
Yayınlanma macerası bakımından etrafında bir gürültü-patırtı kopartılan Güven, Bir Gün Tek Başına adlı romanıyla tanıdığımız Vedat Türkali’nin son romanıdır. Epsilon Yayınevi'nin kitabın basımından vazgeçmesi ile medyada adını duyuran Güven, Gendaş Kültür tarafından "Yakın siyasi tarihimizin büyük atlası" iddiasıyla piyasaya sürülür. Beş kitap olarak tasarlanan ve iki cilt halinde İngiltere’de yazılan roman toplam 1261 sayfadır (Savaş Yılları / Kara Duvarın Gölgesinde / Daldaki Kiraz adını taşıyan birinci cilt 747 sayfa; Savaş Bitiyor / Savaş Başladı adını taşıyan ikinci cilt ise 514 sayfadır). Yazar İkinci Dünya Savaşı yıllarında, kendisinin de içinde bulunduğu Türkiye’deki komünist hareketlerinin tarihini anlatma gayesiyle kaleme aldığı romanında oldukça iddialı bir çıkış yapar. Yazarın 10 yılda yazdığını söylediği romanın merkezinde, Türkiye Komünist Partisi’nin yakın tarihimiz içinde nasıl bir olgu olduğunu anlatma gayreti vardır. Bunun için yazar romanda kendince belgelere dayalı; geniş açılı perspektifler ortaya koyar, karakter ve tiplerini de çoğaltır. Romanın başında, belgeselliğini tescil eden bir teşekkür yer alır: «Bu romanın yazılmasında çalışmam boyu, gerekli her konuda yardımını, desteğini esirgemeyen değerli dostum Profesör Dr. Mete Tunçay'a, Komintern arşivlerindeki incelemeler için yardımcı olan, Sovyetler Birliği'ndeki araştırmalarım, gezilerim sırasında olanaklar sağlayan başta Türkolog Sayın Vera Feonova'ya, Sayın Türkologlar Kalina Belova'ya, Larissa Sofranova'ya, Tania Izmailova'ya, romanın kuruluşunda eleştirileriyle katkıda bulunan oğlum Barış Pirhasan'a, çeşitli yardımlarıyla kitaba emeği geçen tüm dostlarıma içten borçluluk duygularımla sağ olsunlar diyorum! Moskova'da devrimcilerin yaşadığı, çalıştığı tüm yerleri gezdirip sıcak anlatılarıyla tanıtan, yıllar önce yitirdiğimiz coşkulu, babacan komünist Martel Şükrü'yü saygıyla, sevgiyle anıyorum.» Romandan alınan şu parça da, yazarın bakış açısı ve üslûbu hakkında yeterli bir kanaat sahibi olmamızı sağlayacak niteliktedir: «İzliyorlar, yakalayıp buldular cebimdeki şiirleri; kimden aldın diyecekler. Ben yazdım! Yuttular da! Kim yazarsa yazsın; suç mu Bağımsızlık Savaşı şiiri yazmak? Suç olmayan ne var bu ülkede? Niye yıllardır cezaevinde Nâzım? Şiir yazdığından mı? Komünist olduğundan. Ozanlığı ile komünistliğini nasıl ayırırsın Nâzım'ın? Bir Harbiye Davası, bir Donanma Davası; otuz yıl... Kızgınlıkla karışık, önleyemediği bir ürperti gezindi içinde. Daktiloyla ince kâğıtlara yazılıp çoğaltılmış "İstiklal Savaşı Destanı" onlardaydı birkaç haftadır. Refik getirmişti, bugün de alacaktı. Üstünde Nâzım'ın şiirleriyle yakalanmak hiç de öyle küçümsenecek olay değildi. Daha yayımlanmamış, gizli. Anasını ağlatırlar adamın. Postadan çıktı demek en iyisi. Ne bileyim kimin gönderdiğini? Yutarlar mı?» Vedat Türkali, romanın Savaş Bitiyor / Savaş Başladı adını taşıyan ikinci cildinde İstanbul Üniversitesi'nde okuyan bir avuç anti-faşist devrimci gencin, dönemin tek muhalefet partisi olan illegal Türkiye Komünist Partisi'ne koşuşunu anlatmaya devam eder. Yazara göre bu bir avuç insan, 1940'ların Türkiyesi'ndeki karanlığı bir ucundan yırtmak için mücadele vermektedir. Yazar Komintern belgelerine dayanarak, hakkında verilen "desantralizasyon" kararının öncesindeki ve sonrasındaki Türkiye Komünist Partisi'nin durumunu, iç monologlar ve diyaloglarla, olayların, olguların, kişilerin akışıyla ortaya koyma cehdini gösterir. Yazar sadece o dönemdeki sol hareketin değil, demokratından faşistine, iş adamından polisine cemiyetin her kesimine ayna tutar.
Yiğit Okur, 65 yaşında neşrettiği Hulki Bey ve Arkadaşları adlı romanıyla bir anda büyük bir ilginin odağı oldu. Romanın Galatasaray Liseli dört genç erkek (Kocakafa Kâmil, Aktör Cem, Kılkıyruk Salih, Haş Hulki), iki de kadın kahramanı vardır. Romanın ilk metin halkası, 1955 yılı Eylül’ünün beşinci günü, akşam saatlerini anlatmakla başlar. Mekân Tokatlıyan Hanı’dır. Geriye dönüş ve ileriye gidiş teknikleriyle ustaca kullanılan zaman, önce on yıl geriye dönüp, 1945 yılının karlı bir Ocak gecesinde yoğunlaşır, sonra on yıl ileri gidip, 1955 yılı Eylül’ünün altıncı gecesine; Cumhuriyet tarihinde 6-7 Eylül Olayları diye bilinen tarihî vak’aya yönelir. 1975 yılının yağmurlu bir Nisan akşamında sona eren Hulki Bey ve Arkadaşları’nın otuz yıllık macerası Demokrat Parti iktidarında Türkiye’nin neler yaşadıklarına, müşahit bir bakış açısıyla ayna tutar. Bu ilk romanıyla edebiyat dünyamıza giren Yiğit Okur, romanın teknik altyapısını da sindirmiş bir birikimle bir dönem İstanbul’unun hâtıralarda kalmış mozaiğini, rengini, sesini, kokusunu gün ışığına çıkarır.
Timur Ertekin, ilk romanı olan Şamanın Üç Soygunu’yla bir politik roman örneği ortaya koyar. Yazar, 12 Mart Muhtırası’nın ardından tutuklanarak, 1972-1974 yılları arasında Mamak Askeri Ceza ve Tutukevi’nde yatmak zorunda kalmıştır. Romanın hikâyesi de böyle bir tarihçe üzerine kuruludur. Dolayısıyla yazar, anlattığı hikâyeyi kendi hayatıyla yakından ilgili olan detaylardan kotarır. Roman kahramanının adı da Timur’dur. O da birkaç yıl Mamak’ta yatmıştır. Roman boyunca bir roman yazacağını söyleyip durmaktadır. Söz konusu roman, Şamanın Üç Soygunu’dur. Romandaki şaman, kahramanın şahsî hayatındaki dönüm noktalarında varlığını sezdiği fantastik bir motif olarak dikkat çekmektedir.
Tahir Abacı, İkinci Adım adlı romanında Türk Darbeler Tarihi’nin önemli bir süreci olan 12 Mart 1971’i yani 68 kuşağını; işkenceyi müesseseleştiren bir stratejiyle tüketen, insan hak ve hürriyetlerini ortadan kaldıran karanlık günleri roman diliyle yeniden yorumlamaya çalışır. Okuyucusuna 12 Mart arefesindeki Anadolu atmosferini de teneffüs ettiren roman, konusunu siyasi tarihten almakla birlikte, slogandan mümkün olduğunca arındırılmış bir bakış açısıyla kaleme alınmıştır. Romanda 12 Mart öncesi Anadolusunun atmosferini tasvir eden yazar, şehir hayatı içerisinden tanıttığı karakterleri de mübalağaya kaçmadan oluşturur.
Öner Yağcı, Kaptan’da, efsaneleştirdiği bir insanın yarım yüzyıllık hayatını anlatır. Yazar romanda hayatı anlamlı kılmaya uğraşan kahramanının Demokrat Parti iktidarından 27 Mayıs’a, 12 Mart’tan 12 Eylül’e kadar başından geçen olayları anlatırken, Türkiye’deki aydınlanma ve insan olma kavgasının son yarım yüzyıllık tarihini tartışmaya açar. Ancak ele aldığı bu ferdî ve sosyal bir hesaplaşmayı teknik bakımdan başarılı bir şekilde kurgulayamaz. Roman entrik açıdan yer yer zaafiyet geçirdiği gibi, yazarın sloganik üslûbuyla da sarsılır.
A. Vahap Öntaş, Belgitay, Sürgündeki İki Gövdenin Görüntüsü adlı romanında Türk tarihinin Selçuklu, Osmanlı ve Saltuklu dönemlerinde yaşanan bazı siyasi olaylarını ve halk hareketlerini 12 Eylül 1980’de yaşanan olaylara bağlayarak, tarihin nasıl tekerrür ettiğini, roman formu içerisinde tahlil eder.
Ozan Veli, Gaban 1 Fecir Baskınları adlı romanında anarşik bir ortamda cemiyet hayatını etkileyen örgütlü bir hareketin gelişimini hikâye eder. Kırsal kesimden kollektif şuura akseden çarpıklıkların üzerinde durur.
Cem Selcen, 1578 adlı romanında yaşlanma felsefesi üzerinde durur. Yaşlanmak zor iş; yıl sayma anlamında neyse ne de; yaşanmışları sayma anlamında, iyice zordur. Çünkü 'gerçek' yaşı 'ihtiyar' denmesine engel olduğunda bile, 'gerçekten' yaşlanmış olabilir kişi... Romanda böyle bir kişi vardır: Bazı şeyleri öylesine yoğun yaşamıştır ki, zamanın uzunluğu olarak değil; yaşanmışların çözülmeden kalmışlığı, hesapların çıkarılmamışlığı olarak kendisini yüzyıllarca yaşlı hissetmektedir. O da yaşadıklarını çözmeye, yaşadıklarının hesabını çıkarmaya çalışmaktadır. Romanda, 12 Eylül öncesi siyasi atmosfer, sol gurupların siyasi faaliyetleri de yer alır. Romanın kahramanları Cemal ve Turan aynı radikal sol örgütün militanlarıdır. Birçok eylem planlarlar, ancak işleri umdukları gibi gitmez. Cemal korkuyu hisseder. Göstericilerden ve polislerden ölü ve yaralıların olması, eylem sırasında silah kullanan Cemal’i bir süre saklanmak zorunda bırakır. Turan da olay yerinde yaralanır. Cemal’in onu son gördüğü andır bu. Çünkü bir banka soyulmak istenmiş, ama paraların bir kısmı kaybolmuş, örgüt de parayı Turan’ın aldığını düşünerek, hakkında ölüm emri çıkarmıştır. Yazarın kitabına yer yer gazete küpürleri ve el yazması notlar serpiştirdiğini de ekleyelim.
Devrimciler (1988), Çağrısız Hayalim (1992) ve Kişilikler (1996) adlarını taşıyan romanlarıyla dikkatleri üzerine çeken Kaan Arslanoğlu, altıncı romanı İntihar Zamanımızın Bir Kahramanı’nda 12 Eylül döneminde silahlı eylemlere katılan insanların maceralarını hikâye eder. İşkenceye uğramış olan roman kahramanı başarısız bir evlilik yapar ve durmadan farklı kadınlarla birlikte olmanın hayalini kurar. Mazisi ile her an bir hesaplaşma içinde olan roman kahramanında intihar bir saplantıya dönüşür. İlk romanından başlayarak, 12 Eylül öncesi ve sonrasındaki devrimci gençlerin hayatlarını akıcı bir üslûpla anlatan yazar, son romanında büyük şehir hayatını ele almakla birlikte, tabiati ve dağları mekân olarak kullanır. Roman, okuyucusuna arka kapağındaki «Tepesi gökte puslu bir dağ. Kayalık, sarp bir zirve. Eteğindeki adamın içinde çetin bir hesaplaşma. İşlek bir ruhsal çözümleme, cesur bir toplum eleştirisi romanı.» cümleleriyle takdim edilir.

Polisiye Romanlar

1999 yılında yayınlanan romanların altı tanesi polisiyedir. Bunlar sırasıyla Osman Aysu’nun Yanık Yüz, Reha Mağden’’in Yazgıların Tableti, Birol Oğuz’un Siyah Beyaz, Cenk Eden’in Rüzgârsız Şehir, Celil Oker’in Çıplak Ceset ve Kramponlu Ceset adlarını taşıyan romanlarıdır.
Osman Aysu, Yanık Yüz adlı romanında, milletlerarası bir cinayet şebekesinin dünyanın her tarafında seçkin işadamlarını, şöhretli siyasileri ya da sahalarında sivrilen kişileri belirli bir menfaat karşılığında nasıl yok ettiğini hikâye eder. Çeşitli milletlerin polisleri neden sonra işlenen cinayetlerin tek bir merkezden planlandığını anlarlar ve bu cinayet örgütü ile mücadele için milletlerarası özel bir kuruluşu organize ederler. Neticede Frankfurt, Roma, İstanbul ve Paris'te başlayıp Barbados'a kadar uzanan müthiş bir gerilim yumağı ortaya çıkar.
Reha Mağden, Yazgıların Tableti adlı romanında arka arkaya cinayetler işleyen bir katilin daha sonra cesetlerin yanına bir ipucu bırakmasıyla gelişen olayları anlatır.
Siyah Beyaz, Birol Oğuz’un polisiye romanıdır. Celil Oker ve Cenk Eden’le birlikte Türkiye’de yeniden polisiye romanı popülarize eden ve öncülüğünü yapan yazar, Siyah Beyaz romanının adını Kaktüs Kahvesi yarışması ile duyurur. Birol Oğuz köken itibariyle bir İngilizdir. Sonradan Türk vatandaşı olmuş, 80’li yıllarda Türkiye’ye yerleşmiştir. Dolayısıyla klâsik dedektiflik hikâyelerini oldukça iyi bilen biridir. Ancak Siyah Beyaz, klâsik "katil kim" hikâyesi değil, Amerikan tarzı bir özel dedektif macerasıdır. Romanda anlatılan hikâyeye göre, meşhur Amerikalı yazar James Baldwin, eşcinsel ilişkisinin anlaşılması üzerine, misafir olduğu Boğazdaki tarihî yalıyı apar topar terkedip Türkiye'den ayrılmak zorunda kalır. Yıllar sonra Amerikalı bir aile, kayıp oğullarını bulması için ABD konsolosu aracılığı ile romanın kahramanı Suat Erez'i kiralar. İstanbul'un çeşitli semtlerinde, gece kulüplerinde, büyük otellerin lobilerinde ipucu peşinde koşan dedektif, kayıp gencin eşcinsel olduğunu, İstanbul'da meşhur eşcinsel sanatçı ve yazarların hayatı hakkında bir araştırma yaptığını öğrenir. Böylece araştırılan kişinin James Baldwin olduğu ortaya çıkar.
Cenk Eden, 1999 Kaktüs Kahvesi Polisiye Roman Yarışması’nın Jüri Özel Ödülü’nü alan Rüzgârsız Şehir adlı romanıyla polisiyeyi uzay alanına taşır. Binlerce yıl sonrasının özel bir dedektifinin portresini çizer.
Türk roman okuyucusu, Çıplak Ceset romanıyla yeni bir polisiye yazarını daha tanır: Celil Oker... Remzi Ünal Maceraperest Kitaplar dizisinin ilk kitabı Çıplak Ceset'le yazar, 1999 yılında Kaktüs Kahvesi'nin ilk Polisiye Roman yarışmasının birincisi olur. Yazar Çıplak Ceset’te bir hafiye ve polisiye tavrı ortaya koyar. Sanatının teknik problematiği olarak da Türkiye’de nasıl bir polisiye roman yazmak gerektiğini araştırır. Kamu otoritesini dışlayan karakterlere önem verir. Olayların cereyan ettiği mekân, sokak aralarıyla metropoldür. Çetelere karşı koyan roman kahramanı ise, korkak, kendini düşünen, vatan millet derdinde olmayan, hamiyetsiz bir karakterdir. Roman, özel dedektife gelen bir telefon ile başlar. Tarsuslu bir işadamının kaybolan yeğenini bulmayı üstlenerek giriştiği araştırmalar, roman kahramanını bir anda çetelerin, karmaşık ilişkilerin, uyuşturucu ve pornografi dünyasının içine sokar.
İlk kitabı Çıplak Ceset'le Kaktüs Polisiye Roman Yarışması'nı kazanan Celil Oker, ellisini geçmiş, Hava Kuvvetleri'nden emekli, THY'den ayrılma bir pilot olan Özel Dedektif Remzi Ünal’ın maceralarını hikâye etmeye Kramponlu Ceset’le devam eder. Remzi Ünal, hayatını simülatörde uçak uçurmakla ve müşterisini memnun edecek dedektiflik hizmetleri yapmakla geçirmektedir. Kadınlara karşı mesafelidir ve çevresindeki güzel kadınlara bakmamaktadır. Kramponlu Ceset'te olaylar üçüncü ligde küme düşme tehlikesi yaşayan bir futbol takımının aleyhindeki şike girişimi kuşkusuyla başlar. Beklenebileceği gibi işler bununla kalmaz. İşin içine, reklamcılık dünyası, transferler, şantajlar ve ölümler girer.

Sosyal Romanlar

1999’da fert ve cemiyet problemlerini ele alan ve sosyal çatlaklıkları değişik perspektiflerden göstermeye çalışan on dokuz roman yayınlandı. Bunlar, sırasıyla Gönül Pultar’ın Ellerimden Su İçsinler, İnci Aral’ın Yeni Yalan Zamanlar, Halil Gökhan’ın Yedinci, Hüseyin Peker’in Eli Torbalı Adam, Neşe Cehiz’in Olmasa Senin de Adın, Hasan Ali Toptaş’ın Sonsuzluğa Nokta, Leyla Erbil’in Karanlığın Günü, hayal gücüne ve fanteziye yaslanan bakış açısı ve üslûbuyla teknik bakımdan başarılı bir roman ortaya koyan ve 1999 Orhan Kemal Roman Armağanı’nı kazanan genç romancı Ahmet Karcılılar’ın Yağmur Hüznü, Sebahattin Demiray’ın Masalcı, Ahmet Kekeç’in Yağmurdan Sonra, Hikmet Temel Akarsu’nun “İstanbul Dörtlüsü”olarak tasarlayıp ilk iki kitabını “rock’n roman” diye takdim ettiği nehir romanın Kaybedenlerin Öyküsü ve İngiliz (Batı’nın Sonu, Doğu’nun Başı), Yılmaz Erdoğan’ın Demiryolu Akşamları, Gül Aslan’ın Bizi Ayıran Duvar, Hasan Bildirici’nin Şervan, Turgay Delibalta’nın Bu Aynanın Rengi Yok, Berrin Kaplan’ın Haketmediğim Kadar Yalnızım, Haydar Ersöz’ün Karnımdaki Ayak Sesleri ve Nevra Bucak’ın Kule adlarını taşıyan romanlarıdır.
Gönül Pultar, Ellerimden Su İçsinler adlı romanında, seksenli yıllarda Londra’da teröristler tarafından düzenlenen suikastte hayatını kaybeden Türk büyükelçisinin eşinin başından geçenleri hikâye eder. Söz konusu suikastte yaralanan ve hastaneye kaldırılan genç kadın, önce polisin sonra da doktorunun sorularına cevap vermek isterken, kendini, geçmişini hatırlar durur. 50'li yıllarda bir ufak Anadolu kentinde başlayan, daha sonra İstanbul'a ve Amerika’ya uzanan bir macera, geriye dönüş teknikleriyle okuyucunun karşısına çıkar... Romanda Türkiye'nin sarsıntıları ve siyasî sancıları da bazen sezdirilerek bazen de gösterilerek anlatılır.
İnci Aral, Yeni Yalan Zamanlar adlı romanında bir şairin yazmaya başladığı romanın macerasını hikâye ederken, eserin derin yapısına siyâsî bir tahlil ve sosyal bir problem yerleştirir. Romanın tenkit ettiği siyasi otorite, sanatkârların hiçbir şey üretememesine sebep olan sanat düşmanı bir yönetimdir. Engels'in yazı makinesini çalarken yakalanan şair Kerim, gizli bir merkeze götürülür. Gittiği yerde eğlenceli, ancak siyasi otorite karşısında suya sabuna dokunmayan bir roman yazmaya mecbur edilir. Kerim, romanın karakterleri olarak esrarengiz bir kadın portresi, intiharın eşiğinde bir genç adam, köşedönücü bir fotoğrafçı, tarikatçı-punkçu bir sevgili oluşturmaya başlar ve merkezdeki sorgucuları da sıradan tipler olarak kullanır. Dinî bir baskıyla yetiştirilmiş ensest kurbanı bir genç kadınla kırılgan, tutunamamış bir gazetecinin derinlemesine işlenmiş aşkları ise vak’anın çekirdeğini oluşturur. Yazar bu romanında, günümüzde yükselen değerler olarak adlandırılan ve çeşitli görünümler içinde ferde ve cemiyete sunulan hayat tercihleri arasında kimlik kaybına uğrayan ve varoluşlarını yeniden sorgulamak mecburiyetinde kalan karakter ve tipler üzerinde çalışır.
Halil Gökhan, Yedinci adlı romanında sinema sektöründeki insanların hikâyesini anlatırken, sosyal ve siyasî bir baskının altını çizer. Birisi kadın altısı erkek, yedi sinemacı bir uluslararası kara film festivali sırasında gerçekleşen darbenin hemen sonrasında tutuklanıp ülkenin millî kütüphanesine kapatılır. Dış dünyanın boğuntulu görüntülerinden yalıtılmış bu genç sinemacılar için tek kurtuluş çaresi artık edebiyattır. Kitapta yedi özel hikaye yer alır: Yedi kurtuluş tercihi, üç ayrı son, altı teşekkür mektubu, kayıtsız ve soğuk mezartaşları, beklenmedik ölümler...
Evlilik Cüzdanını Buruşturan Öyküler adlı hikâye kitabı ile 1991 yılında Akademi Kitabevi Ödülü’nü alan ve 1993 yılında ilk romanı 413 Yaşadı mı adlı romanını yayınlayan Neşe Cehiz, son romanı Olmasa Senin de Adın’da deprem felâketi etrafında dolaşır. Romanda tesadüf sonucu, bir gazete muhabirinin yerine geçip, bir depremi konu alan "Büyük Çöküş" romanının yazarıyla röportaj yapmaya kalkışan genç kadın ile yazar arasındaki konuşmalar çevresinde, İstanbul'u yıkan depremin ardından yaşananlar anlatılır. Romanda anlatılan 17 Ağustos 1999 depremi değil, hayalî bir felakettir.
İzmirli adlı romanıyla tanıdığımız Hüseyin Peker, Eli Torbalı Adam adlı son romanında; evliliğinde göremediği ilgi yüzünden kendisini sokaklara atan, hurda toplayarak, hürriyeti bir ucundan bırakmadan yürümek isteyen ve küçük mutluluklarla yetinmeyi öğrenen emekli bir insanın başından geçenleri hikâye eder. Romanın kahramanı Naci bey bu hayattan çekip gitmenin bütün yollarını dener ve "Başarısızlığın başarısı" saydığı intiharı oğlunun eline bir bıçak vererek gerçekleştirir. Yazar “torba” kelimesini, insanın içinde kurtlanıp kalan ve karnını kabartan şeylerden kinaye olarak kullandığını sezdirir.
Hasan Ali Toptaş, Sonsuzluğa Nokta adlı romanında XXI. yüzyıl arifesindeki insanlık trajedisini, kimliksizliğini tartışmaya açar.
Leyla Erbil, Karanlığın Günü adlı romanında, bir kadının birkaç saatini; tarihi, toprağı, sırrı biriktirmiş bir camdan, bir hafıza aynasından (balkon kapısı); "eriyik-zaman" potasından aktarırken, sosyal çözülmeler etrafında dolaşır. Yazar, kendi ötesine gidip kendini yok eden şer mutasavvıfların, polis insanların, günün devrimcilerinin; boş inançla ilmî olanın, groteskle hayalî olanın; saçmanın, cinselliğin, mizahın ölümle yoğrulduğu bir roman kotarır.
1999 Yunus Nadi Ödülleri’nde dikkatleri üzerine çeken, ancak ödülü kılpayı bir farkla Kılıç Yarası Gibi adlı romanıyla Ahmet Altan’a kaptıran Ahmet Karcılılar 1999 Orhan Kemal Roman Armağanı’nı kazanan Yağmur Hüznü adlı romanında, Cumhuriyet tarihinin başlangıç sürecinde Anadolu insanını perişan eden bir dejerasyona işaret eder. Yağmur Hüznü’nde klâsik şark hikâyelerindeki çerçeve vak’a formuna benzeyen bir hikâyelemeyi öne çıkaran yazar, muhafazakâr bir Anadolu kasabasında Cumhuriyet’in ilk yıllarında gelişen siyâsî ve sosyal olayları, zaman ve mekân boyutlarını silikleştirip psikolojik bir içselleştirmeye dönüştürerek ele alır. Romanın temel çatışmasını, birçok cinayet işledikten sonra yakalanan ruhî problemleri derinleştirilmiş bir katil ile kurduğu diyaloglarla işlenen cinayetlerin sebebini anlamaya çalışan bir ruh doktorunun, yakalamaya çalıştığı illetin kendisine de bulaşması oluşturur. Romanın trajik eksenini oluşturan figürler olarak, katilin cinsî problemleri; cemiyetteki bastırılmış duygular; cinler, hacılar-hocalar ve bunların çevresinde patlayıveren sinir krizleri dikkat çeker.
Sebahattin Demiray, Masalcı adlı romanında Beyoğlu, Kasımpaşa ve eski Tarlabaşı'nın (yeraltı ve yerüstünün) bütün insan manzaralarını göstermeye çalışır. Romanın metin halkaları, kırk yıl önce Abonoz Genelevi'nde işlenen bir cinayetten; porno film oynatan birahanelere, Beyoğlu'nun ışıltılı caddelerine, Tarlabaşı'nın belalı karanlık sokaklarına ve varoşların ortasına, camdan imal edilmiş basın plazalarına uzanır. Eski zaman pezevenkleri, destancılar, travestiler, kılık değiştirip şehrin sokaklarında dilenen kanun kaçakları, horoz ve köpek dövüştürücüleri, mafya babaları romanın şahıs kadrosunu oluşturur.
1999 Tuzla Belediyesi Roman Armağanı’nın Birincilik Ödülü’nü alan Ahmet Kekeç, Yağmurdan Sonra adlı romanında, sarsıcı ve düşündürücü bir aşk hikâyesi etrafında inandıklarını yaşayamayan insanların dünyasını göstermeye çalışırken, trajik bir sosyal çözülüşü hikâye eder. 28 Şubat 1997 sürecini vak’anın zamanı olarak sezdiren roman, inanan insanların iç süreçlerinin sorgulandığı bir özeleştiri ve muhasebe girişimi olarak da algılanabilecek özellikler gösterir. Yazar, sarsıcı sosyal ve siyasî gelişmelerin yanı sıra sosyal hafızanın yapısına da bir projektör tutar. Aile içi çatışmalardan, yasak aşk açmazına düşen ve sıradan insanlarla marjinaller arasında savrulan roman kahramanlarının macerasına, Türkiye’nin yakın tarihinden canlı kesitleri yerleştirir. Roman kahramanı “Müslüman yayıncı” Murat’ın perspektifinden gösterilen muhitte Anadolu çocuklarının İstanbul’daki tutarsız ve çelişkili hayatları dikkatlere sunulur. Sosyal, siyasi, iktisadi ve medyatik meseleler, aydınların bu meseleler karşısındaki tutumları tenkidî bir bakış açısıyla teşrih masasına yatırılır. İdealistlerle köşe dönücüler arasındaki önemli farklar gösterilir. Yasak aşk girdabına sürüklenen insanların psikolojileri teşhis edilir. Romanda altı çizilen en önemli nokta, taşıdığı kimliğe ters düşen bir yaşantı içerisinde olan Murat’ın bile 28 Şubat 1997 sivil darbesi karşısında duyarsız kalmaması, tepki göstermesidir.
Hikmet Temel Akarsu, Kaybedenlerin Öyküsü adını taşıyan ve dörtlü bir nehir romanının ilk kitabında, İstanbul'un belli çevrelerini alışılmadık ve çarpıcı bir bakış açısıyla işler. Romanda, Kadıköy ve çevresindeki Underground mekânlarda dolaşan, Dekadans Bar'da bir araya gelen ve umutsuz bir başkaldırıyı yaşayan insanların trajik hayatı hikâye edilir. Yazar kendi kozasında efsanesini örmesine rağmen, aydın mahfillerinde dışlanan Kaybedenler Kulübü'nün etrafındaki çarpıcı insanlık durumlarını yakalar.
Hikmet Temel Akarsu, nehir romanının ikinci cildi olan İngiliz (Batı’nın Sonu, Doğu’nun Başı)’nda ise karşı karşıya gelen, asırlarca çatışma halindeki iki ideolojinin hesaplaşmasını hikâye eder. Bir yanda, Batı'nın kirini, sahtekârlığını, ikiyüzlülüğünü, egoizmini; globalizm maskesiyle Doğu'ya taşımaya çalışan İngiliz, peşinden sürüklediği kolonisi ve ruhları rehin alınmış İstanbul gençleri; diğer yanda İstanbul Markisi, Kaybedenler Kulübü ve Budist Alman Max... Zamanın kırıldığı yerde, Batı'nın sonunda, Doğu'nun başında, yani İstanbul'da göze göz, dişe diş bir mücadele... Kumpas, nefret, entrika, dekadans... Rock, junk, underground...
Eserlerinde ağırlıklı olarak dışlanmış olmalarına rağmen umutlu insanları anlatan Yılmaz Erdoğan, Veda Etme Öğretmenim, Kayıp Liseli ve Unutulan Sır adlı kitaplarından sonra kaleme aldığı Demiryolu Akşamları adlı romanında, aldatılmış ve kimseye itimadı kalmamış “yuvasız kuşlar gibi; sığınacak bir dal, merhamet sahibi bir el arayan” insanları anlatır. Erdoğan’ın hayatlarını hikâye ettiği insanlar, zor şartlarda, en olmayacak yerlerde en yaşanmaz mekânlarda yaşamaktadırlar. Sokaklar soğuk, sokaklar düşmandır. Yürekler gibi bütün kapılar da onlara kapalıdır.
Gül Aslan, Bizi Ayıran Duvar adını taşıyan ilk romanında, ensest kurbanı, uyuşturucu bağımlısı ve mahkûm genç bir kadının cezaevinde yaşadıklarını hikâye eder. Yedi yıl boyunca eroin bağımlısı olduğunu gizleyebilen roman kahramanı, cezaevinin dört duvarı arasında olumlu ve umut aşılayan duyguların arayışı içindedir. Yazar uyuşturucu bağımlılığının en tehlikeli yanı olan psikolojik bağımlılık üzerinde yoğun ve başarılı bir dikkat mesaisi ortaya koyarken, asıl mücadelenin beyinde olup bittiğine işaret eder. İki insanın birbiriyle diyalogunu oldukça sınırlayan, hatta engelleyen cezaevini ise, sıcak bir mekân haline sokar.
Hasan Bildirici, Şervan adlı romanında, avukat bir aileye evlatlık verildikten sonra kaybolan bir çocuğu ve bir iz sürme macerasını hikâye eder. Evvelâ bir polis aracılığıyla Şervan'ın bırakıldığı yuva öğrenilir. Sonra alınan ufak tefek hediyelerle yurttaki kimsesiz çocukların ziyaretine gidilir. Hediyeler dağıtılırken bir göz Şervan'ı aramaktadır. Çünkü Şervan kaybedeli iki ay olmuştur.
Turgay Delibalta ise, Bu Aynanın Rengi Yok adlı romanında aile baskısından kaçarak tek başına yaşayan bir kızın hayatını hikâye eder.
Berrin Kaplan, Haketmediğim Kadar Yalnızım adlı romanında küçük yaşta evlenen ve kocasının evle ilgilenmemesi sonucu çalışmak zorunda kalan bir Türk kadınının Hollanda’daki hayatını hikâye eder.
Haydar Ersöz, Karnımdaki Ayak Sesleri adlı romanıyla bir karamizah örneği ortaya koyar. Almanya’da yaşayan bir yazarın baba olma duygusunu ve hissettiği aile sorumluluğunu trajik bir bakış açısıyla hikâye eder.
Nevra Bucak, Kule adlı romanıyla, bir bir anti-ütopya hikâyesi oluşturarak sloganik bir tahkiyeye kapı aralar. Ancak romanının arka kapağında gerçekleşmemesini dilediği bir “ütopya”dan bahseder. Anlaşılıyor ki, yazarın kafası kavramları kullanma bakımından oldukça karışık. Çünkü gerçekleşmemesi istenen hayali dünyanın adı, ütopya değil; anti-ütopyadır. Yazarın "Yeni Devrim Cumhuriyeti" adını verdiği bir siyasî otorite memleketi yönetmektedir. Bu yönetim, kadınların tek tip, kukuletalı ve yerlere kadar inen uzun siyah bir pelerin giymeleri şartını ileri sürmektedir. Bu kıyafeti giymeden sokağa çıkan kadınlar hemen karakola götürülmekte, önce saçları makasla kesilmekte sonra da tıraş edilmektedir. Kadınların hürriyeti böylece ellerinden alınmaktadır. Söz konusu siyasi otorite okuyucuya şu cümlelerle tanıtılır: «Elbette ortaçağ karanlığının bağnaz, tutucu bir yönetim biçimidir. Bundan başka ne beklenebilir? Sonundaki cumhuriyet sözcüğü yalnızca göstermelik bir süstür. Hiçbir işlevi olmayan kurnaz bir aldatmacadır.» Romandan ziyade tekdüze bir slogan antolojisini andıran kitabın, nasıl bir bakış açısı ve üslûbu ile kaleme alındığını şu cümleler ortaya koyar: «Eski yönetimin parti başkanları koltuk kavgasına düşmüşlerdi. Çevrelerini saran tehlikeyi görmediler ya da oy çıkarları uğruna göz yumdular. Verdikleri ödünlerle karşı tarafı istemeden başa geçirdiler.» «Caddelerde, sevimsiz kukuletaları burunlarına kadar çekili, kapkara pelerinli kadınlar, yerlere kadar uzun cüppeli, başlarında kocaman sarıklı, soluk, sarı benizli, korkunç bakışlı ve uzun sakallı erkekler.» «Bağışlayın ama, laikliğe inanmayan bir rejimde demokrasi nasıl olur, anlayamıyorum.» «Ülkem gaflet ve dalâlet içinde ortaçağ karanlığına gömüldü. Peki, ne oldu laik düzene ve benim laik halkıma? Laiklik yalnızca dinle devlet işlerinin birbirinden ayrılması mıydı? Bu tanım o kadar basit miydi?» «Kadınlarımızın fikir özgürlüğünden, giyiminden kuşamına, oy kullanma hakkına kadar çağdaş ve onurlu yaşam aydınlığını getiren o yüceler yücesi büyük önderimizi düşünerek acılar içinde kıvranıyorum.» Romanı Cumhuriyet Kitap Dergisi’nde tanıtan Osman Şahin’in şu cümleleri de, yazarın romandan ziyade neyi yazdığını ortaya koymaktadır: «1946 yılına dek devletçe dindirilen dinsel gericiliğin kapanına Türkiye çoktan girdi. İkiyüzlü politikacılar yüzünden, elli yıldır ülkemizde karşı devrim süreci hızlandı. Ülkenin çöl Arabistan'ının rüzgârına açık tutuldu. 10.000'den fazla Kuran kursu, 600'e yakın imam hatip okulu, 80.000 cami, dinselleştirilen eğitim, öğretim birliğinin parçalanması sonucu, devlet bizzat kendi folluğunda, sonunda kendi başının etini yiyecek olan, Arap'tan daha Arap bir militan kuşak yetiştirdi.»

Aşk Romanları

1999 yılında yayınlanan romanların on tanesi aşk teması etrafında kaleme alınmıştır. Bunlar sırasıyla Metin Savaş’ın Efendi Dayının Kozalakları, Mehmet Uyar’ın Bir Musahhihin Gönül Yolculuğu, Sevim Asımgil’in Siyah Zambak ve Merve, Atilla Birkiye’nin Bir Aşk Bilmecesini Nasıl Çözebilirsiniz?, Ayda Erbal’ın Son Kullanma Tarihi Geçmiş Aşklar, Turgut Özakman’ın Korkma İnsancık Korkma, Tarık Dursun K.’nın Alo, Harika Hanım Nasılsınız?, Sultan’ın Pembe Kitap, Serpil Şimşek’in Güneş Bulutların Arasında ve Şebnem İşigüzel’in Eski Dostum Kertenkele adlı romanlarıdır.
Osmanlı’nın 700. Kuruluş Yıldönümü dolayısıyla Tuzla Belediyesi tarafından düzenlenen Gül Roman Armağanı’nda birinciliği Ahmet Kekeç’le paylaşan Metin Savaş’ın Efendi Dayının Kozalakları adlı romanı, genç bir kızın dayısının cenazesinde karşılaştığı bir insanla yaşadığı hissî alakaları hikâye eder.
Tuzla Belediyesi Gül Roman Armağanı’nın üçüncülük ödülünü kazanan Mehmet Uyar, Bir Musahhihin Gönül Yolculuğu adlı romanında, yayın faaliyetleri içerisinde olan bir düzeltmenin, tiyatro oyuncusu bir genç kıza âşık oluşunu hikâye eder. Sevgilisini kaybeden roman kahramanı, bir trajedi yazmak düşüncesiyle köyüne döner ve piyesini yazmaya başlar. Bu esnada ehl-i tarik bir kişiyle tanışır ve aşk duygusu etrafında tasavvufî yorumların peşine düşer.
Sevim Asımgil, Siyah Zambak ve Merve adlı romanında; güzel, çocuksu ve hüzünlü, ancak “burçlarında sevgi dalgalanan bir dünyayı gezip tozmuş” bir kızın, dışındaki sevgisiz dünyada nasıl bir barış aradığını hikâye eder.
Atilla Birkiye, "Aşk Üçlemesi" başlığıyla yazdığı romanlarının sonuncusu olan Bir Aşk Bilmecesini Nasıl Çözebilirsiniz?’de çoğumuzun farkında olmadan parmaklarımızın ucundan akıp giden mutluluğun rastlantılarla da yakalanabileceğini anlatır.
Arda Erbal, mekân olarak İstanbul, Ankara, Sırbistan, ve New York’u seçtiği Son Kullanma Tarihi Geçmiş Aşklar adlı romanında, 1940’lı yıllarda yaşanmış bir aşkı hikâye eder. Romanın karakterleri, Demokrat partili Nuhi Bey, Niş’te bir akıl hastanesinde yatmakta olan Luka ve New York’lu bir fahişedir. Yazar, Seyranbağları'ndaki açık hava sinemasını, romanın merkezî fonksiyon üstlenmiş bir mekânı olarak kullanırken, sahneleme tekniğini devreye sokar ve bir takım göstergelerle o dönemin hikâyesini tenkidî bir bakış açısı yüklediği imajların diliyle telkin etmeye çalışır: «Kara artık kendi resminin istediği parçalarını gösterecek böylece ne aşkı gerçek bir aşk olacak, ne ölümü gerçek bir ölüm. Benliği oluşturan parçalardan kimileri seçilerek farazi bir kişilik oluşturulup marazi duyguların önü kesilecek, dünya biraz hafife alınacak... İnsanlarla ancak belli bir mesafeden (üç kulaç) iletişim kurulacak... Kara artık fuzuli aşklar peşinde koşmayacak, artık hayata demirbaş bir eşya olmak için gelmiş gibi beklemeyecek, sabah uyanıp yüzüne baktığında, alnında demirbaşlığını belgeleyen bir barkod ve barkodun altında çeşitli rakamlar görmek istemeyecek, ... bir aşkın son kullan(ıl)ma tarihinin yaklaşıp yaklaşmadığı konusunda kendisine daha az yalan söyleyecek.»
Oyun ve senaryo yazarı Turgut Özakman'ın ilk ve tek romanı olan Korkma İnsancık Korkma; evvel zaman insanları, güzellikler, bahçeler, ıhlamur ve sakız ağaçları, yosun kokusu, yakamozlar, baygın şarkılar, yanık tangolar, sevgi, hoşgörü, sevinç ve sessizlik eşliğinde, büyük coşkularla gelişen bir aşkın romanıdır. Yazar; anne sevgisini, dost sıcaklığını, öğretmen sabrını sıradan bir kurgu ve romanı zorlayan şiirsel bir üslupla ortaya koyar. Kitapta anlatılan masalsı dünya, arka kapağındaki şu cümlelerle özetlenir: «Periler padişahının kızı Züleyha gibi çırılçıplak saçlarını beline akıtmış, ayakta duruyordu. Su tanecikleri inci dizisi gibi teninden aşağı süzülüyor, su almak için eğilip doğruldukça, ıslak kalçaları Balkız'ınkiler gibi kabarıp sönüyordu. Birden yan dönünce, soluğum kesildi. Sevdiğim her şey onda toplanmıştı.»
Hikâye ve romanlarının konularını cemiyetin değişik kesimlerinin hayat mücadelelerinden alan ve bunları şiirli bir dil ve yoğun bir duyarlılıkla işleyen Tarık Dursun K., Alo, Harika Hanım Nasılsınız?da yeni bir tahkiye formu geliştirir: Telefondaki diyaloglar. İnsan ilişkilerindeki derinliklere diyologlarla inmeye çalışan yazar, form kurma cehdinin iyi bir roman ortaya çıkaramayacağını tecrübe eder. Ancak yine de ortaya şiirsel bir dil ve yoğun bir duygusallık koymayı başarır. Yazar insan ilişkileri içerisinde en önemli olanın, hayata karşı verilen mücadele olduğunu tez olarak ele alır. İnsanın yaşadığı acılara karşı direnme gücünü destanlaştırmaya çalışır.
Sultan imzasını taşıyan Pembe Kitap adlı romanda, yaşadığı duygusal bir travma sonucu hafıza kaybına uğrayan bir kızın, kimliğini ve gerçeği araması aşk teması etrafında hikâye edilir. Kıbrıs'ın romantik atmosferinde, aynı evi paylaşmak zorunda kaldığı yazar Haldun'la karşılaşması ve kendini tutkulu bir ilişkinin içinde bulması, Itır adlı bu kızın işini daha da zorlaştıracak, ancak, ne pahasına olursa olsun gerçeği bulma kararını pekiştirecektir. Ama Haldun, onun geçmişini hatırlamasını pek de ister gibi görünmemektedir...
Serpil Şimşek, Güneş Bulutların Arasında adlı romanında önce bir genç kız, sonra kadın, daha sonra da anne olan bir kadının, evinde ve iş yerinde başından geçenleri, sevinçlerini, hüzünlerini, aşklarını, evliliklerini deneme diliyle anlatır.
Hanene Ay Doğacak ve Öykümü Kim Anlatacak adlı hikâye kitaplarıyla tanınan Şebnem İşigüzel, ilk romanı Eski Dostum Kertenkele’de, on altı yaşında bir gencin yılan derisi bir çift ayakkabısının olmasını isteyen eski dostu Başparmak ile yaptığı soygunun öncesi ve sonrasını anlatır. Romanın kahramanı, hayatını, altın dişli halası, eşyalarla konuşan kız kardeşi, Al Pacino'ya benzeyen sinema manyağı Başparmak ve yaptığı iş başkaları adına gittiği tahsilatta kucağındaki kediyi yırtmak olan Kedici gibi tuhaf sayılabilecek tiplerle paylaşır. Eski Dostum Kertenkele, aşktan kaçışın, cinnete koşmanın, kırılganlığın, pişmanlığın, hayatta kalma mücadelesinin, ikiye bölünmüş bir kişiliğin romanıdır.
(Devamı, Roman Değerlendirmesi 3’te)

http://edebistan.com

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz! :: Arkadaşa gönder!

Hakkımda

Türk Romanı Üzerine Yazılan inceleme, araştırma, değerlendirme yazıları, söyleşiler vb.

Son yazılar

YİTİK GÖL ROMANI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME / Nail UYAR
Arşiv: AlsahBlog/RomanYazıları 2005
Başlangıçtan Günümüze Türk Edebiyatında Roman Zamandizini (1872- 2006) / Kronoloji
Tek ve mükemmel bir hayat, Haldun Taner öykü ödülünü Ağula adlı kitabıyla kazanan Sibel K. Türker
63. Yıl Yunus Nadi ödülleri 2009
MEB'NIN İLK VE ORTA ÖĞRETİM İÇİN SAPTADIĞI 100 TEMEL ESER
Roman Yazıları Arşivi'nden
9. Fakir Baykurt Kültür Sanat Günleri Programı
Masumiyet Müzesi Haberleri
"Güven" 10 yaşında
‘Ağabey, çamaşırlarınızı, romanınızı gönderiyorum’
Orhan Pamuk’tan bir aşk romanı
Kırık bir kalbin romanı
Miami’den Mardin’e
Ayla Kutlu romanı
Duygu Asena Roman Ödülü, Lal Kitap'ın oldu
Kitabın Adı: Ankara
İlköğretmenimiz Fakir Baykurt
Orhan Kemal bakışı
Oğuz Atay Roman Yarışması Sonuçları Açıklandı
Boşluğun masalı... / Latife Tekin
Yaşar Kemal neden Nobel alamadı? İşte cevabı!
Türk edebiyatının farklı tarihi
Erkekler arasında tek başına
KÖY ENSTİTÜLERİ HALKI BİLİNÇLENDİRİYORDU / KADİR İNCESU

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Blog RSS
Ali ŞAHİN (alsah) 'in Tüm Blok Ve Siteleri
Güldeste/ En Güzel Atatürk Şiirleri/ Seçki
Kastamonu Net (Blogcu)
Öyküler & Öykücüler
Roman Yazıları
Şiirler & Şairler
Taşköprü'den Bakış
Yedinci Sanat
Yeni Edebiyat (Blogcu)
Edebiyat Dünyası
Yeni Edebiyat
Yeniden Dergi
Edebiyat
Öykü
Gökırmak
Esintiler
Taşköprü'nün Sesi
Taşköprü Yazıhamit Köyü
Kastamonu Net
Gerçeğin Sesi
Güncem
Edebiyat 2005
Çocuk ve Edebiyatı
Sanat ve Toplum
Dersimiz: Edebiyat
E- Edebiyat
Taşköprü'nün Taş-köprüsü
Dünya Ressamlarından Büyük Resim Galerisi

Kategoriler

  • A. Ali ŞAHİN (A. Alsah) Yazilari
  • Anma
  • Arastirma
  • Duyuru
  • Edebiyat Arastirmalari
  • Edebiyat Tarihimizden
  • Edebiyattan Sinemaya
  • Elestiri
  • Etkinlik
  • Haber
  • Inceleme
  • Kitap
  • Kitap Ozetleri
  • Kitap Tanıtma
  • Kronoloji (Zamandizini)
  • Roman Inceleme
  • Soylesi
  • Arkadaşlar

    alisahin37
    kastamonunet
    Guldeste
    oykuleroykuculer
    yeniedebiyat
    yedincisanat
    siirlersairler
    ilhanM
    elki
    yildizim
    derlemeler
    Hasan37
    cocukca
    geda
    hasanbildirki
    NEVAAY
    muzaffererdem
    ilkay
    riqelme
    sophia
    HandanGokcek2
    iremnur
    lalecik
    muratkulcuoglu
    ehicran
    EEYC
    cicim
    afranur
    gulcanca
    eroman
    esevcanca
    kastamonum
    UmitZeynep
    saclariniz
    lepidoptera
    nehir35
    tera
    perisel
    yakamoz37
    JeLiBoM
    deryadanlezzetler
    zeytintanesi
    tariksefer
    nsahin
    pelincee
    spil
    neslinursema3
    keskin965
    Nesak61
    gorseldil
    tulaybilgin
    ayakizleri
    SariYazma
    laalee
    savra
    mayinhatti
    sahinsah
    sahinsah
    sahinsah
    sahinsah
    Mansur
    emeginsanati
    kaylule
    nurtenaltinok
    kitapyorumu
    daktilo16
    passions00
    Laliyne35
    kitabooku
    neslinursema1
    neslinursema
    AliSahinAlsah
    kitapnehri
    neslinursema2
    alsah
    AlsahBloklariIndexi
    AlsahIndex
    cideli
    glhn74
    yagmurtuana
    bizimada
    incesan
    unutanlara
    vasitan
    teknolojihaber
    sevilla
    yorumsizin
    AlsahBloglariIndeksi
    AlsahBloglariIndexi
    AlsahBloklariIndeksi
    AlsahBloklariIndexim
    YeniGuneTurku
    kenanyucel
    bloggazetesi
    akinolgun
    sairasli
    gizemliruzgar
    sinemaseyret
    SerkanEngin
    siberdevlet

    http://alsahblog.blogcu.com/ Kayıt Güncel Sayfa: Toplam:
    Son Sayfa | Sonraki Sayfa