|
Romanları
|
DENİZİN ÇAĞIRIŞI
Yurt ve Dünya Kültür Yayınları, Ankara 1943, 2.baskı Ankara 1972, 3. baskı Can Yayınları 2003
Bilbaşar'ın ilk romanı olan DENİZİN ÇAĞIRIŞI çocukluğu yoksulluk içinde geçmiş olan, ruhsal sorunlar içinde bocalayan bir kasaba öğretmeninin kente gelişi ve oradaki çevreye ayak uyduramayışını anlatır. Bu yapıt ²psikolojik yabancılaşma²nın Türk romanındaki ilk
örneği sayılır. (Oktay Ahmet, Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı, 1993)
|

|
|
AY TUTULDUĞU GECE
Kovan Kitapevi, Izmir 1961, 2.baskı Tekin Yayınevi, İstanbul 1970
Yazarın ikinci romanı olan bu yapıtı Şükran Kurdakul şöyle tanımlıyor: ²1950'lerde Rumelili göçmenlerin yaşadığı bir Ege kasabasında kendilerini çevre halkının sorunlarını çözmeye adayan bir mühendisle öğretmenin karşılaştıkları güçlükler ve bunları yaratan güçler sergilenir.² (Çağdaş Türk Edebiyatı, 1994)
|
|
|
CEMO
Evren Yayınları, İstanbul 1966, 2. baskı Tekin Yayınevi, İstanbul 1996, 12. baskı Can Yayınları, İstanbul 2003
1967 Türk Dil Kurumu Roman Ödülünü kazanan CEMO, Kemal Bilbaşar'ın en başarılı görülen yapıtıdır. Roman Cumhuriyetin ilk yıllarında, sonradan Şeyh Sait isyanı ile kanlı bir iç savaşın yapıldığı Doğu Anadolu'da kürt kökenli nüfusun yoğunlukta olduğu bir yörede geçer.
|

|
|
MEMO
Tekin Yayınevi, İstanbul 1969, 5. baskı Can Yayınları, İstanbul 2003
CEMO'nun devami olan bu romanda Kemal Bilbaşar, ayaklanmaya itilen Dersim halkının serüvenini dile getirmekte, tüm iyi niyetlere, hatta zor kullanmaya rağmen, köklü reformlara gidilmedikçe ortaçağ ağalık düzeninin yıkılmayacağını, köylünün, marabanın soyulup ezilmeye devam edeceğini gerçek nedenleriyle ortaya koymaktadır.
|

|
|
YEŞİL GÖLGE
May Yayınları, İstanbul 1970, 2. baskı Can Yayınları, İstanbul 2003
1970 May Edebiyat Ödülünü kazanan bu yapıtını Bilbaşar şöyle tanımlar: ²Cumhuriyet dönemi toplum yaşantımızın Karadeniz bölgesinden alınmış kesiti. 1945-1946 larda Atatürk çağından gelmekte olan gizlenmiş, sinmiş gericilik hareketinin örgütlenerek iktidarı ele geçirmek ve sonraki dönemde gerçekleştirdikleri bütün amaçlarını örgüt içerisine almak eğilimini bu romanda vermeye çalıştım. ²
|

|
|
BAŞKA OLUR AĞALARIN DÜĞÜNÜ
Cem Yayınevi, İstanbul 1972, 3. baskı Can Yayınları, İstanbul 2003
Bilbaşar bu romanından köy ve kasaba yaşayışını karşılaştırır, gittikçe büyüyen kasabalarda ortaya çıkan sorunları toplumcu bir gerçekçilikle anlatır.
|
|
|
KÖLELİK DÖNEMECİ
Tekin Yayınevi, İstanbul 1977, 2. baskı Can Yayınları, İstanbul 2003
Roman Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya Kaynarca antlaşmasından sonraki yıllarda geçer. Olcay Önertay'ın özetlemesiyle, bir yandan azınlıkların bağımsızlık amacıyla ayaklanarak Osmanlı Imparatorluğunu parçalanmaya götürmeleri, bir yandan da Batılı ülkelerin bizi içinde bulunduğumuz batılaşma çabasından yararlanarak ekonomik sıkıntıya sokuşları sergilenir. (Cumhuriyet Dönemi Türk Roman ve Öyküsü, 1984)
|

|
|
BEDOŞ
Yazko, İstanbul 1980, 3. baskı Can Yayınları, İstanbul 2003
Bilbaşar'ın bu yapıtını Şükran Kurdakul şöyle tanımlıyor: İşgal, barışma yılları ile başlayan bir çocukluğun izlenmesi olarak süregelen BEDOŞ'ta, Cumhuriyet döneminin ilk kuşağını saran ²görev aşkı² dile getirilmektedir. Buradaki tipler, o çalkantılı dönem içinde her türlü çıkarıcılığa açık Osmanlı artığı kişilerdir. Bu ortamda pırıl pırıl bir kuşak boy atmaktadır, kurtuluşla birlikte. (Çağdaş Türk Edebiyatı, 1994)
|

|
|
ZÜHRE NİNEM
Yazko, İstanbul 1981, Can Yayınları, İstanbul 2003
Kemal Bilbaşar'ın son romanı olan ZÜHRE NİNEM, 1900'lerin başlarında Rumeli'de yaşayan çalkıntıları anlatır. Bu yapıt ²bir romancı olarak kendi kültür kaynaklarına, kendi konumsal özelliklerine, duyarlığa ışık tutması bakımından da önemlidir ve üstünde ayrıca durulmalıdır.² Şükran Kurdakul, (Çağdaş Türk Edebiyatı, 1994) | |
CEMO üzerine yazılanlar
Şükran Kurdakul (Varlık, 1983):
Cemo, Doğu Anadolu'da kağıt üzerinde kalan yasaların dışında bırakılmış insanların romanıdır. Köyleri, meraları ile birlikte alınıp satılan bu insanlar masalsı bir hava içinde sergilenirler. Behçet Necatigil'in deyişiyle, Cemo'nun 'canlı, deyimli, şiirli bir dil ve anlatımla yaratılmış, bütünüyle yerli olma nitelikleri' Kemal Bilbaşar'ın sanatında yarattığı en belirgin değişim olmalıdır.
Sadun Tanju (Demokrat İzmir Gazetesi, 1966):
Kemal Bilbaşar'ın ele aldığı tipler, zavallı 'oyuncaklar' dır. Ağanın, bey'in kapısında doğup büyümüşler, devlet nedir, millet nedir bilmemişler, kaderde olan olaylarla ağabey kapısından uzaklaştıkları zaman da, vahşi tabiat içindeki yalnızlıklarıyla, bütün o bölgedeki hayata hakim kuvvetlerle ümitsiz bir savaşa itilmişlerdir. Kemal Bilbaşar, bu ümitsiz savaşı çok iyi anlatıyor. Bütün ümitsizliğine rağmen, insanda bulunan ham cevherin özgürlük ve uygarlık savaşında o zavallı Cemo'lara, Memo'lara ve Cano'lara nasıl bir direniş gücü verdiğini okuyucuya öğünçle duyuruyor.
Tarık Dursun K. (Milliyet, 1966):
Roman'ın kuruluşu çokluk, taşbasması halk kitaplarının anlatım özellikleriyle Anadolu masal geleneklerine uygun düşer. Anlatıcılar, bir yerden sonra bencildir; onun anlattıkları Cemo'dan çok kendidir. Biraz düşçü, biraz efsaneye yakın, biraz gerçek dışı ve biraz da olmak istediği kendisini, Bilbaşar, Cemo'sunda romana bir yenilik de getirmektedir. Yazar olarak anlatıma katılmadan, olayları yalnızca kişilerin ağzından ve onların konuşmasına sadık kalarak vermektedir. Kurgusu, örgüsü önceki iki romanın çok ötesindedir ve usta işidir ki...
Samih Emre (Yön Dergisi, 1966):
Sade, yalın, basit, sağlıklı ve kahramanlarına tam denk düşen ocakbaşı masalları anlatımıyla, Dede Korkut'tan, Köroğlu'ndan, Aşık Kerem'den gelen destan motiflerinin en gerekli toplumsal özle yadırganmaz beraberliği. Sevgilerin yanında kinler, aşkların yanında kıskançlıklar, döğüşlerin içinde kahramanlıklar, düşkünlüklerin ardından yücelikler, güzelliklerin dizi dibinde cömertlikler, masalın eşi gerçeklikler, toplum bilim ilkelerinin ışığında tarih olayları, hayatın sonunda ölüm... CEMO, Anadolu halkının hayat kaderine bambaşka bir köşeden ayrı bir bakış.. Bozkır köylerinin yoksulluk ve cahillik alınyazısına karamsar yaklaşmalardan ayrı dağ insanlarının değişik yaradılışlarına şiirce bir kaynaşma.
Cengiz Tuncer (Akşam Gazetesi, 1966):
Romanın kişileri, çevresi, olay dizisi genel olarak bir destan özelliği taşıyor. Hikaye yer yer birkaç kişinin hikayesi olmaktan çıkarak, bir kitle hikayesi olmaya yöneliyor. Doğu Anadolu'nun dilsiz ve isyansız kölelerinin dünyasını getiriyor. Bilbaşar'ın anlattığı köklü, arık ve yüce bir sevgidir.
Ali Cem (Sıvas Postası, 1966):
Cemo, yüz yıla yakındır batı esareti altında yaşayan tutsak Türk romanını özgürlüğüne kavuşturan, kendi gücü ile çakıldığı yerden yekinip doğrulan, kendi öz sesini, kendi öz gerçeğini konuşturup duyuran ilk Türk ve Anadolu romanıdır. … Bu bir roman değil, Anadolu insanının destanıdır. Yiğitlik destanı, coşkunluk destanı.. Cemo, Anadolu insanının yüreğinden kopup gelen evrensel bir soluk, evrensel bir sedadır. Cemo'da Türk romanı en yüce doruğuna varmıştır.
Muzaffer Buyrukçu (Papirüs, 1967):
Cemo, Doğu'da yaşıyan yoksul halkların kara destanıdır. Sunduğu tablolar gerçekle masal karışımı, şiirli, canlı, inanılır tablolardır. Bütün eksiklerine, dildeki dengesizliğe rahmen henüz çok güçsüz bir takım örneklerle vakit geçiren romancılığımızın hangi kaynaklara yönelmesini göstermesi bakımından CEMO öncü karaktere sahip güçlü bır romandır.
Atilla Özkırımlı (Milliyet Sanat Dergisi, 1983):
Cemo, yalnız Bilbaşar'ın yazarlığında değil, köyü köylüyü konu edinen edebiyatımızda da bir dönüm noktasıdır.
Tahir Alangu (Varlık Yıllığı, 1967):
Bu romanında, dağ insanlarına has, çevreden ve törelerden gelen bağlantıların altında, kişilerinin çatışmalarında gözüken o donmuş toplum yapısının insafsızlığını belirtmiş, hepsinin üstünde temasına da uygun düşen canlı bir anlatışa ulaşmış. Cemo, K. Bilbaşar'ın en başarılı eseri olduğu kadar, kendi türünde de başta gelen bir örnektir.
|
• 31/10/2006 - Atatürk'ü Anlamamakta Halen Israr Edecek miyiz?
Atatürk bu mudur?
Bütün ilahlardan daha güzelsin,
Dediniz O’nun için.
O Tanrısaldır dediniz,
Ama,
O bir tanrı değildi.
Onu bir ilah gibi gördünüz,
Bir güneş,
Baş Ata,
Tanrılaşan Ata,
İlahlaşan Ata, gibi
Gördünüz,
O’nu.
İster hizmetli,
İter çiftçi, ister kapıcı,
İster zengin, ister fakir, ister aydın,
İster çocuk, ister yaşlı, ister tembel,
İster çalışkan, ister korkak,
İster güçlü, ister işçi, İster memur,
İster köylü, İster şehirli,
İster komunist, İster demokrat,
İster gerici, ister konservatif,
İster sağcı, ister solcu,
İster ağa, ister amele,
İster hortumcu, ister vergi rekortmeni,
İster rüşvetçi, ister rüşvet mağduru,
İster hırsız, ister polis...
Hepiniz O’nu,
Bir kulpunu bulup,
Kendinize uyarladınız.
Çünkü O, hepinizi sevdi,
Hepinize kucak açtı,
Zamanın gereği,
Ülke menfaati,
Millet menfaati,
Diyerek,
Rus Lenin’e bile dostum,
Diyen,
O’nu,
Komunist yaptınız.
Topal Osman’dan,
Kaçarken,
Çarşaf giydi diye,
Suikastten kurtulmak için,
Söylemediğinizi bırakmadınız.
Erleri ile,
Askerleri ile,
Sohbet ederken bile,
Rahat bırakmadınız.
Sen, Müdür,
Hizmetlinle aran nasıl?
Sen, Milletvekili,
Halkınla aran nasıl?
Sen Tarım bakanı,
Köylünle aran nasıl?
Sen yönetici,
Kapıcınla aran nasıl?
Sen sağcı,
Solcuyla aran nasıl?
Sen toprak ağası,
Amelenle aran nasıl?
Sen subay,
Sen Astsubay,
Askerlerinle aran nasıl?
Sen Milli Eğitim Bakan’ı
Öğretmenlerle aran nasıl?
Sen öğretmen,
Öğrencilerinle,
Aran nasıl?
YA SEN,
YA SENİNLE,
SENİN ARAN,
NASIL?
KIRINTIYA GÖSTERDİĞİN,
SAYGIYI,
KENDİNE,
GÖSTERİYOR MUSUN?
KIRINTIYA GÖSTERDİĞİN,
SAYGIYI,
ÇOCUĞUNA,
ÇEVRENE, EŞE DOSTA,
ASKERİNE,
MEMURUNA,
HALKINA, KÖYLÜNE, ÇİFTÇİNE,
KAPICINA,
SİYASİ OLARAK,
KARŞIT GÖRÜŞÜNE,
İŞÇİNE,
ÖĞRETMENİNE, ÖĞRENCİNE,
ANNENE, BABANA,
ANNEANNENE,
BABAANNENE,
YA DA TORUNLARINIZA,
EŞİT, HEM DE,
ÇOK EŞİT,
BİR ŞEKİLDE...
BİR EKMEĞE,
BİR KIRINTIYA,
GÖSTERDİĞİNİZ,
SAYGIYI,
GÖSTEREBİLİYOR MUSUNUZ?
Fehmi CUCİ (Ekim-2006)
Aşağıdaki Şiirler Birilerini Bazı Mesajlar Verebilir Diye Düşünmüştüm. Saygılarımla.
e-mail: fehmicuci@superposta.com
tel: 0 535 362 82 67
ATAM AFFET, SENİ ANLAYAMADIK
Seni anlayamadık, anlatamadık,
Sandık ki, senin karşında,
Saygıyla durduğumuzda,
Kılımızı dahi kıpırdatmadan,
Karşında törenlerle, geçitlerle,
Uğruna şiirler bellemekle,
Anıtlar dikmekle,
Olmuyormuş,
Meğerse böyle yapmakla,
Hırsızı da, kaçakçısı da,
Herkes SENCİ oluveriyor,
Herkes sana sığınıyor,
Çalışmadan, yorulmadan,
Doğruluktan uzak,
Kazancının vergisini vermeden,
Küçüklerini sevmeden,
Büyüklerini saymadan.
Seni anlamak,
Seni Güneş yapmaktan,
Seni İlahlaştırmaktan,
Seni Tanrılaştırmaktan,
Taklit etmekten, imrenmekten,
Yalandan, yeminden,
Kavuktan, kürkten,
Zekadan, akıldan,
Geçmezmiş meğer.
Seni anlamak demek ki,
Dürüstlükten, doğruluktan,
Çok okumaktan, çok çalışmaktan,
Öğrenmekten, hem de yaş farkı gözetmeden,
Kazancın vergisini vermekten,
İnsana saygıdan,
İşini dürüstçe ve zamanında yapmaktan,
İyi ve doğruları görmekten,
Kendinle, toplumla barışık olmaktan,
Kavuğun, kürkün, cepkenin içindekinden,
Bilgiyi, zekayı, aklı kullanmaktan,
Geçermiş meğerse.
Ben, sen, hepimiz,
Biz gençler, evet,
Biz gençler ne olursa olsun,
Yanlışımızla, doğrumuzla,
Senin ardına saklanmayacağız,
Seni tanrılaştırmayacağız,
Hiç kimseyi taklit etmeyeceğiz,
“Sen kalk, ben yatayım” demeyeceğiz.
Çünkü, Sen’in istediğini, sonunda
Anladım, anladık.
İstikbalin, iyi bir istikbalin,
Durmakla, bakmakla, taklitle,
Beklemekle elde edemeyeceğimizi.
Fehmi CUCİ (2006-Ekim)