41 Takipçi | 46 Takip
Kategorilerim

Sevdiğim Fotoğraflar

Gitmek İstediğim Yerler

Benim Tarzım

Okumak İstediklerim

İzlediklerim

Gezdiğim Yerler

Evim İçin

Eğitim

Kitap

Diğer İçeriklerim (274)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (41)
27 03 2010

Radikal Kitap’tan Kemal Tahir Özel Bölümü

Kemal Tahir 100 Yaşında Kemal Tahir; Osmanlı elitinin İstanbul Türkçesi kadar Çorum köylüsünün mahalli ağızlarını da romanlarında yansıtmıştı. 19/03/2010 Kemal Tahir'in etrafında kopan tartışmaların temelinde ileri sürdüğü tarih ve toplum tezleri yatar. Bütün bu tezlerini romanlarına dökmüştü. Her ne kadar Batılılaşmanın karşısına Doğulu kimliğimizi ve geleneği koysa bile, her türden cinsel yönelimiyle canlandırdığı Türk milletiyle, zenginliklerini Ermeni mallarının yağmasından edinen yeni zenginleri teşhiriyle ve Marksist tarih anlayışına bağlılığıyla milliyetçi maneviyatçı çevreler için de sağlığında- sevimli bir yazar/düşünür tipi değildi A. ÖMER TÜRKEŞ (Arşivi) Romanları, edebiyat hakkındaki düşünceleri, tarih tezleri, siyasi kimliği ile, yarattığı tartışmalarla, sevenleri ve nefret edenleriyle entelektüel dünyamızda derin izler bırakan Kemal Tahir’i doğumunun (13 Mart 1910) 100. yılında bir kez daha hatırlıyoruz. Peki ama nasıl hatırlıyoruz? İşte bu soruya cevap vermek biraz zor. Sadece yaşadığı yıllarda değil, ölümünden sonra da tartışılırlığını sürdüren Kemal Tahir’i günümüzdeki ulusalcılık tartışmalarının içine katanlar bile var. Mesela 60’lı yılların sonlarında Kemal Tahir’in tarih, toplum ve edebiyat tezlerini savunanlara göre, “Tüm edebiyat tarihinde büyüklüğü Kemal Tahir’le kıyaslanabilecek tek kişi Shakespeare’dir.” “Marksist tarih görüşüne azımsanması mümkün olmayan katkılarda bulunmuş ilk Türk düşünürüdür.” “Türkiye’nin pısmış entelektüeller tarihinde Kemal Tahir en cesaretli aydınlardan biri ve Marx kadar büyük bir düşün&u... Devamı

22 01 2010

Öykünün Rahlesinden Romanın Kolanına...

Öykünün rahlesinden romanın kolanına... Son on yıl içinde, öykücülüğümüzde verimleriyle öne çıkmış, yaygınlaşmış, okurun artık benimsediği öykücüler arasına katılmış ne denli ad varsa, bunların neredeyse büyük bölümünün roman yayımlamaya başladığı da gözleniyor' Kimler kimler yok bu adlar arasında? Birkaç hafta sonra kimi öykücü-romancılarımız üzerine karşılaştırmalı bir çalışmaya yer açacağımdan şimdilik bu adlara girmiyorum 'Kitaplar Adası'nda. Öykücü yazarlarımızın geçmişte de romana uzandıkları, ötesinde başarılı örnekler verdikleri unutulabilir mi? Sözgelimi Halit Ziya Uşaklıgil, Reşat Nuri Güntekin, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Sabahattin Ali, Orhan Kemal, Ahmet Hamdi Tanpınar, Yusuf Atılgan ilk ağızda anımsanacak adlar arasında' Bunların yanı sıra 1950 Kuşağının tüm yazarlarına uzanan bir çizgide romanda da kendilerini gösteren pek çok ada ulaşabiliriz elbette. Erdal Öz, Leylâ Erbil, Tahsin Yücel, Ferit Edgü, Demir Özlü, ötekiler' Hatta sonrasında da' Öyle ya 1960-70 evresinde Necati Tosuner, Selim İleri, Hulki Aktunç, Nedim Gürsel vb. anılabilir bu adlar arasında. M. SADIK ASLANKARA Öykücülerimizin romana yönelişinde çeşitli nedenler öngörülebilir elbette. Ama bunun bir gereksinimden doğduğu çok açık. Nedenler ne olursa olsun, hiçbiri bu ölçüde ilgilendirmiyor beni diyebilirim. Beni ilgilendiren şu: Öykücülerimiz, öyküde bir daralma olduğu, bir düşme yaşandığı kaygısından yola çıkarak romana yöneliyor olmasın sakın? Doğrusu buna dayanamam işte' Çünkü bir durum var; romanlar çoks... Devamı

22 01 2010

Berrin Karakaş'la 'Üç Noktalar Sarayı'na Dair

Berrin Karakaş'la 'Üç Noktalar Sarayı'na dair   'Kazığa oturtulmuş 'orta direk'in ruh halini anlamaya çalıştım' Türk edebiyatının genç kalemlerinden Berrin Karakaş, geçen günlerde yeni romanı Üç Noktalar Sarayı'yla okurlarıyla buluştu. Öncesinde 'Sidret-ül Münteha' üst başlığıyla, Sidre ve Tül adlı öykü kitaplarını yazan Karakaş, 2005 yılında ilk roman denemesini Hayalhane ile yaptı. Bu ilk denemesinde, kendi içleriyle dolup taştıkça dışarıda kalanların, kürklü yalnızlıklarıyla dolaşan şiirlilerin hikâyesini anlattı. Kırk gün ve kırk gece boyunca kendi kendini yazan bir roman olan Hayalhane, aynı zamanda bir gölge oyunu, bir hayal, sırlı bir ayna gibiydi. Karakaş yeni romanı Üç Noktalar Sarayı'ndaysa Anadolulu orta sınıf çekirdek bir ailenin İstanbul'da yaşadıklarını anlatıyor. Kendi tabiriyle de, çocukluğunda karikatürlerini sıkça gördüğü kazığa oturtulmuş 'orta direk'in ruh halini anlamaya çalışıyor bu romanında Karakaş. Orta sınıfın hali ne alttakine benzer ne de üstekine. Tam da bu yüzden en çaresiz sosyal tabakadır orta sınıf. Çaresizdir ama aynı zamanda da gizli haşarılıkların da timsali gibidir. Tutunamayanlardır. Tutunmak istemezler hiçbir yere, hep serseridirler. Üç Noktalar Sarayı'nda da bu halin hikâyesi anlatılır. Polis emeklisi Aydın Bey, hanımı Süreyya Hanım, kaynanası Kevser Nine, üç kızı Dünya, Rüya ve Deren'in düğümden ölüme varan hallerini şiirsel bir dille, sürükleyici bir kurguyla anlatır Berrin Karakaş. Türk musikisinin her daim biz okura eşlik ettiği bir roman olan Üç Noktalar Sarayı üzerine, üç noktayı faklı bir yaklaşımla ha... Devamı

21 12 2009

Aşk Sevgi ve Hüzünlü Yalnızlıklara Dair Bir Feyza Hepçilingirler

Aşk Sevgi ve Hüzünlü Yalnızlıklara Dair Bir Feyza Hepçilingirler Kitabı Kırmızı Karanfil Ne Renk Solar                                                          Ezgi Umut   Kahramanlar vardır yaşam boyu arayıp da bir türlü bulamadığı bir dosta kavuşmanın buruk sevincini yaşatan okuruna. Neredeyse benzer yazgıları paylaşmışız dedirten, demek ki tek ben değilmişim dedirten, çevredeki parıltılı yaşamlarla karşılaştırınca , sorunun kendisinde olduğu kuşkusuyla derinlere gömdüğü kaygılarını çözümleyen, yumuşacık bir sesin fısıltıyla yazdığı kitaplardadır ki umutlanır kişi, satırlarını hızla paylaşırken. İşte Feyza Hepçilingirler' in " Kırmızı Karanfil Ne Renk Solar " adlı romanını okurken her satırda böylesi buruk hüzünler yaşadım. Ah neden sevgili Feyza Hanım, neden bu kitabı daha önce yazmadınız diye sitem etmeye başlamıştım. Sonra kitabı okuyup bitirdikten sonra künye sayfasına göz atınca, şaşırdım. Kırmızı Karanfil Ne Renk Solar ilk olarak Simavi Yayınları'ndan 1993'de basılmış. 2-4. basımları da Remzi Kitabevi'nden 1998-1999 yılları arasında. Elimde tuttuğum kitap ise Everest Yayınları'ndan 5. baskı olup Nisan 2009' da yayımlanmış. Oysa ben Feyza Hepçilingirler'in Tanrı Kadın romanını biliyordum. Kitap hakkında yazmalıydım , duyurmalıydım, iş işten geçtikten sonra okuyup da üzülmesin kadınlar ve hatta erkekler de, en baştan okusun diye yazmaya karar verdim. Çünkü aydınlanma yolunda ilerlemeye çalışan modern , özgür insanın özellikle de başlangıçta önüne çıkarılan engeller her devirde aynı. Yaşanmış deneyimlerin ışığında bir rota çizebilmek çok yaralı olurdu. Acıları yaşamakta olanın da yaşatanın da alacağı dersler vardır okuyunca.. Sanırım bunu düşünerek Feyza Hepçilingirler ... Devamı

19 12 2009

2009 YILI / 7. YIL ABDULLAH BAŞTÜRK İŞÇİ EDEBİYATI ÖDÜLLERİ AÇIK

2009 YILI / 7. YIL ABDULLAH BAŞTÜRK İŞÇİ EDEBİYATI ÖDÜLLERİAÇIKLANDIGenel-İş ve DİSK eski Genel Başkanı Abdullah Baştürk anısına; Baştürk ailesi, Edebiyatçılar Derneği ve DİSK/Genel-İş Sendikası’yla birlikte bu yıl yedincisi düzenlenen yarışma sonuçları belli oldu. Remzi İnanç, Özgen Seçkin, Vecihi Timuroğlu, Necati Tosuner, Tuncer Uçarol’dan oluşan seçiciler kurulunca yapılan değerlendirmelerde (Yönetmelik gereği ödül sıralaması, tür sınırlaması yoktur),- Celal İlhan’ın “Grevden Dönenin!..” adlı anılar kitabı,- AANDIrif Berberoğlu’un “Zincir İzleri” adlı şiir kitabı, - Vecdi Çıracıoğlu’nun “Gladyatör” adlı yaşamöyküsü kitabı, ödüle değer görülmüştür. Ödül törenleri, Abdullah Baştürk’ünölüm yıldönümü olan 21 Aralık 2009 günü ve o günü izleyen hafta içinde İstanbul ve Ankara’da yapılacaktır.Ödül verme gerekçeleri:- “Grevden Dönenin! - Bir Sendikacının Anıları”: Sendikal çalışmalar içerisinde yer alan bir işçinin ayrıntılı gözlemleriyle oluşmuş bu öğretici yapıtta önemli deneyimlere vurgu yapıldığı, bürokraside ve sendika örgütlenmesinde, işsizlikte yaşanan duygu ve düşüncelerin bir greve giden olaylar zinciri içinde içtenlikle, hüzünle, coşkuyla, zaman zaman alaysı dille sürükleyici biçimde anlatıldığı, günce ile anı türlerine iç içe yer verilebildiği, arı Türkçenin başarıyla kullanılıp anılara edebi biçem de katılabildiği için.- “Zincir İzleri”: Yaşama tutunmaya çalışan halk çocukları, yoksullar, işçiler, işsizler için; kavgasız, savaşsız bir dünya için yazılmış, toprağa ve emeğe saygılı, öldürülen toplumcularla tersane kazalarında ölen işçileri anan, postmodern şairleri eleştiren, duru şiirleri dolayısıyla;- “Gladyatör - Futbol Arenalarında Bir İsyanın Hikâyesi ‘Metin Kurt’ ”: 12 Eylül’den bu yanaki yasal ve ekonomik zorlamalarla sendika üyelerinin yok denecek sayıya indirildiği günümüzde, profesyonel futbolcuların bile bir sendikada, bir dernekte bir araya gelerek örgütlenip haklarını aramaları gerektiğinin dirençle vurgulanması; profesyonel futbol maçlarının “ger... Devamı

05 04 2009

YİTİK GÖL ROMANI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME / Nail UYAR

                     Yitik Göl, Ahmet Günbaş'ın (İmbat Yayınevince) bu yılın (2008) başında yayınlanan romanının adıdır. Roman "Gecenin ıssızlığı nehir gibidir. Alır götürür sizi kıvrımlarıyla. Yine de hangi denize karışacağınız belli değildir."   Cümleleriyle başlıyor.  Bence bu roman -daha şimdiden- Türk edebiyatı klasiklerinin gençlik romanları arasında yerini almalıdır.Bir anı-roman kitabı bu denli güzel olur ve insanı bu denli sarar. Orhan Kemal'in baba evinden sonra okuduğum en güzel anı-roman kitaplarından biridir desem, kesinlikle abartmış olmam. Kitabın bir çok yerinde kendimden de bir şeyler buldum. Beni kırk yıl öncesine alıp götürdü kitap. Gözümün önünde çocukluğum canlandı. Çocukluğumuzda yaşadığımız dönemi gelenekleriyle, görenekleriyle, adetleriyle, oyun çeşitleriyle, komşuluk ve dostluk ilişkileriyle ne de güzel anlatmış Günbaş. İzmir'in yakın geçmişteki (kırk-elli yıl önceki dönemini kastediyorum) kent dokusunu bilmek isteyenlerin öğreneceği çok şeyler var bu kitapta. İnsani ilişkilerin dostlukların iyice körelmeye, yok olmaya başladığı şu günlerde bu roman bir kez daha insani ilişkiler açısından büyük önem taşıyor. Günümüzde (apartmanlarda) merdivenlerde karşılaştığımız (sözde) komşularımızın selamsız sabahsız geçtikleri bir dönemde geçmişe nasıl özlem duymayız? İnsan kitabı bitirince hayıflanmadan edemiyor. Natüralizmle romantizm, sosyolojiyle psikoloji iç içe bu anı-romanda. Romanı  bu denli akıcı kılan belki de  bu özelliklerinin olması. Bakmayın siz hacminin küçük olduğuna, içeriği büyük bir rom... Devamı

15 02 2009

Arşiv: AlsahBlog/RomanYazıları 2005

AlsahBlog/RomanYazıları• Arşiv31/12/2005: Nice Nice Bloklara...31/12/2005: ALİ ŞAHİN/ SİTE HARİTASI29/12/2005: Bir Site: Edebistan/ ...ve Roman Yazıları26/12/2005: Romanda Kadınların Çıkarması!/ A. Ömer TÜRKEŞ26/12/2005: Romanlardaki Öğretmen Tipleri/ A.ÖMER TÜRKEŞ26/12/2005: 2001 Yılının Romanları / A. Ömer TÜRKEŞ26/12/2005: 2000 Yılı Romanları/ A. Ömer TÜRKEŞ26/12/2005: 2002 BİTERKEN/ A. Ömer TÜRKEŞ26/12/2005: Türk Edebiyatı: Roman Kronolojisi 3 (1950- 1969)/ Ali ŞAHİN26/12/2005: Türk Edebiyatı: Roman Kronolojisi 2 (1930- 1949)/ Ali ŞAHİN26/12/2005: Ölmeye Yatmak'ta Cinsellik ve "Olmayan" Trajedi/ Çimen GÜNAY25/12/2005: 12 Eylül yaşamak ve yazmak darbesinin üzerinden 24 yıl geçti25/12/2005: İki Romanıyla Yakup Kadri Karaosmanoğlu: Ankara ve Kiralık Konak25/12/2005: Türk Edebiyatı: Roman Kronolojisi 1 (1872- 1929) / Ali ŞAHİN25/12/2005: "KAR" TARTIŞMASI25/12/2005: Siz Hiç Reşat Enis Okudunuz mu?25/12/2005: Meltem Arıkan "Kadınlar var olmazsa erkeklerin erkek olabilmesi mümkün değil" diyor.25/12/2005: Edebiyat: Türk Edebiyatında Eşcinsellik/ A. Ömer TÜRKEŞ25/12/2005: Portre- Ahmet Altan (En Uzun Gece) / Semih GÜMÜŞ25/12/2005: Roman Ormanından Verim Almak/ Ali MERT25/12/2005: 2003 ROMANLARI/ Asuman Kafaoğlu- BÜKE• Başlangıçtan Günümüze Türk Edebiyatında Roman Zamandizini (1872- 2006) / Kronoloji• Tek ve mükemmel bir hayat, Haldun Taner öykü ödülünü Ağula adlı kitabıyla kazanan Sibel K. Türker• 63. Yıl Yunus Nadi ödülleri 2009 • MEB'NIN İLK VE ORTA ÖĞRETİM İÇİN SAPTADIĞI 100 TEMEL ESER• Roman Yazıları Arşivi'nden• 9. Fakir Baykurt Kültür Sanat Günleri Programı • Masumiyet Müzesi Haberleri• "Güven" 10 yaşında• ‘Ağabey, çamaşırlarınızı, roma... Devamı

03 02 2009

Başlangıçtan Günümüze Türk Edebiyatında Roman Zamandizini (1872-

Başlangıçtan Günümüze Türk Edebiyatında Roman Zamandizini (1872- 2006) / KronolojiAli ŞAHİN______________________________________________ 2004'TE ROMANAli ŞAHİN2005'TE ROMANAli ŞAHİN 2006'DA ROMANAli ŞAHİN2007'DE ROMANAli ŞAHİN Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini 1 (1872- 1929)/ Ali ŞAHİNBaşlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini 2 (1930- 1939)/ Ali ŞAHİN Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini 3 (1940- 1949)/ Ali ŞAHİNBaşlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini 4 (1950- 1959) / Ali ŞAHİNBaşlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini 5 (1960- 1969)/ Ali ŞAHİNBaşlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini 6 (1970- 1979) / ALi ŞAHİNBaşlangıcından Bugüne Türk Romanı ZamandiziniTaslağı 7 (1980- 1989)/ Ali ŞAHİNBaşlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini-Taslak- 8 (1990- 1999) / Ali ŞAHİNBaşlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini-Taslak- 9 (2000- 2006) / Ali ŞAHİN... Devamı

22 11 2008

Tek ve mükemmel bir hayat, Haldun Taner öykü ödülünü Ağula adlı

 Tek ve mükemmel bir hayat Bir söyleşisinde, romanın disiplinli, sabır ve sağlam bir kurgu gerektiren bir çalışma olduğu tespitini yaptıktan sonra kendisinin sıçrayarak ve kısa yazmayı sevdiğini söylemişti Türker. Yeni romanına sevdiği bu tarz hâkim. Her bölüm kısa ve birbirinden bağımsız hikâyeler şeklinde yazılmış. FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN RADİKAL KİTAP / 21/11/2008KAPAKBu yılın Haldun Taner öykü ödülünü Ağula adlı kitabıyla kazanan Sibel K. Türker, Meryem’in Biricik Hayatı ile bir kez daha romanı deniyor. İlk romanı Şair Öldü’den (2006) farklı bir anlatım tarzını seçmiş bu kez. Meryem’in Biricik Hayatı yazarın öykücü yanını öne çıkaran küçük hikâyeciklerle kurgulanmış, diliyle okuyucuyu hemen içine çeken ama zorlayan da bir roman.Bir söyleşisinde, romanın disiplinli, sabır ve sağlam bir kurgu gerektiren bir çalışma olduğu tespitini yaptıktan sonra kendisinin sıçrayarak ve kısa yazmayı sevdiğini söylemişti Türker. Yeni romanına sevdiği bu tarz hâkim. Her bölüm kısa ve birbirinden bağımsız hikâyeler şeklinde yazılmış. Yazar böylelikle oradan oraya sıçrıyor, kendi ifadesiyle ‘vurup kaçıyor’. Sabırlı olun. Onları bir araya getiren, daha doğrusu, arka arkaya dizilmişliklerini romanın bütününe bağlayan ortaklıklar, sayfalar ilerledikçe yavaş yavaş netleşecek. İşte o zaman yeniden başa dönüp Meryem’in biricik hayatının hangisi olduğuna belki karar verebileceksiniz. Romanın ismine bakıp roman kahramanının Meryem olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak Meryem’den çok Meryem hakkında bir yazı dizisi hazırlayan Ela’nın hikâyesi bu. Aslında yazmak üzerine, yazarak bir gerçeklik inşa etmek üzerine, gerçekle ... Devamı

31 10 2008

63. Yıl Yunus Nadi ödülleri 2009

63. Yıl Yunus Nadi ödülleri 2009 Yunus Nadi Armağanı Yarışması, 1946’da kuruldu; hem geçmişe hem geleceğe dönük olan anlamı, gazetemizin kurucusu Yunus Nadi’ye saygı ve sevgiden kaynaklanıyor. Yalnız Cumhuriyet gazetesinin değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda büyük emeği bulunan Yunus Nadi’nin anısını her yıl tazelemek bizim için bir görev. Devrimci ve demokrat Cumhuriyet’in Ulusal Bağımsızlık Savaşımızla ve Türkiye Cumhuriyeti’yle zamandaş ve eşanlamlı bir kuruluş tarihçesi var. Yunus Nadi, gazetemizin temel taşlarını bu doğrultuda koydu.Cumhuriyetİstanbul- Yunus Nadi’nin ölüm yıldönümünü geçmişe dönük bir acı olarak değil, geleceğe yönelik bir kültür olayına dönüştürmek amacıyla bu yarışma düzenlendi.Yarışmanın ilk düzenlendiği yıllarda Türkiye’de sanat alanında hiçbir özel ödül yoktu; tek parti dönemiydi ve yalnız CHP’nin koyduğu bir şiir ödülü vardı. Aynı dönemde bütün dünyada sanat, bilim ve edebiyat ödülleri ün yapmışlardı. İsveç’te Nobel, ABD’de Pulitzer, Sovyetler’de Lenin, Fransa’da Goncourt ödüllerinin sonuçları Türkiye’de de izleniyordu; ama ülkemiz bu alanda da geç kalmıştı. Cumhuriyet gazetesi bu öncülüğü üstlendi, altmış yıl önce düzenlenen Yunus Nadi Armağanı’yla sanat ve kültür yaşamımızda bir yarışma coşkusu oluşturdu. Daha sonraki yıllarda Türkiye’de de yarışmaların ve ödüllerin sayısı çoğaldı, yirmiyi aştı. Bugün belki ödül enflasyonundan söz açılabilir; eleştirel bir yaklaşımla sakıncaları gündeme getirilebilir, ama yine de kültür, bilim ve sanat konularında yapılan ya... Devamı

01 10 2008

MEB'NIN İLK VE ORTA ÖĞRETİM İÇİN SAPTADIĞI 100 TEMEL ESER

 MEB'NIN İLK VE ORTA ÖĞRETİM İÇİN SAPTADIĞI 100 TEMEL ESER A. İLKÖĞRETİM İÇİN 100 TEMEL ESER      1.  Dede Korkut Hikayeleri (İlköğretim İçin Uyarlama)    2.  Mevlana’nın Mesnevisinden Seçme Hikayeler     (İlköğretim Çocukları İçin Seçme Hikayeler)    3.  Karagöz ile Hacivat (İlköğretim İçin Seçme Hikayeler)    4.  Vatan Yahut Silistre (Namık Kemal)     5.  Ömer’in Çocukluğu (Muallim Naci)    6.  Gulyabani (Hüseyin Rahmi Gürpınar)     7.  Şermin (Tevfik Fikret)            8.  Altın Işık (Ziya Gökalp)     9.  Yalnız Efe (Ömer Seyrettin)       10. Çocuk Şiirleri (İbrahim Alaaddin Gövsa)    11. Hep O Şarkı (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)    12. Peri Kızı ile Çoban Hikayesi (Orhan Seyfi Orhon)     13. Uluç Reis(Halikarnas Balıkçısı-Cevat Şakir Kabaağaçlı)    14. Damla Damla (Ruşen Eşref Ünaydın)    15. Bağrıyanık Ömer (Mahmut Yesari)    16. Domaniç Dağlarının Yolcusu (Şukufe Nihai)           17. Evvel Zaman İçinde (Eflatun Cem Güney)    18. Cumhuriyet Öncesi Yazarlardan Çocuklara Hikayeler    (Mehmet Seyda)              19. Gururlu Peri (Mehmet Seyda)       20. Akın (Faruk Nafiz Çamlıbel)           21.  Havaya Uçan At (Peyami Safa)         22.  Ben... Devamı

26 09 2008

9. Fakir Baykurt Kültür Sanat Günleri Programı

9. Fakir Baykurt Kültür Sanat Günleri Programı 10-11-12 Ekim 2008 BURDUR/Merkez 10 Ekim 2008 Cuma12.00Basın Açıklaması İçin Toplanma12.45 (Fakir Baykurt kavşağından Cumhuriyet Meydanına Yürüyüş ve Basın Bildirisinin Okunması)13.00Yard. Doç. Dr Nevin Güven Resim SergisiValilik Resim Sergi Salonu17.30MAKÜ KONGRE MERKEZİSinevizyon Fakir Baykurt Kimdir?Açılış Konuşması: A. Nejdet İlgünDinleti Elmas Gün, Zeynep GerginKonferans: Türkiye Nereye? (Eğitim)Konuşmacı: Prof. Dr. Mustafa Akaydın  11 Ekim 2008 Cumartesi 11.00MAKÜ Konferans SalonuPanel Eğitim ve Kültürde Türkiye Nereden Nereye SavrulmaktaKonuşmacılar: Zafer Gençaydın, Haluk Erdem, Oktay KöseOturum Başkanı : Behsat Savaş 14.30PanelSiyasette Nereden Nereye ? Sol Ne Yapmalı Nasıl Yapmalı?Tülay ÖzüermanSüleyman YağızUfuk UrasZübeyde Kılıç 20.30Tiyatro ( Sivas 93 Dostlar Tiyatrosu) 12 Ekim 2008 Pazar 11: 00MAKÜ Konferans SalonuAlper Akçam, Ahmet Özer ,Metin TuranÇağdaş Türk Edebiyatının Oluşmasında Halk Kültürü13.00-19.00 Arası Konuklarla Akçaköy ve Gönen'e Gezi19:00-20.00 Arası Etkinlikleri Değerlendirme Söyleşisi 20.00KONSERARİF SAĞBurdur Cumhuriyet Meydanı... Devamı

16 09 2008

Masumiyet Müzesi Haberleri

• Orhan Pamuk, Masumiyet Müzesi’ni yazmaya 2001 yılında Kar adlı romanı yayımladıktan kısa süre sonra başladı. Bir yıl yazdıktan sonra ara verdi ve İstanbul’u yazmaya başladı. Pamuk 2003 yılında İstanbul’u yayımladıktan sonra, tekrar romana döndü ve aralıksız olarak beş yıl daha Masumiyet Müzesi üzerinde çalıştı.• Masumiyet Müzesi bir aşk romanı. Tıpkı Kar’ın siyasete, Benim Adım Kırmızı’nın resme odaklandığı gibi, bu roman da aşka odaklanıyor. Ama Pamuk’un bütün romanları gibi, insan hayatının her alanına, günlük hayatın inceliklerine ve resim, arkadaşlık, yalnızlık, mutluluk, gazeteler ve televizyon, aile gibi Pamuk’un sevdiği pek çok konuya da değiniyor.• Masumiyet Müzesi yalnızca bir roman değil. Pamuk’un yıllardır kurmaya çalıştığı bir müzenin de adı. Bu müzede Pamuk’un âşık kahramanı Kemal’in sevgilisi Füsun’un dokunduğu eşyaların koleksiyonu sergilenecek. Bu müzenin kurulması da romanın bir parçası. Pamuk, romanı yazarken dünyanın pek çok müzesinde günlük hayat eşyalarının nasıl sergilendiğini araştırdı.• Pamuk Masumiyet Müzesi’ni yazmaya başladığı 2001’den günümüze geçen yedi yılda, aralarında Nobel’in de bulunduğu uluslararası dokuz büyük edebi ödül aldı: Prix du Meilleur Livre étranger (2002, Fransa), Grinzane Cavour (2002, İtalya), Impac-Dublin Roman Ödülü (2003, İrlanda), Alman Yayıncılar Birliği Barış Ödülü (2005, Almanya), Prix Médicis étranger (2005, Fransa), Nobel Edebiyat Ödülü (İsveç, 2006), Prix Mediterranée (2006, Fransa), Puterbaugh Ödülü (2006, ADB), Ovid Ödülü (2008, Romanya).• Bu yedi yılda Pamuk, Türkiye’de Boğaziçi Üni... Devamı

16 09 2008

"Güven" 10 yaşında

"Güven" 10 yaşındaEmrah Altındiş emrahaltindis@hotmail.com09 Eylül 2008 SalıYaklaşan yerel seçimler üzerinden şekillenme olasılığı olan yeni bir sosyalist SOL öznenin yavaş yavaş tartışılmaya başlandığı şu sıcak yaz günlerinde, Türkiye sosyalist tarihinin farklı dönemlerini Vedat Türkali ve Gün Zileli'nin (Havariler, 1972-1983) elinden/dilinden büyük bir keyifle dinleme, daha doğrusu dinlermişcesine akıcı bir şekilde okuma fırsatı buldum. Geçmişin başarı ve hatalarından ders çıkarmadan geleceği kurabilmek ve sağlıklı adımlar atmak mümkün değil, bu nedenle her iki yazarın da bugüne yaptıkları katkı son derece değerli. GÜVEN'in 10. ve hala çoğumuzdan genç bir heyecana sahip Vedat ustamızın 90. yaşı yaklaşırken, öncelikle GÜVEN romanından bahsetmek istiyorum.Vedat Türkali'nin büyük bir özveri ile yazdığı 2 ciltlik eseri sadece 2. Dünya Savaşı sırasında Türkiye siyasi tarihini ve Türkiye'nin Hitler Almanyası taraftarı tutumunu yansıtmakla kalmıyor aynı zamanda leziz İstanbul betimlemeleri ve farklı sınıflardan karakterleriyle (öğrenciler, bürokratlar, tütün işçileri, generaller, tüccarlar...) dönemin sosyal, kültürel yaşantısını da zengin bir dille tanımlıyor. Komintern arşivlerinin açılması ile belgelenen TKP'nin gizli tarihini de metnin içine harman ederek biz sosyalistlere tarihi köklerimizi anlatıyor. Güçlü karakter betimlemeleri ile dönemin Marksistlerinin ruh halini, ilişkilerini tanımlayan Vedat Türkali Usta, halen sosyalistlerin tartışma başlıklarından olan Kemalizm ve Kemalistlerle ilişkinin (desantralizasyon kararı vb., Kürt sorunu...) o dönem komünistlerinin de temel tartışma ve kafa karışıklığı konularından olduğunu metin içinde uzunca işliyor. Şefik Hüsnü, Reşat Fuat, Nazım Hikmet v... Devamı

08 09 2008

‘Ağabey, çamaşırlarınızı, romanınızı gönderiyorum’

‘Ağabey, çamaşırlarınızı, romanınızı gönderiyorum’ YAZDIR | YOLLA05/09/2008SELİM İLERİ (Arşivi) Başkalarını ne kadar ilgilendirecek, ne kadar üzecek Sabahattin Ali’nin mektupları bilmiyorum, ama beni kahretti. Dedikodunun, kibirlerin, çekememezliklerin, iftiraların ortamında yok edildi oYapı Kredi Yayınları çok önemli bir kitap yayımladı: Hep Genç Kalacağım: Sabahattin Ali’ye gönderilmiş mektuplar, Sabahattin Ali’nin gönderdiği mektuplar.Başkalarını ne kadar ilgilendirecek, ne kadar üzecek bu mektuplar bilmiyorum, ama beni kahretti. Edebiyatımızın, yayın dünyamızın maskaralık ortamına dönüştüğü şu son on-on beş yılda, nereden nereye sürüklendiğimizin ya da nerede ne zamandan beri zavallıca debelendiğimizin kanıtı bu mektuplar. Bütün bir roman. Sabahattin Ali’nin yaşamöyküsünü en derin biçimde bu mektuplardan öğreniyoruz.Hep Genç Kalacağım’a uçak yolculuğunda başladım. Üç günlüğüne Bodrum’a gidiyordum. Yaz biterken güneşten ve denizden birkaç gün daha çalmak için. Yolcular, gece saatinin yolcuları; günlerden pazar. İlk yetmiş sayfa yıkıp geçmiyor. Yolun başında, çok yetenekli, ülküler kuşanmış bir genç adama yazılmış, hepsi de masumiyet dolu mektuplar. Hele ‘öğrencilerinin’ yazdıkları.Bodrum’da okumadım. Vicdan azabına gerek yoktu. Fakat hep o sızı: Türk edebiyatının en büyük yazarlarından birinin, 1907’de doğup 1948’de öldürülmüş olmasının sızısı. Erteledim.Ben Sabahattin Ali’yi lise ikinci sınıfta okurken tanıdım. Eseri, Varlık Yayınları’nca yeniden yayımlanıyordu. Başına -kaçıncı defa- yıkımlar açmış ‘Sırça Köşk’ masalı o yıllarda bile sakıncalı bulunduğundan, ... Devamı

08 09 2008

Orhan Pamuk’tan bir aşk romanı

Orhan Pamuk’tan bir aşk romanı  RADİKAL KİTAP / 29/08/2008Orhan Pamuk, Masumiyet Müzesi’nin on yıldır üzerinde çalışıyor. Bu kitap bir aşk romanı, ama Nişantaşı, İstanbul’un zengin çevreleri, kentin sokakları, dostluklar, yalnızlar gibi Orhan Pamuk’un gözde temalarının tümünü de barındırıyor. Özelllikle, aşk, bağlılık, cinsellik gibi konulara samimi yaklaşımıyla okuru kendine bağlayacak bir roman Masumiyet Müzesi.Roman, 1975 Mayıs’ında başlıyor. Tekstil zengini Basmacı ailesinin okumuş otuz yaşındaki oğulları Kemal, nişan hazırlıkları içindedir. Artık servetini yitirmiş bir paşazade ailenin kızı Sibel’le evlenecektir. Bir gün, uzak akrabaları olan Keskin ailesinin on sekiz yaşındaki güzel kızı Füsun’la karşılaşır. Bir butikte tezgâhtarlık yapan Füsun’la aralarında bir aşk başlar. Zamanla bu aşk Kemal’in yaşamını kökten etkileyecek, onu tutkulu bir insana dönüştürecektir. Kemal, o baştaki mutlu anların birer hatırası olarak toplamaya başladığı nesneleri zamanla bir koleksiyoncu titizliğiyle biriktirecek, artıracak, saklayacak ve sonra  bir müzeye dönüştürecektir. Füsun’la olan aşklarının müzesine, Masumiyet Müzesi’ne. 70’lerden günümüze kadar uzanan uzun hikâye, bu müzedeki nesnelerle birlikte gelişip ilerliyor. Kemal Basmacı’nın ağzından anlatılan romanın sonunda, tıpkı Kar’da olduğu gibi yazar Orhan Pamuk da giriyor.Romanın çok önemli bir özelliği, gerçekten bir Masumiyet Müzesi kurulacak olması. Çukurcuma’da açılacak müze hazırlanıyor...Hayatımın en mutlu anıHayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum. Bilseydim, bu mutluluğu koruyabilir, her şey de bambaşka gelişebilir miydi? Evet, bunun hayatımın en mutlu anı olduğunu anlayabilseydim, asla kaçı... Devamı

08 09 2008

Kırık bir kalbin romanı

 Kırık bir kalbin romanı  RADİKAL KİTAP / 05/09/2008Beklenen roman, okuyucuyla buluştu. 2001 yılında yayımlanan Kar’dan bu yana yeni bir roman yayımlamayan Orhan Pamuk, uzun bir süredir üzerinde çalıştığı Masumiyet Müzesi’ni geçen günlerde tamamladı. Nobel ödülünü kazanmasının ardından yayımlanması bu romanla ilgili beklentileri daha da yükseltmişti. Ve söz konusu beklenti romanı/yazarı manşetlere elbette taşıyacaktı. Geçen hafta Masumiye Müzesi’ne odaklanan medyadan yansıyan haberleri okumuşsunuzdur. Öyleyse, yüzbinlik ilk baskıyla dağıtılan kitabın yakında ikinci baskıya gireceğini, romanda anlatılan hayatı canlandıran bir müzenin hazırlandığını, romanın 592 sayfa, 3071 paragraf, 140366 kelimeden ve 150’den fazla karakterden oluştuğunu, hikâyenin Yeşilçam melodramlarının kalıplarını kullanan bir aşkı anlattığını ve hatta hikâyenin ana akışını biliyorsunuz. Çeviri haklarının otuzun üzerinde dilde yayımlanmak üzere satıldığını, ilk çevirinin bu ay içinde Almanya’da yine yüz binlik ilk baskıyla yayımlanacağını da duymuşsunuzdur. Kara Kitap’ın kahramanı Celal Salik’in, Kar romanının kahramanı Ka’nın, Cevdet Bey ve Oğullar romanınının merkezindeki Cevdet bey ailesinin, İstanbul Hatıralar ve Şehir’den tanıdığımız Pamuk ailesinin ve hatta bizzat Orhan Pamuk’un kendisinin de roman kişileri arasında yer aldığına dikkatiniz mutlaka çekilmiştir.Yazar ve okuyucuyu bütünleştiren bu ayinin maddi ve manevi anlamda getirdiği hareketlilik, edebiyat ve kitap âlemini yaz mevsimin durgunluğundan bir anda çıkardı. Sevindirici. Gelgelelim, üzerinde bu kadar konuşulan bir roman, hakkında eleştiri yazmayı güçleştiriyor; hele ki, kısa bir zamana ve az sayfaya sığdırmak zorunluluğu varsa. Yine de deneyelim...Kader ağlarını öre... Devamı

30 09 2008

Roman Yazıları Arşivi'nden

Roman Yazıları• Arşiv31/12/2005: Nice Nice Bloklara...31/12/2005: ALİ ŞAHİN/ SİTE HARİTASI29/12/2005: Bir Site: Edebistan/ ...ve Roman Yazıları26/12/2005: Romanda Kadınların Çıkarması!/ A. Ömer TÜRKEŞ26/12/2005: Romanlardaki Öğretmen Tipleri/ A.ÖMER TÜRKEŞ26/12/2005: 2001 Yılının Romanları / A. Ömer TÜRKEŞ26/12/2005: 2000 Yılı Romanları/ A. Ömer TÜRKEŞ26/12/2005: 2002 BİTERKEN/ A. Ömer TÜRKEŞ26/12/2005: Türk Edebiyatı: Roman Kronolojisi 3 (1950- 1969)/ Ali ŞAHİN26/12/2005: Türk Edebiyatı: Roman Kronolojisi 2 (1930- 1949)/ Ali ŞAHİN26/12/2005: Ölmeye Yatmak'ta Cinsellik ve "Olmayan" Trajedi/ Çimen GÜNAY25/12/2005: 12 Eylül yaşamak ve yazmak darbesinin üzerinden 24 yıl geçti25/12/2005: İki Romanıyla Yakup Kadri Karaosmanoğlu: Ankara ve Kiralık Konak25/12/2005: Türk Edebiyatı: Roman Kronolojisi 1 (1872- 1929) / Ali ŞAHİN25/12/2005: "KAR" TARTIŞMASI25/12/2005: Siz Hiç Reşat Enis Okudunuz mu?25/12/2005: Meltem Arıkan "Kadınlar var olmazsa erkeklerin erkek olabilmesi mümkün değil" diyor.25/12/2005: Edebiyat: Türk Edebiyatında Eşcinsellik/ A. Ömer TÜRKEŞ25/12/2005: Portre- Ahmet Altan (En Uzun Gece) / Semih GÜMÜŞ25/12/2005: Roman Ormanından Verim Almak/ Ali MERT25/12/2005: 2003 ROMANLARI/ Asuman Kafaoğlu- BÜKE• Miami’den Mardin’e• HOCALAR İLÇESİ OKUYOR• Duygu Asena Roman Ödülü, Lal Kitap'ın oldu • Kitabın Adı: Ankara • İlköğretmenimiz Fakir Baykurt • Orhan Kemal bakışı • Oğuz Atay Roman Yarışması Sonuçları Açıklandı• Boşluğun masalı... / Latife Tekin • Yaşar Kemal neden Nobel alamadı? İşte cevabı!• Türk edebiyatının farklı tarihi • Erkekler arasında tek başına • KÖY ENSTİTÜLERİ HALKI BİLİNÇLENDİRİYORDU / KADİR İNCESU• Yaşar Kemal'in "Teneke"si La Scala'daLa Scala'da Çu... Devamı

22 08 2008

Miami’den Mardin’e

Miami’den Mardin’e YAZDIR | YOLLA15/08/2008A.ÖMER TÜRKEŞ (Arşivi) ‘Almendra Eşliğinde Dans’ta Küba devriminin arifesindeki Havana’da geçen sürükleyici bir macera okuyacaksınız.. Mafyatik ilişkileri yine gazetecilerin takip ettiği ‘Kıskaç’ta 2000’li yılların Türkiyesi anlatılıyor... ‘Tarikat Avcıları’ CSI: Miami dizisinden bir kitap... ‘Melek ve Katil’ ciddi polisiyeleri sevenler için... Uğur Erkman’ın ‘Temmuz’da Ölüm ve Gölgeler’i ise tam bir sürprizTemmuz ayı boyunca yine bol miktarda polisiye roman yayımlandı. Best seller listelerinin değişmezlerinden James Patterson’un Büyük Kötü Kurt’unda ünlü Afro-Amerikan dedektifi Alex Cros’un kadın ticareti etrafında elişen bir macerası yer alıyordu. Aynı listenin bir başka önemli ismi John Grisham, Temyiz’de bir kez daha mahkeme koridorlarında dolaşmıştı. Her iki yazara ve kalıplarına daha önceki yazılarımda yer vermiştim. Üzerlerinde durmuyorum. Bu hafta çok satarlar/izlenirler kontenjanını ‘CSI: Miami’ye ayırdım.Geçen ayın dikkate değer diğer polisiyelerininse ancak isimlerinden söz edebileceğim. Küba’lı yazar Mayra Montero’nun siyasi polisiyesi Almendra Eşliğinde Dans’ta Küba devriminin arifesindeki Havana’da geçen sürükleyici bir macera okuyacaksınız. Montero hikâyesini mafyatik ilişkileri kovalayan bir gazetecinin gözünden aktarmış. Mafyatik ilişkileri yine gazetecilerin takip ettiği Kıskaç’ta ise 2000’li yılların Türkiyesi anlatılıyor. Yıldırım Boran bir yandan mafya, devlet, siyasetçi ilişkilerinden yola çıkıp güncel meselelerin kriminal boyutuyla ilgilenmiş, öte yandan katil kim sorusuna odaklanan ilkinden biraz bağımsızi bir cinayet bulmaca... Devamı

11 04 2008

Ayla Kutlu romanı

Ayla Kutlu romanı Ayla KutluAyla Kutlu, kariyerine 77 yılında başlamasına rağmen, 80'li yılların yazarıdır. 1990'lı yıllarda Türk edebiyatına damgasını vuracak 'kadın' edebiyatının habercisidir 12/01/2007 (1471 defa okundu) A. ÖMER TÜRKEŞ (Arşivi)Edebiyat hayatına 1976-1977 yıllarında Aygen Berel müstearını kullandığı hikâyeleriyle başlayan Ayla Kutlu, 1979'da yayımlanan ilk romanı Kaçış'ı da 1977'de tamamlamıştı. Kısacası otuz yılık bir edebiyat kariyeri var Kutlu'nun. Belki de yazmaya geç başlamanın verdiği hızla, 80'li yıllarda romanlarını art arda yayımlamıştı; Islak Güneş (1980), Cadı Ağacı (1983), Tutsaklar (1983), Bir Göçmen Kuştu O (1985) ve Hoşça Kal Umut (1987). Araya bir de hikâye kitabı sıkıştırmıştı; Hüsnüyusuf Güzellemesi (1984). 90'lı yıllarda çocuk kitaplarına ağırlık verdi. Kadın Destanı (1994) ve Emir Beyin Kızları (1999) adlı romanlarıyla Sen de Gitme Triyandafilis (1990) ve Mekruh Kadınlar Mezarlığı (1995) adlı hikâyelerine karşılık tam on çocuk kitabı yayımladı. 1999'dan bu yana ürün vermeyen yazarı, eski kitaplarının yeni edisyonlarıyla hatırlıyoruz. Kariyerine 77 yılında başlamasına rağmen, 80'li yılların yazarıdır. Tutsaklar ve Hoşça Kal Umut romanlarındaki politik bakışı da 80'lerin kültürel iklimini yansıtır. Dahası, 1990'lı yıllarda Türk edebiyatına damgasını vuracak 'kadın' edebiyatının habercisi sayabiliriz Kutlu'yu. Ancak hikâye ve romanlarını politikayla ya da 'kadın' anlatıcılığıyla sınırlamak istemem. Bazı romanlarında kadın karakterler öne çıkmakla birlikte, hemen her romanında ele aldığı bireylerin kaderlerini tarihsel toplumsal gelişmelerle iç içe işleyen bir yazar olan Kutlu, erkek karakterlerini de ihmal etmemiştir. Toplumsal hayatın her ânı Kısa bir yazıda genel bir değerlendirme yapmak için romanlarını üç ana başlıkta toplayacağım. Isl... Devamı

02 04 2008

Duygu Asena Roman Ödülü, Lal Kitap'ın oldu

Duygu Asena Roman Ödülü, Lal Kitap'ın oldu Duygu Asena adına verilen ödül, Yurdanur Avcı Yazgan adlı genç yazarın oldu.02/04/2008 (247 kişi okudu) İSTANBUL - Doğan Kitap'ın düzenlediği Duygu Asena Roman Ödülü sonuçlandı. Önceki gün toplanan seçici kurul, Yurdanur Avcı Yazgan'ın 'Lal Kitap' adlı ilk romanını, ödüle değer buldu. Yazgan, dört bin lira para karşılığı da olan ödülünü, Duygu Asena'nın doğum günü olan 19 Nisan'da düzenlenen bir törenle alacak. Doğan Kitap'ın 'toplumda kadın özgürlükleri konusunda hassasiyet yaratmak, genç yazarları yeni çalışmalara teşvik etmek' için düzenlediği ödüle, yüzün üzerinde kitap gönderildi. Ön elemeyi geçen romanları değerlendiren seçici kurul, Lal Kitap'ı oy birliğiyle ödüle değer buldu. Duygu Asena Roman Ödülü'nü kazanan Yurdanur Avcı Yazgan, 1978 İzmit doğumlu. Bir yandan bir kamu kuruluşunda çalışan ve bir yandan da Anadolu Üniversitesi'nde eğitimini sürdüren yazgan, İzmit'te yaşıyor. Yazgan'ın romanı Lal Kitap ise, Üsküdar'ın kenar mahallelerinden birinde, halı dokuyan genç bir kızın hikayesini anlatıyor. Kadınlığa adım atmasıyla içine adeta bir ilham perisi giren genç kız, bir yandan hayatın kadınlar için hazırladığı sıkıntıları daha da ağırlaşarak taşımaya başlarken bir yandan da, yaşamın renklerini halılara aktarmaya koyulur. Mahalledeki yarı masalsı, yarı gerçekçi diğer karakterlerin hikayelerinin de ustaca girip çıktığı roman, hayatın çıkmaz sokakları, tesadüfleri ve her tür ilişki üzerine ilgi çekici bir çalışma. En iyi romanı kitap ekleri seçti Duygu Asena'nın kardeşi yazar İnci Asena ve Doğan Kitap editörü Halil Beytaş'ın yanısıra kitap ekleri ve gazeteleri temsilen şu isimler yer aldı: Turhan Günay (Cumhuriyet), Cem Erciyes (Radikal), Filiz Aygündüz (Milliyet), Aptullah Kılıç (Zaman), İhsan Yılmaz (Hürriyet), Elçin Yahşi (Sabah) ve Okay Gönensin (Vatan). Seçici Kurul, 'oy çokluğuyla' Başarı ödülüne değer yapıt olmadığ... Devamı

23 12 2007

Kitabın Adı: Ankara

Kitabın Adı Ankara Kitabın Yazarı Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU Yayınevi ve Adresi Akba Kitap Evi, Ankara Basım Yılı 1934 KİTABIN ÖZETİ Cumhuriyetimizin başkenti Ankara'yı anlatan Yakup Kadri'nin "Ankara" adlı romanı, üç ayrı dönemi ve bu dönemlerin Ankara hayatını yansıtması yönüyle ilginç ve okunmaya değer bir eserdir. Romanın başkahramanı Selma Hanımın hayatı, evlilikleri ve insanî ilişkileri ile birlikte Ankara'nın üç dönemi canlı tasvir ve olaylarla verilir. Bu dönemler:1. Millî Mücadele'den önceki Ankara (Savaş zenginlerinin, yolsuzlukların ve arayışların belirdiği Ankara).2. Millî Mücadele'deki Ankara (Millî silkinişin ve yeniden toparlanan, zaferi kazanan Ankara).3. Millî Mücadele'den sonraki Ankara (Savaş sıkıntılarının geride kaldığı, modernleşen ve bir o kadar da özünden kopup sosyeteleşen Ankara). Selma Hanım, İstanbul'daki bir bankada muamelât şefi olarak görev yapan kocası Ahmet Nazif Bey ile birlikte Ankara'ya gitme hazırlıkları yapar. Önce deniz yolu ile İnebolu'ya; oradan da kara yolu ile (İnebolu - Kastamonu - Çankırı güzergâhı = İstiklâl Yolu) Ankara'ya gelirler. Onların Ankara'ya gelmek istemelerindeki en büyük amaç; bir kurtuluş ümidi aramalarıdır. Çünkü, İstanbul yabancı devlet askerleri tarafından işgal altındadır ve Türklere her türlü işkence ve zulüm yapılmaktadır. Onlara göre; Ankara'da başlatılan Millî Mücadele, dolayısıyla Ankara adı, bir kurtuluş umududur. Selma Hanım ve Nazif Bey, Ankara'ya gelişlerinde Tacettin Mahallesi'ndeki küçük bir eve yerleşirler. Yerleştikleri evin sahibi Ömer Efendi ve ailesi Ankara'nın seçkin kimselerindendir. Bu seçkinlik, soydan ziyade para ve mala dayanmaktadır. Ömer Efendi ve ailesi Birinci Dünya Savaşı'ndan yararlanmayı bilen savaş zenginlerindendir. Birinci Dünya Savaşı döneminde bu tür zenginlerin birdenbire ortaya çıkması olağan olduğu için halk, Ömer Efendiyi ve ailesinin bu türedi zenginliğini yadırgamaz. "Zir... Devamı

13 12 2007

İlköğretmenimiz Fakir Baykurt

İlköğretmenimiz Fakir Baykurt Fakir BaykurtGirdiği her ortama bir su serinliği veren bu dost bakışlı, mavi gözlü delikanlı, aydın kimliğinin temsili olmuştu bir dönem. Yapıtları, kente gelen köylülerin uyanışında el fenerine dönüşmüştü 07/12/2007 (134 defa okundu) MAHMUT TEMİZYÜREK (Arşivi) Hemen her köylü çocuğu gibi, ekinlerin, bitkilerin, göğün ve toprağın zamanlarından birinde doğdu, 1929'da "arpalar biçilirken". "Dikenlerin arasına", "yüzyılların karanlığına" doğmuştu, Burdur, Yeşilova, Akçaköy'de. Bu bilgiye gereksinim duymayacaktık, çocuk hevesi ve zehir zekâsıyla okumanın yolunu aramaya çıkmasaydı bu yoksul köy çocuğu. Buradan başlayan yeni yaşamı boyunca Türkçeye eşsiz yapıtlar bırakmasaydı, onu bilemeyecektik hiç, milyonlarcası gibi. Nasıl bir dünyaya doğduğunu, rastlantıyla bulup başvurduğu Gönen Köy Enstitüsü'nde okumaya başladığında anlayacaktı Tahir Baykurt adlı çocuk. Gaz lambası ararken elektrik, kağnı ararken otomobil, kuru ekmek ararken sıcak yemek bulmuş köy çocuklarının devşirildiği eğitim ocağına gelmişti. Yaşama tutkusuyla bütünleşmiş eğitim iştahı, Enstitü öğretmenlerinin verimli etkileşimiyle buluşunca şahlanan bu eğitim ortamında, kamaştırıcı parlayışlarla doya doya beş yıl okudu. Bu sürede Türk ve dünya edebiyatını içti adeta. Kendilik bilincini sanatın edebiyatın yardımıyla kuruyordu, öbür arkadaşları gibi. 'Tahir' adı 'Fakir'e bu süreçte dönüştü. Beş yıl 'iyinin iyisi' okuyup mezun olduğunda yalnızca yapı ustalığı, demircilik, marangozluk, 'fenni tarım' vb bilen bir köy öğretmeni değil, yazarlığı yaşamanın merkezine yerleştirmiş bir yazar adayıydı. 'Hayatım roman' duygusundan değildi bu yazarlık duygusu, yazının eşsiz sihrini keşfetmiş, bunun halk bilincindeki gerçekçi karşılığını bulmuş, bu gerçekçiliği estetik bir anlayışla içselleştirmiş yepyeni bir yazarlık bilinciydi. Kendi deyişiyle, Moliere 'Harpagon'u, Gogol 'Müfettiş'i hangi sanatsal kaygı... Devamı

13 12 2007

Orhan Kemal bakışı

Orhan Kemal bakışı 60'tan sonra yetişen gençlik Orhan Kemal'in yapıtlarıyla tanıdı toplumu. O da bir işçiydi, yazı başı çalışan bir yazı işçisi. Telifini alabilmek için Babıâli yokuşunu çıkıp eli boş dönmekten yılmamış, baskıya boyun eğmemiş bir yazar olarak yaşayıp ölmeyi başarmış bir yazı emekçisi 21/09/2007 (441 defa okundu) MAHMUT TEMİZYÜREK (Arşivi) Yolu 1940 yılı kışında 'düzene isyan'dan girdiği Bursa Cezaevi'ne, Nâzım Hikmet'in kaldığı 52'inci koğuşa düşmeseydi, 'Orhan Kemal' diye bir yazar olacak mıydı, bunu asla bilemeyiz. Daha önce Sabahattin Ali ve Kemal Tahir gibi iki büyük yazarın yetiştiği 'Nâzım Hikmet Hapishane Okulu'nun son parlak öğrencisi oldu o koğuşta Orhan Kemal. Nâzım, aynı koğuştan, Orhan Kemal için Kemal Tahir'e şunları yazıyordu: 'Raşit Kemali'nin sana gönderdiği hikâyeyi nasıl bulacaksın bilmem. (...) Eğer şartlar vefa ederse senin peşinden onu salacağım dünya üzerine. (...) Ona olan güvencim günden güne artıyor. (...) İradesini, sinirlerini kullanabilirse mesele yok. Yolu, doludizgin açık.' Nâzım'la buluştuğunda zor bir yaşamda sinirleri epey yıpranmış olan bu yirmi altı yaşındaki delikanlının, babası müzmin muhalif Abdülkadir Kemali Bey'di. Tek Parti rejiminden kaçıp giden babasının sürgün yaşamı peşinde Kudüs'ü, Beyrut'u, Halep'i dolaşıp gelmişti Adana'ya. Bu kent, ve Çukurova, eşsiz bereketli topraklar, onun yapıtlarında, çırçır fabrikalarında ya da büyük tarım çiftliklerinde ağır sömürü çarkıyla acımasızlığın hüküm sürdüğü bir yeryüzü parçası olarak canlanacaktı. Sonra geldiği İstanbul'da da yine işçi kahramanlarıyla, kent yoksullarıyla iç içe yaşamasıyla işçilerin, kent yoksullarının yazarı olma kararlılığını sürdürdü Orhan Kemal. O da bir işçiydi, yazı başı, parça başı çalışan bir yazı işçisi. Telifini alabilmek için Babıâli yokuşunu umutla çıkıp eli boş dönmekten yılmamış, Yeşilçam için senaryo istediklerinde de yine ede... Devamı

06 12 2007

Oğuz Atay Roman Yarışması Sonuçları Açıklandı

Oğuz Atay Roman Yarışması sonuçları açıklandı.   Kastamonu Valiliği İl Kültür Müdürlüğü tarafından bu yıl ilki düzenlenen Oğuz Atay roman yarışmasında birinciliği yazar İhsan Oktay Anar aldı.       15 aralık 2007 tarihinde Kastamonu Rıfat Ilgaz Kültür Merkezince ödül töreni ve ardından Oğuz Atay konulu panel düzenlenmiştir.    Panel katılımcıları : Turhan Günay,Ahmet Tüzün,Necmiye Alpay,Betül Tarıman,Ersin Kalkan,Nilay Özer,Mehmet Fatih Uslu,Emrah Pelvanoğlu,Özge Şahin,Alphan Akgün     Sunum: Sevda Zeynep Karadağ       Ödül ve panel sekreteryası: Numan Karanlık / Araştırmacı     Adres:Kastamonu Rıfat Ilgaz Kültür Merkezi.... Devamı

01 12 2007

Boşluğun masalı... / Latife Tekin

Latife Tekin   latifetekin@birgun.net Boşluğun masalı... 18/08/07 Evimin pencerelerinde perde yok, geceleri ay ışığı doğruca yüzüme vuruyor, uyanıp göğe bakıyorum... Geçenlerde bir gece ayla göz göze geldim, dilime bir cümle doğdu o uyanışla, 'İlk insanlar da böyle bakıyordu aya' dedim, 'şimdi işte ben bu bakışımla o bilinmez insanlarla aynılaş-tım...' Kalbim çarptı birden, yüzümü aydan kaçırıp saklandım, korku kapladı içimi. Bir ara perdelerimiz olsun istemiştim, ama evimi yapan arkadaşım, 'Ben o evi sana perdesiz yaptım' dedi, pekâlâ, ayı batırıp güneşi doğuracağız öyleyse... Aya sırtımı döndüğüm anda, gözlerim öteki perdesiz penceremden göğün boşluğuna açıldı, dağların doruklarından yukarı, kıpırtısız, alacakaranlıkta asılı duruyor bulutlar... Kuyruklu kulaklı, iki ayaklı, dört ayaklı, kafalı gözlü, hayatın türlü çeşitli varlığının biçimini almış su buharı yaratıklar, bulut üstüne bulut... Sanki aynı inançla bir yere gitmek isterken durdurulmuşlar, tam karşımda, tıpkı benim yatağın içinde oturduğum biçimi almış bir bulutla yüz yüze gelip, 'Zihnim bana bir oyun oynuyor, benim aldığım biçimi aynısıyla yansıtıyor boşluğa' dedim bu defa. Usulca yatağın içine kayıp oturuş biçimimi değiştirdim, uzandığım yerden, pencereme doğru yükselmiş meşe ağacının tepe dalları görünüyor, uç yaprakları hafifçe ışıklanmış... Göz ucuyla bir ağaca, bir buluta bakarak bekledim, güneş doğmak üzereyken bulut dallanıp budaklanarak ağaç biçimini aldı... Hayatının bir döneminde aralıksız bulut resimleri yapmış, yazdığım iki kitabı adadığım bir arkadaşım var, güneşle telefon ettim ona, 'Suyun hafızası olduğu doğruysa, içinde dolaştığı bütün canlıların biçimini hafızasına kazımıştır değil mi, bulutların aldığı biçimlerin suyla yaşayan canlılara benzemezi doğal öyleyse... Hep bulutlara baktın, ama aklına gelmedi bu...' 'Uyumuşum dur biraz, sen o herife yaz bunu, saat kaç' dedi arkadaşım, Ma... Devamı

22 11 2007

Yaşar Kemal neden Nobel alamadı? İşte cevabı!

Yaşar Kemal neden Nobel alamadı? İşte cevabı! Yazar: Melih Bayram Dede 24 Eki Zülfü Livaneli’nin anıları dostu Yaşar Kemal’in Nobel’iyle ilgili sır perdesini de araladı: “En güçlü adaydı. Ama Türkler ve Kürtler onun aleyhine propaganda başlattılar. Akdamiye onun beşinci sınıf bir yazar olduğunu söylediler. Kürtlere göre o, Türkçe yazan bir devlet sanatçısıydı.” Bugün Vatan’la piyasaya çıkan Vatan Kitap’ın konusu: 60 yıllık anılarını “Sevdalım Hayat” isimli kitapta toplayan Zülfü Livaneli. Vatan Kitap’ta özellikle kitabın Yaşar Kemal ile ilgili bölümü vurgulanmış. İşte o bölüm: Yaşar Kemal Nobel ödülüne çok yaklaşmıştı. En güçlü aday olarak adı geçiyordu ve ödülü kazanmaması için hiçbir neden yoktu. Tam o sırada bazı Türkler ve Türkiyeli Kürtler devreye girerek Yaşar Kemal aleyhine bir dedikodu çarkı çevirdiler. İsveç akademisine, Türk edebiyatını iyi bilmediklerini, aslında Yaşar Kemal’in Türkiye’de beşinci sınıf bir yazar olduğunu, sadece o çevrilmiş olduğu için ödülü ona vermenin haksızlık olacağını söylemişler. Bu arada bazı Kürtler de Yaşar Kemal’in Kürt olduğu halde Türkçe yazmasının, Kürt kimliğini inkâr etme anlamına geldiğini öne süren bir kampanya başlattılar. Onlara göre Yaşar Kemal, Kürt halkının masallarını alıp Türklere mal etmekle görevli bir devlet yazarıydı. Lars Gustafson adlı İsveçli romancı, Avusturya’da tanıştığı Diana Canetti adlı Türkiyeli bir yazarın Türkiye’de Yaşar Kemal’den daha ünlü olduğunu yazınca dayanamadım ve yazının yayınlandığı Expressen gazetesine bir açıklama gönderdim. Bu tartışmalar, zaten kıl payı dengeler üstünde duran İsveç akademisini ürküttü, Yaşar Kemal’e verecekleri ödülü ertelemeyi uygun görüp Patrick White’a verdiler. Böylece “Türk Türk’ün kurdudur!” kuralı gereği, küçük kıskançlıklar ve çapsız hesaplar yüzünden Yaşar Kemal’in Nobel alması engellendi. Yalnız bu durumda bir öğe d... Devamı

15 10 2007

Türk edebiyatının farklı tarihi

Türk edebiyatının farklı tarihi İLÜSTRASYON: ESER YAZICICumhuriyet döneminde çok sayıda polisiye macera türünde 'dime novel' yazıldı. Roman sanatının edebi değerlerinden pek azına sahip bu kitaplar, edebiyatın içinde bir 'alt-tür' olarak tanımlanabilir 31/08/2007 (839 defa okundu) A. ÖMER TÜRKEŞ (Arşivi) Cumhuriyetin ilan edildiği 1923 yılında yayımlanan roman sayısı sadece 'on'du. Zamanla roman sayısı düzenli olarak arttı, İkinci Dünya Savaşı yıllarında bir sıçrama yaşadı. Ancak rakamları şişiren, 'dime novel'* dediğimiz çoğu polisiye macera türündeki ucuz, az sayfalı (uzun hikâye türünden) kitaplardı ve Türkçe yazılan romanın en velut yazarları sıralamasında başı çeken yazarların hemen hepsi bu 'özel' türün ustalarıydı. Cumhuriyet döneminde yayımlanmış 6 bin romanın ciddi bir miktarı, 637'si polisiyedir ve polisiye türü bu ağırlığını biraz da 'dime novel'lara borçludur. Cumhuriyet tarihinin 'en çok roman yazanlar' listesine baktığınızda, pek çok yazarı bırakın okumuş olmayı isimlerini bile hiç duymadığınızı göreceksiniz. Listede edebiyat incelemelerinde konu edilmiş sadece dört yazar bulunuyor; Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Kemal Tahir ve Hüseyin Rahmi. Kaldı ki Hüseyin Rahmi'nin romanları da popüler edebiyatın içinde mütalaa edilebilirler. Bildik isimleri bir kenara bırakarak listenin ön sıralarına yerleşenlere bakalım. Mesela Selami Münir Yurdatap'la. Elimizdeki verilere göre 71 roman yazmış Yurdatap, Cumuhriyet tarihinde en çok romanı olan yazar olarak görünüyor. Belki bizim verdiğimiz sayının da üstünde roman üretmiş olan Yurdatap 1910 Tripoli/Libya doğumluydu. İtalyan Lisesi'nden mezun olduktan sonra İstanbul'un çeşitli gazetelerinde çalıştı, Akbaba dergisinde mizah yazıları yazdı ve çok sayıda roman yayımladı. Selami Münir'in romanları kelimenin tam anlamıyla 'her telden çalar'. Bir yandan geleneksel halk masallarını roman formunda yinelemiş (Yanık Öme... Devamı

15 10 2007

Erkekler arasında tek başına

Erkekler arasında tek başına Fatma Aliye, roman yazan ilk Osmanlı kadını olarak tarihin bir öznesiydi.17 yaşındayken babası tarafından evlendirildiği Faik Bey, roman okumasına karşı çıkar, hatta kitaplarını büyük bir zevkle yırtar. Ne var ki Fatma Aliye, suskun bir direnişle yazmayı da okumayı da sürdürür 12/10/2007 (69 defa okundu) HANDE ÖĞÜT (E-mektup | Arşivi) "Acıları gizleyecek bir ıssızlık her zaman bulunurdu. Fatma Aliye'nin tek ıssızlığı o cam vitrindi. Tek sözünü etmediği, ancak yaşadığı..." Murathan Mungan'ın Son İstanbul'daki unutulmaz kadın kahramanı Fatma Aliye'nin duygusal ve ruhsal sıkışmışlığı, bir erkek egemenliğine doğan, hayatı, edebiyatı erkekler tarafından biçimlendirilen 'gerçek' Fatma Aliye'nin gri arafını, ıssız suskunluğunu anlatmak, anlamak için başvurulacak nadide bir betimleme olsa gerek. İslam dünyasında roman yazan, ilk çevirisinde (Georges Ohnet'nin Volonté adlı romanı) adını saklayan ama 'bir kadın' olduğunu 'ifşa eden' Fatma Aliye, erkeklerin kendisini yerleştirdiği bir sırça fanusun içinden konuştu, yazdı, kırmamaya, kırılmamaya çalışarak. Biri güçlü ve sert, diğeri kısık ve tedirgin iki sesi vardı. Geleneksel ölçütlere bağlı olmak kaydıyla savunabildi kadın özgürlüğünü, eril filtreden geçerek meşruiyet kazanan bir tonlamayla... Makaleleri arzularına geçişte bir araçtı, ancak kurmaca, acılarını gizlediği, idealize edilmiş kimliğinden sıyrılabildiği tek alandı. Roman yazan ilk Osmanlı kadını olarak tarihin bir öznesiydi ama ağabeyinin, babasının, kocasının ve hocasının biçimlendirdiği, onayladığı, onların arzusuyla yüklenmiş bir nesneydi de aynı zamanda... Kurucu öznenin hayatındaki erkekler ve eril hiyerarşi olduğu bir düzlemde Aliye'ye yazma isteği aşılayan Ahmet Mithat'tı belki ama romanlarında görülen arzuyu dölleyen ve kışkırtan bir başkası, Fatma Aliye'nin içindeki kırık sesti sanki. Roman kahramanları kendi ayakları üzerinde durabilen, güçlü, t... Devamı

05 10 2007

KÖY ENSTİTÜLERİ HALKI BİLİNÇLENDİRİYORDU / KADİR İNCESU

KÖY ENSTİTÜLERİ HALKI BİLİNÇLENDİRİYORDU   KADİR İNCESU                                                                         Akçadağ Köy Enstitüsü mezunu H. Nedim Şahhüseyinoğlu, TÖS Malatya şubesini kurdu ve başkanlığını üstlendi. TÖS Genel Yönetim Kurulu üyeliği ile TÖS’ün Malatya, Elazığ, Adıyaman bölge temsilciliklerini yaptı. Türkiye Öğretmenleri Milli Federasyonu’nun Malatya Şubesi Yönetim Kurulu üyeliği ile TÖB-DER’İn Malatya Şubesi kurucusu ve Genel Yönetim Kurulu üyeliği yaptı. DİSK’e bağlı Dev-Madensen’in Sivas Şube Başkanlığı ve Bölge Temsilciliği yaptı. Eğit-Der’in kurucuları arasında yeraldı. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin Yönetim Kurulu üyeliği yaptı. Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı’nın kuruluşunda bulundu ve genel yönetiminde görev aldı. 26 yıl öğretmenlik yaptı. TÖS tarafından 1968 yılının “Kahraman Öğretmeni” seçilen H. Nedim Şahhüseyinoğlu’nun geride kalan 77 yıla sığdırdıkları “Bozuk Düzende Yaşam” adıyla Berfin Yayınları tarafından yayımlandı. H. Nedim Şahhüseyinoğlu ile yeni kitabı üzerine söyleştik.   Köy enstitülerinin yaşamımıza kattıklarından sözeder misiniz? Cumhuriyetin ilanında ülkemizin içinde bulunduğu koşullar yürekler acısıydı. Şeriatın kurallarına dayalı Medrese eğitimiyle halk "ÜMMET"leştirilmişti. Halk yaşadığı çağın sorunlarıyla değil; bilinmeyen dünyanın nimetleriyle koşullandırılmışlardı. Nüfusun %90'nı okur-yazar değildi. Nüfusun % 80'nı kırsal bölgelerde (köylerde) yaşıyordu. Bu nüfusun ancak % 5'ı okur-yazar idi. Kadınların okur-yazar oranı sıfırd... Devamı