41 Takipçi | 46 Takip
Kategorilerim

Sevdiğim Fotoğraflar

Gitmek İstediğim Yerler

Benim Tarzım

Okumak İstediklerim

İzlediklerim

Gezdiğim Yerler

Evim İçin

Eğitim

Kitap

Diğer İçeriklerim (274)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (41)
18 10 2006

İnci Asena Aldanış

İnci Asena Aldanış İnci Asena 1948’de İstanbul’da doğdu. Adam Yayınları’nın, Adam Sanat ve AdamÖykü dergilerinin kurucuları arasında yer aldı. Tramvay Döşeriz Ay Döşeriz(1993), Çıplak Bakamıyorum (1996), Tutamadığım Sözler (2000) adlı şiirkitapları vardır. Üç Gün Paris (1998), Amsterdam’dan (1999) adlı denemekitaplarının yanı sıra, Asena çok sayıda derlemeye imza attı: TürkYazınından Seçilmiş Aşk Şiirleri (1992), Türk Yazınından Seçilmiş Ayrılık,Özlem, Yalnızlık Şiirleri (1993), Dünya Yazınından Seçilmiş Mektuplar(1994), Yirminci Yüzyılda Yazınımıza Elverenler (2000). Aldanış, PenYazarlar Derneği üyesi İnci Asena’nın ilk romanıdır.Ölüm ayırdı Gönül ile Yavuz’u… Ama aslında çoktan ayrı düşmüşlerdi onlar. "Doğru" bir evlilikti görünüşte. Gönül doğru bir kadın, Yavuz doğru bir erkek… Ama sırlar vardı bu evliliğin temelinde… Yavuz’un ölümüne kadar gizli kalan sırlar… "Aldanış", işte tam bu noktada başlıyor. Bir kadının kocasının ölümünden sonra evliliğini, kocasını ve kendini keşfetmesine tanık ediyor bizi. "Gerçek nedir?" diye bir soru takılıyor kafamıza. "Birini gerçekten tanımak mümkün müdür?" En yakınımızda olanları bile es geçmek… Hepsinden önemlisi insanın kendini, kendi kişiliğini es geçmesi mümkün müdür?İnci Asena ilk romanında bir kadının ağzından hayata dair önemli sorular soruyor. Ama bunu yaparken, okuyucusunu kavramayı da ihmal etmiyor. Romanın kahramanı Gönül okuyucunun bir parçası oluyor ister istemez. Okuyucu ile Gönül bir oluyor. Bir kadını ya da kendinizi ya da insanı keşfetmek için okunması gereken kitaplardan biri "Aldanış".İnci Asenaİnci Asena 1948’de İstanbul’da doğdu. Adam Yayınları’nın, Adam Sanat ve AdamÖykü dergilerinin kurucuları arasında yer aldı. Tramvay Döşeriz Ay Döşeriz(1993), Çıplak Bakamıyorum (1996), Tutamadığım Sözler (2000) adlı şiirkitapları vardır. Üç Gün Paris (1998), Amsterdam&#... Devamı

18 10 2006

İnanç ÇakıroğluGölge Avcıları Kulübü

İnanç ÇakıroğluGölge Avcıları Kulübü K İ T A P E L E Ş T İ R İ L E R İ Editör: A.Ömer TürkeşGölge Avcıları Kulübü Çakıroğlu, İnanç Fiyatı: 19,50 YTL %15 indirimli Pandora fiyatı: 16,58 YTL (16.575.000 TL) sepete ekle (stoktan teslim) 1974’te Bursa’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Bursa’da tamamladı. 1991 yılı ÖSS sınavında Türkiye birincisi oldu. Boğaziçi Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği’ni bitirdi. Makale ve öyküleri çeşitli dergilerde yayımlandı. Bilişim ve telekomünikasyon sektörlerinde çalışan İnanç Çakıroğlu, yaşamını işi nedeniyle Kiev’de sürdürmektedir. Yılın sürprizlerinden birisi de “Gölge Avcıları Kulübü”ydü. İnanç Çakıroğlu 668 sayfalık bu ilk romanını sanki hiç soluk almadan tamamlamış; ve hakkını teslim edelim, okuyucusunu da soluksuz bırakmayı başarmış. Ancak bu hacimli romanı Mercek köşesi formatı içerisinde özetlemek pek mümkün görünmüyor. Bu nedenle önemli bulduğum bazı noktalara dikkat çekmekle yetineceğim. İstanbul’un ve hayatın esrarıGünümüzde yaşayan Melih adlı bir gençle üç yüz yil önce Doğu’nun sırlarına ermek için İstanbul’a gelen Jovern Twendes’in hayatın anlam ve esrarına dair arayışlarını paralel bir kurguyla anlatan ve farklı zamanlarda akan iki hikayeyi ustalıkla birbirine bağlayan Çakıroğlu, İstanbul’un her iki dönemdeki atmosferini de iyi kullanıyor ve baharat kokan sokaklardaki ahenkli ve sessiz yaşamın ardındaki sırlarla, eski kentin hemen altında uzanan dehlizlerle, rutubetli taş medreselerle, kütüphane köşelerinde küflenen kalın ciltli elyazmalarıyla, yaşamın anlamını arayan filozoflar, Tanrı’nın varlığını sorgulayan sufiler, ölümsüzlüğü arayan kumpas cemiyetleri ve kutsal Tapınak Şövalyeleri ile zenginleştiriyor metnini. Post modern tarihsel romanların bütün bu sevilen motiflerini eksiksiz ve yerli yerinde kullanarak, tarih, hayat, iş dünyası, aşk, toplumdaki güncel meseleler, hatta taşranı... Devamı

18 10 2006

Halide Eşber HER ŞEY SENİNLE

Halide Eşber HER ŞEY SENİNLEMutsuz olan kim? Bugüne kadar hikâye kitaplarından, sahne sanatlarından ve Açık Radyo'da yayınlanan Açık Dergi programından tanıdığımız Halide Eşber, roman alanına 'Her Şey Seninle' ile adım atıyor 2005-05-06 (113 defa okundu) A. ÖMER TÜRKEŞ (Arşivi)• HER ŞEY SENİNLE Halide Eşber, Doğan Kitap, 2005, 165 sayfa, 9.5 YTL. Kitabın adındaki her bir sözcüğün hem bağımsız bir hikâyeye hem de romanın bir bölümüne karşılık geldiği Sanki Seninle Uzun Zamandır Hiç Böylesine Çılgınlar Gibi Sevişmemiştik, çarpıcı insan tipleri, birbirinden 'sert' bölümleri, dili ve anlatım tarzıyla etkili bir uzun hikâyeydi. Birbiriyle sınıfsal ve kültürel bağları bulunmayan iki kadının aynı erkeğe-sokaklarda yoksulluğun yaratabileceği bütün travmalara açık bir çocukluk yaşayan, şiddet ve tacizle yoğrularak acımasızlaşan bıçkın delikanlı Seyfi'ye-duydukları aşkla kesişen hayatlarını toplumsal, cinsel ve ahlâki kuşatılmışlıklar üzerinden aktarırken ketum bir tavır almıştı Halide Eşber. Olup bitenleri apaçık göstermiyor, ima ediyordu; kadınların hayatlarına, çocukluklarına kadar uzanan geçmişlerine, çevrelerindeki insan tiplerine, maddi imkân ve imkânsızlıklarına dair birtakım kesitler sunuyor, parçaların bir araya getirilmesini okuyucunun katılımına bırakıyor, ama eksik parçaları, ruhsal travmalara yol açabilecek görüntüleri, nedenleri ve olasılıkları yerlerine yerleştirmeyi sağlayacak yeterli ipuçlarını da veriyordu. 'Elde Var Hüzün' Yalnızlık (2000) ve Anlatırken Işığa Bak (2003) adlı hikâye kitaplarında da karamsar bir bakış, yitirilmiş hayatlar, pişmanlıklar, kısacası derin bir hüzün vardı. Her Şey Seninle'nin daha ilk sayfalarında, yazarın önceki kitaplarını kaplayan mutsuzluk temasını sürdürdüğünü anlıyoruz. Aslında daha sayfaları çevirmeden, kitap kapağındaki tanıtım yazısındaki şu ifadelere bakmak bile yeterli; "Hayattan aradığını bulamayan kadınlara sesleniyor Halide Eşber. Aşkla yıkılan, aşkla varolan, aileye sığı... Devamı

18 10 2006

Can Kozanoğlu Acemi Eğitimi

Can Kozanoğlu Acemi Eğitimi'KAPAK Can Kozanoğlu'nun 'Acemi Eğitimi', anonimleşmiş şehir geyiklerinden derlenmiş bir 'hayatım roman' parodisi. FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN80 sonrasının popüler kültür eleştirmeni Can Kozanoğlu, bu kez otobiyografik roman düşkünlerini kendi silahlarıyla vuruyor. Sevimli, hatta komik, zaman zaman fantastik bir hal alan, kendisiyle başlayıp bambaşka mecralara akan bir hayat hikâyesi anlatıyor 2005-03-11 (204 defa okundu) A. ÖMER TÜRKEŞ (Arşivi)Şehir geyikleri Deneme tarzında kaleme aldığı Bu Maçı Alıcaz (1990), Cilalı İmaj Devri (1992), Pop Çağı Ateşi (1995), İnternet, Dolunay ve Cemaat (1997) ve Yeni Şehir Notları (2001) kitaplarından tanıdığımız Can Kozanoğlu, Acemi Eğitimi'nde kendi hayat hikâyesini anlatıyor. Önceki bütün kitaplarında toplumsal hayatın seksen sonrasında geçirdiği değişimleri çarpıcı ayrıntılarda yakalayıp kendisine özgü mizahi dille keskin bir eleştiriden geçiren Kozanoğlu'nun şimdi hayat hikâyesini anlatma isteği de nereden çıktı diyebilirsiniz, itiraf ediyorum, ben tam da böyle düşünmüştüm. Ancak daha ilk sayfalarında hamen fark ediyoruz; bugüne kadar 80 sonrası hayatının parlayan yıldızlarını, futbol sahalarını, medyayı, popüler kültürü, internet alemlerini merceğine alan Kozanoğlu, teşrin masasına bu kez en açık ifadesini romanlarda bulan anlatmak, sergilemek teşhir etmek tutkusunu yatırmış; Acemi Eğitimi, anonimleşmiş şehir geyiklerinden derlenmiş bir 'hayatım roman' parodisi!.. Ne hayat ama... Kozanoğlu, 1964 Adana doğumlu. 1981'den bu yana medya sektöründe çalışıyor. Yazarın özgeçmişinden yaptığım bu kaba özet, Acemi Eğitimi'nin anlatıcısı Can'ın hayatıyla -kabaca- örtüşüyor. Ne var ki, anlatıcı ayrıntılara girdiğinde anlatılanların hiç kimsenin ya da herkesin hayatına dair olduğu çıkıyor ortaya. Çünkü bu, Can Kozanoğlu'nun ödünç kurgularla, okuyucunun isteklerine cevap verebilecek motiflerle inşa ettiği bir hayat hikâyesi; "bu onun çocukluk anılarından ve deli... Devamı

18 10 2006

Barbaros Devecioğlu Otoyol Kenarında Yanan Ateşler

Barbaros Devecioğlu Otoyol Kenarında Yanan Ateşler K İ T A P E L E Ş T İ R İ L E R İ Editör: A.Ömer TürkeşOtoyol Kenarında Yanan Ateşler DEVECIOĞLU, BARBAROS Fiyatı: 7,50 YTL %15 indirimli Pandora fiyatı: 6,38 YTL (6.375.000 TL) sepete ekle (stoktan teslim) Barbaros Devecioğlu, 1961 yılında İstanbul’da doğmuş. 1989 yılında başladığı gazetecilik mesleğini 90’lardan sonra özel radyo kanallarına da taşıyan Devecioğlu, özellikle müzik programlarıyla tanınıyor. “Otoyol Kenarında Yanan Ateşler”, halen NTV FM, Radyo Eksen, N101 gibi üç büyük radyonun yönetimini sürdüren Devecioğlu’nun ilk romanı. Felaket Kapımızda“Mad Max” filmlerini hatırlatan tasvirlerle başlıyor hikaye. İçinde yaşadığımız zaman ve mekanın yakın bir geleceğinde, etrafı yüksek tellerle çevrilmiş bir otoyolun hemen kıyısında, yoksulluktan vahşileşmiş insanların sadece yaşamak kaygısıyla oluşturdukları bir “koloni”deyiz. Otoyolun sonunda ise, içlerinden pek azının gördüğü büyük şehir var. Dünyanın doğusu ile batısı arasında yaşanan, ilk başlarda gürültülü ve gözle görülür, sonraları ise gözle görülmez olarak nitelendirilen harp, yeni enerji kaynaklarının ortaya çıkmasından sonra doğunun yenilgisiyle sona ermiş, batı kendisini doğudan ayıran bütün duvarlarla çizmiş sınırlarını. Batıya yolculuk imkansız hale geldiğinde, sınır kapıları eski zaman kaleleri gibi yükseldikçe, memleket içinde kalanların batıya doğru ilerleme ümidi azaldıkça, bu kez bu sınırlar içinde mikro batı dünyaları oluşturulmaya başlanmış. İşte uzaktaki şehir böylece çıkmış ortaya. Tıpkı batının yaptığı gibi şehirdekiler de “yabancıları”, yani zararlı gördükleri yoksulları kanlı operasyonlarla temizlemişler ve “steri” bir mekan yaratmışlar kendilerine; etrafı korunaklı, tahminen duvarlarla çevrili, kokusuz, gürültüsüz arabaların caddelerinde dolaştığı, süper bir nizam ve intizamın hakim olduğu, hiç kimsenin fakir ... Devamı

18 10 2006

Sulhi Dölek romanları

10.11.2005 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 Sulhi Dölek romanlarıSokağı anlamak ve anlatmak'Korugan', 'Geç Başlayan Yargılama', 'Kiracı', 'Teslim Ol Küçük', 'Truva Katırı', 'Kirpi' gibi romanlarının yanı sıra, insani öğeyi ve değerleri sevgiyle savunmanın örneklerini verdiği 'Süper Baba', 'İkinci Bahar' gibi duyarlı televizyon dizilerinin senaryo yazarı da olan Sulhi Dölek, çocukluğunun yaşam izlerinden damıttığı 'Küçük Günahlar Sokağı' ile romanın onurunu, insanı, insani değerleri savunmada yeni bir kanıt sunarken yapıtını edebiyatta önemli bir yeri olan "sokak"la bütünleştirerek sunuyor.Öner YAĞCIRoman mı unutturulan yoksa yaşamımız mı, belleğimiz mi? Tat alarak okuduğumuz romanlar kayboluyor kitapçı raflarından. İnsani durumları vicdanı elden bırakmadan aktaran romancıların sayısı hızla azalıyor. Yaşamın dayattığı değersizlikler her anımıza egemen olurken romanımızı da alıyor elimizden. Tabii ki romancılarımız tümüyle teslim olmuyorlar bu yanlış gidişe. Ama, insandan uzaklaşıp "fantastik"liğe, magazine, mistisizme, tüketim metaına, "bestseller"ciliğe dönüştürülen romanın buna karşı direndiği de bir gerçek. 1975-1997 arasında çıkardığı Korugan, Geç Başlayan Yargılama, Kiracı, Teslim Ol Küçük, Truva Katırı, Kirpi romanlarıyla bu direnişi romancı olarak sürdüren Sulhi Dölek, insani öğenin ve değerleri sevgiyle savunmanın örneklerini verdiği Süper Baba, İkinci Bahar gibi duyarlı televizyon izleyicilerinin vazgeçemediği dizilerin senaryo yazarı olarak bu gerçekliğin bilinçli sevdalılarından biri olduğunu kanıtlıyordu.Sulhi Dölek, çocukluğunun yaşam izlerinden damıttığı Küçük Günahlar Sokağı ile romanın onurunu, insanı, insani değerleri savunmada yeni bir kanıt sunarken yapıtını edebiyatta önemli bir yeri olan "sokak"la bütünleştirerek sunuyor. Edebiyat ve insan gerçeğine kendini kabul ettiren sokağı anlamanın da anlatmanın da zor iş olduğunu düşünür... Devamı

18 10 2006

Levent Nete Rikanın Beyninde

Levent Nete Rikanın BeynindeK İ T A P E L E Ş T İ R İ L E R İ Editör: A.Ömer TürkeşRika'nın Beyninde METE, LEVENT Fiyatı: 12,00 YTL %15 indirimli Pandora fiyatı: 10,20 YTL (10.200.000 TL) sepete ekle (stoktan teslim) Uzmanlık alanına giren “Şizofreni: En Uzak Ülke” (1998) ve “Depresyon: Hüzünden Melankoliye”(1999) kitaplarının ardından “Aşk Romanları Yazan Adam” (2000), “Terapi” (2002) ve “Büyücüler”(2003) romanlarını yayımlayan Levent Mete, edebiyatla ilişkisini “Rika’nın Beyninde” ile sürdürüyor. Her romanında farklı bir türü deniyor Levent Mete: Borges’in izini sürdüğü ve iç içe geçmiş romanlar biçiminde kurguladığı “Aşk Romanları Yazan Adam”da kurmacanın imkanlarını kullanmış, roman karakterleri, okuyucular ve yazarlar üzerine yaptığı -ince- psikolojik tahlilleri, kullandığı akıcı dili ve aksamayan temposu ile güzel bir roman çıkarmıştı ortaya. ”Terapi”, insan psikolojisinin derinliklerine doğru yapılacak bir yolculuğa hazırlananlar için vaatkar bir romandı. Taşralı dar gelirli bir ailenin büyük kente üniversite eğitimi için gelen güzel ve çekici kızının tüketim toplumunun nimetleriyle tetiklenen psikolojik sorunlarını ve kişilik yarılmasını anlatan gerilimli hikayesiyle, Chabrol’un “Zehirli Çiçek” filmini hatırlatıyordu. “Büyücüler”, fantastik kurgulu bir romandı, ama fantazyasını dağlarıyla, dağlarda yanan isyan ateşleriyle, isyancılarıyla, hainleriyle, iktidar sahipleriyle, işkencecileriyle, “gecenin gölgeleri”yle ve tartıştığı siyasi meselelerle kendi somut tarihimize bağlamıştı Mete. İktidar sahiplerinin imparatorluk ordusuna ve ölümcül kara büyüsüne karşı “İnsanlar Eşittir” kitaplarından yayılan isyan büyüsü ve kentleri tıka basa doldurup ovalara ve dağlara yayılmış dev bir sıradan insan... Devamı

18 10 2006

İnci Aral TAŞ VE TEN

‘hep 18 yaş yüreği taşıyoruz!’ İnci Aral’ın son romanı ''Ten ve Taş'' çıktı. Aral, kitabı için ''Hiçbir zaman suçlandığım gibi sadece kadınları yazmadım. Her zaman erkeklere ve kadınlara doğru bakmaya çalışarak kadını ve erkeği yazdım,'' diyor. TAKVİMLER ‘70’leri gösteriyor. Almanya’da heykel okuyan 20’li yaşlarında genç kadın Ulya ve Türkiye’den Almanya’ya sığınmacı olarak giden genç devrimci B.! Tutkulu bir aşk ve her şeyi göze alan bir evlilik. Çiftin ayrı ayrı da olsa Türkiye’ye dönmesi, bebeğin gelmesi ve erkeğin ‘bir şekilde’ kaybolması. Acılar, travmalar... Takvimler 2000’leri gösteriyor. Ulya çok ünlü bir sanatçı artık. Almanya’ya davet ediliyor. Gittiği yerde yine eski bir eylemci ama bu sefer ikinci darbenin eylemcilerinden Sina ile tanışıyor ve... İnci Aral ile yeni kitabı ''Taş ve Ten''i konuştuk. ''Taş ve Ten'', hiç ortak noktası olmayan iki öğe gibi gözüküyor. Siz nasıl bir ortak payda bulup kitaba bu ismi koydunuz? ''Taş ve Ten'' adı romanı yazmakta olduğum sürede ortaya çıktı. Birbirlerine çok zıt -biri çok sert, biri çok yumuşa - iki öğeyi bir araya getiren şey zaman oldu. Zamanın taş üzerindeki izlerinden, zamanın kendini taşa nasıl yazdığından yola çıkarak, tenin de o zamanı, o şekilde biriktirdiğini düşündüm. Bu noktada sertlik ya da yumuşaklık çok önemli değil. Yani zamanın biriktirdikleri -ister taş, ister ten üzerinde olsun- romanın ana temalarından biri. Yani zamana hiçbir şey karşı duramaz mı?O da var. Zamanın egemenliğinden söz ediyorum fakat unutmanın da olmadığını söylüyorum. Belki unutmak bizim kendimizi gereklilik nedeniyle inandırdığımız bir şey. Unutmak yok çünkü, taş da unutmuyor, ten de unutmuyor. Tende zamanın karnına alınabilecek olan her şey birikiyor. Acılar, sevinçler, mutluluklar... Baktığımız zaman bunlar sili... Devamı

18 10 2006

Necati Göksel ikinci romanı 2005 Kara Kadife / Necati Göksel / G

Necati Göksel ikinci romanı 2005 Kara Kadife / Necati Göksel / Grikedi Yayınları / 2005 / 288 sayfa. 16.06.20051 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 Asuman Kafaoğlu-Büke Yazın SanatıKara KadifeNecati Göksel ikinci romanı "Kara Kadife" de olayları "yakın zaman" ve "uzak zaman" diye ikiye ayırmış. Uzak zaman diliminde kahramanın ve yakın dostunun öğrencilik yılları anlatılmış. Yakın zamanda ise güçlü iki yetişkin adamın öğrencilik yıllarında kendilerine seçtikleri yolda nasıl ilerledikleri anlatılmış. "Aynı aşkta olduğu gibi edebiyatta da, insanların yaptığı garip seçimler bizi hayrete düşürür"André MauroisOkullar tatile girdiği için birkaç hafta boyunca özellikle gençlere yönelik kitapları tanıtmak istedim. Son zamanlarda lise öğrencilerinin ne tür kitaplara ilgi duyduğu tartışılan konuların başında geliyordu. Hepimiz André Maurois gibi, gençlerin Adolf Hitler'in "Kavgam" kitabını okumasına hayret ediyorduk. Öte yandan, ben de yirmili yaşlarımda merak edip okumuştum bu kitabı. Elimde tutarken garip bir tiksinti duyuyordum ama yüzbinlerce insanın neden etkilendiğini de anlamak istiyordum. Gerçi hiçbir zaman anlayamadım bunu. Böylesine sıradan yazılmış, hiç zekice olmayan argümanlarla sunulmuş tezlerden nasıl etkilenebilirdi bir insan? Sonunda bu dünya görüşünden etkilenenlerin bu kitabı okumamış olduklarına karar verdim. Hatta meraklı okurların bile benim gibi tamamını okumadan sıkılıp bıraktıklarından emindim. YİNE KLASİKLERYaz tatilinde hâlâ en iyi okumanın klasikler olduğunu düşünüyorum. Kışın derslerden ve işten dolayı okuma fırsatı bulunamayan edebiyat tarihinin başyapıtlarını ele almak için uzun yaz günleri ideal. Yayınevleri son zamanlarda yeni çeviriler ve çekici yeni boyutlarda baskılarla klasikleri tekrar gündeme getirdiler. Tabii bu kitapları okurken derslerin boğucu havasından kurtulup, ne kadar eğlenceli olduklarını fark ederek okumak gerekir. MACERA ROMANLARIMacera romanları özellikle gençlerin hoşuna giden bir tür olarak düşünül... Devamı

18 10 2006

'Yazabildiğim için yazıyorum'

'Yazabildiğim için yazıyorum'Mine SÖĞÜTGünümüzdeki pek çok edebiyat tutkununun yakından tanıdığı isimdir Mine Söğüt. Pek çok yazar/çizerle söyleşiler yapmıştır dergilerde. Gazetecilikten gelen donanımıyla da bu işte aranan isimlerdendir. Bu zamana kadar hep o sordu, karşısındaki yazar yanıtladı! Şimdi durum farklı. Yeni çıkan Kırmızı Zaman adlı ikinci romanından ötürü sorulan tarafa geçti. Mine Söğüt'le romanlarını konuşurken; biri biyografi (Adalet Cimcoz, Bir Yaşamöyküsü Denemesi), diğeri araştırma (Sevgili Doğan Kardeş) olan kitaplarına değindik; sözü yer yer de yazarlığına, günümüz edebiyatına getirdik Erdem ÖZTOP -Sevgili Mine Söğüt, söyleşimize ardışık birkaç soruyla başlayalım istiyorum. Latin Dili ve Edebiyatı mezunusunuz. 1990 yılında gazeteciliğe başlıyorsunuz. Temel bir soru ilki, Mine Söğüt neden/niçin yazıyor?- Bu benim için cevabı olan bir soru değil. Çünkü yazma eyleminin hayatımda neye karşılık geldiğini tam olarak bulabilmiş değilim. Daha doğrusu hayatımdan çıksa geriye nasıl bir boşluk kalacağını kestiremiyorum. Sanki bir şey olmazmış, hiçbir şey değişmezmiş gibi geliyor. Çünkü yazmadığım dönemlerde, ki yazmaya otuz yaşından sonra başladığım düşünülürse bu kısa bir süre değil, hayatımda büyük bir boşluk yoktu doğrusu. Yazmaya başladıktan sonra da büyük değişiklikler olmadı. Yazmak o güne kadar yaptığım tonla eylemin arasına usulca, kendiliğinden giriverdi, sanki doğduğumdan beri hayatımın bir parçasıymış gibi hiç yabancılık hissetmeden aralarına sızdı... İşte bu yüzden neden yazdığımı bilmiyorum. Bilmem gerektiğini de düşünmüyorum açıkçası... Yazabildiğim için yazıyorum, galiba hepsi bu...-Ne(ler) bekliyordunuz ilk başlarda yazmaktan? Örneğin salt kendiniz için mi yoksa hedef karşınızdakini etkilemek miydi?- Bir beklentim olamayacak kadar hazırlıksız girdim yazarlığa. "Öylesine, sadece keyif aldığınız için" yazdığınız zaman beklentiniz doğal olarak "keyifle" sınırlı kalıyor. Yaratıcılığın bağımlılık yapan zevk etkisi tartışılmaz. Kimsey... Devamı

18 10 2006

2005R Meltem Arıkan / Zaten Yoksunuz

Dergi 19.06.2005Ya gerçek, ya hiç! Meltem Arıkan son kitabı "Zaten Yoksunuz"la yine kadınların varoluş yolculuğunu sorguluyor. Yola çıkış noktası "Aşkta akıl var mıdır" sorusu. Çünkü ona göre aşk, akıl ve bedenle yaşanır. Bu yüzden "Var olmadığınız sürece, âşık da olamazsınız" diyor. Özlem Altunok Meltem Arıkan'ı, "Ve... Veya... Belki", "Evet... Ama... Sanki", "Kadın Bedenini Soyarsa" ve "Yeter Tenimi Acıtmayın" kitaplarıyla tanıyoruz. Son kitabının adı ise "Zaten Yoksunuz". Yazar, kitap isimlerinden de anlaşılacağı gibi evre evre "kadının varoluş yolculuğu"nu kışkırtıcı sorular sorarak anlatmaya çalıştığını söylüyor. "Zaten Yoksunuz"un sorusu ise "Aşkta akıl var mıdır?"... Meltem Arıkan'la kadın, erkek ve üçüncü cins hakkında konuştuk... -Sizi feminist olarak tanımlamak pek de doğru olmaz herhalde... Ortak noktalarım var, ama benim söylemim feministlerden biraz daha farklı. Kadınla erkeğin hukuksal alanda eşitliği tartışılamaz, ama kadın ve erkek farklıdır. Önemli olan iki cinsin farklılıklarını kabul edip bunlardan oluşabilecek keyfi ve hazzı yaşamalarıdır. -Beş kitabınızda da buluşulabilecek bir noktadan bahsediyorsunuz. Bunu sağlamak için yola çıkış gerekçeniz ne? İlk kitabımdan beri kadının varoluş yolculuğunu yazıyorum, çünkü ben de aynı yolculuğun içindeyim. Dünyanın durumu ortada ve ben bu dünyada yaşamaktan mutsuzum. Değişimin ancak kadınların değişimiyle olabileceğine inanıyorum. - Bu, nasıl bir değişim? Bir kere doğanın temeli dişidir, erkekler de mutasyona uğramış dişilerdir. Bu, bilimsel olarak kanıtlanmış, Avrupa'da genetik profesörlerinin son 5 yıldır çokça tartıştığı bir konu, ama Türkiye'den hiç ses çıkmıyor. -Neden sizce? Çünkü, eğer bu kabul edilirse; bilgi kadınlarda olacak, erkeklerle kadınların farklılıklarının altı çizilecek, erkeklere yüklenen bir sürü misyonun gerçek olmadığı ortaya çıkacak. Doğal olarak kabul etmiyorlar, çünkü erkekler de bedenlerine yabancılar. Halbuki bu bilgi tartışılırsa onlar da bedenleriyle daha özgür ... Devamı

18 10 2006

Mehmet Ünver, KIRMIZI FENER SOKAĞI

Mehmet Ünver,KIRMIZI FENER SOKAĞI ----------------------------------Işığın peşine düşenler Mehmet Ünver 'Kırmızı Fener Sokağı'nda, tanıdığımız ve yabancı olduğumuz yaşamları anlatıyor. Roman, türlü türlü yaşantıların kıyısında gezintiler vaat ediyor12/08/2005 (0 defa okundu) HANDE ŞARMAN (Arşivi)Mehmet Ünver,KIRMIZI FENER SOKAĞI Okuyanus Yayınları, 2005, 445 sayfa, 14 YTL. Kırmızı Fener Sokağı, Mehmet Ünver'in yeni romanı. Pus adlı romanı için Virgül dergisinde A. Ömer Türkeş şöyle demişti: "Modern hayatın mahrem alana hapsettiği cinselliğin köy yerindeki doğallığı, köy kurnazlığının köylüler arasındaki ilişkilerde acımasızlığa dönüşmesi, kadınların bastırılmışlığa karşı buldukları çareler, devlerin memurları aracılığıyla görünür hâle geldiği durumlardaki iktidar ilişkileri, dönemin zihin yapıları, bireysel ve toplumsal sorunlar..." Kırmızı Fener Sokağı için de benzer şeyler söylemek mümkün. Şöyle: "Modern hayatın mahrem alana hapsettiği cinselliğin bir Avrupa kentindeki doğallığı, köy kurnazlığının köylüler arasındaki ilişkilerde acımasızlığa dönüşmesi... kadınların bastırılmışlığa karşı buldukları çareler, devlerin memurları aracılığıyla görünür hâle geldiği durumlardaki iktidar ilişkileri, dönemin zihin yapıları, bireysel ve toplumsal sorunlar..." Hem tanıdık hem yabancı Bu benzerliğin sebebi Mehmet Ünver'in toplumsal sorunlara değinen bir yazar olarak, üçüncü kitabıyla artık tarzını ve duruşunu belirlemiş olması biraz da. Bu türden bir istikrarın ve üsluptaki devamlılığın başarısı belki de, Mehmet Ünver kitapçıdaki satış elemanlarının bile sevdiği bir yazar artık. Kırmızı Fener Sokağı'nda köy ve köylü figürlerine vurgunun şiddetli olmaması, biraz da roman karakterlerinin yurtdışında ve 'farklı' bir yaşam döngüsünün içinde var olmalarından. Yine de fonda yine birçok farklı müzik, birçok tondan renk gözlemlenebiliyor. Romanda isimlerine, simalarına aşina olduğumuz 'ablalar, bacılar, kardeşler, amcalar, dayılar, hemşehriler...' v... Devamı

18 10 2006

Mehmet Açar Hayatın Anlamı ya da Akhisarlı Hasan Tütün'ün Ma

Mehmet Açar Hayatın Anlamı ya da Akhisarlı Hasan Tütün'ün MaceralarHAYATIN ANLAMI YA DA AKHİSARLI HASAN TÜTÜN'ÜN MACERALARI , İthaki Yayınları, 2005, 360 sayfa, 15 YTL. Kitap 1998 yılında ilk öykü kitabı Anarşik Rehavet'i yayımlayan Açar, 2000iki yıl sonra Siyah Hatıralar Denizi romanıyla okur karşısına çıkmıştı. Aradan beş yıl geçti ve Açar suskunlukluğunu İthaki Yayınları'ndan çıkan 20005 Hayatın Anlamı ya da Akhisarlı Hasan Tütün'ün Maceraları'ylahayatın anlamının peşinde Mehmet Açar’ın ikinci romanı ''Hayatın Anlamı ya da Akhisarlı Hasan Tütüncüoğlu’nun Maceraları'', bu ay raflardaki yerini alacak. ''Hayatın Anlamı'' adlı kitaba ulaşmak isteyenlerin maceralarını anlatan romanda ''Don Kişot''a, ''Yüzüklerin Efendisi''ne, ''Kill Bill''e göndermeler, Zagor, Tommiks, Mister No ve Martin Mystere ile ilgili çözümlemeler var. SEMA ASLAN SİNEMA yazarı Mehmet Açar, ilk kitabı ''Siyah Hatıralar Denizi''nden uzunca bir süre sonra yeni romanı ''Hayatın Anlamı ya da Akhisarlı Hasan Tütüncüoğlu’nun Maceraları''nı yazdı. Bu ay raflardaki yerini alacak olan kitap, eğlenceli bir macera olmasının yanında, epey kafa karıştırıyor; hayatın anlamını arayan insanları, iyi güçlerle kötü güçlerin mücadelesini, dünya ile iletişim kurabilmek için gezegenimizin iki ışıklı kenti İstanbul ve New York’u seçmiş uzaylıları, uyku ile uyanıklık arasındaki hali, iktidar mücadelesini anlatıyor çünkü. Olaylar, 2003 yılı Aralık ayında gerçekleşiyor. Yani dünyanın enerji yüklü olduğu günlerde; kitapta da sözü edildiği gibi Satürn, 30 yıl sonra dünyaya ilk kez 2003’te çok fazla yaklaşmış. Açar da 2003’te dünya gündemini meşgul eden olayları romanda çokça kullanmış. Söyleşi sırasında ''Kafamı toplamam lazım'', ''Düşünmeliyim'', ''Anladım'' vs. ünlemlerini karşılık... Devamı

18 10 2006

2005R Aldanış, İnci Asena

İnci Asena Aldanış İnci Asena 1948’de İstanbul’da doğdu. Adam Yayınları’nın, Adam Sanat ve AdamÖykü dergilerinin kurucuları arasında yer aldı. Tramvay Döşeriz Ay Döşeriz(1993), Çıplak Bakamıyorum (1996), Tutamadığım Sözler (2000) adlı şiirkitapları vardır. Üç Gün Paris (1998), Amsterdam’dan (1999) adlı denemekitaplarının yanı sıra, Asena çok sayıda derlemeye imza attı: TürkYazınından Seçilmiş Aşk Şiirleri (1992), Türk Yazınından Seçilmiş Ayrılık,Özlem, Yalnızlık Şiirleri (1993), Dünya Yazınından Seçilmiş Mektuplar(1994), Yirminci Yüzyılda Yazınımıza Elverenler (2000). Aldanış, PenYazarlar Derneği üyesi İnci Asena’nın ilk romanıdır.Ölüm ayırdı Gönül ile Yavuz’u… Ama aslında çoktan ayrı düşmüşlerdi onlar. "Doğru" bir evlilikti görünüşte. Gönül doğru bir kadın, Yavuz doğru bir erkek… Ama sırlar vardı bu evliliğin temelinde… Yavuz’un ölümüne kadar gizli kalan sırlar… "Aldanış", işte tam bu noktada başlıyor. Bir kadının kocasının ölümünden sonra evliliğini, kocasını ve kendini keşfetmesine tanık ediyor bizi. "Gerçek nedir?" diye bir soru takılıyor kafamıza. "Birini gerçekten tanımak mümkün müdür?" En yakınımızda olanları bile es geçmek… Hepsinden önemlisi insanın kendini, kendi kişiliğini es geçmesi mümkün müdür?İnci Asena ilk romanında bir kadının ağzından hayata dair önemli sorular soruyor. Ama bunu yaparken, okuyucusunu kavramayı da ihmal etmiyor. Romanın kahramanı Gönül okuyucunun bir parçası oluyor ister istemez. Okuyucu ile Gönül bir oluyor. Bir kadını ya da kendinizi ya da insanı keşfetmek için okunması gereken kitaplardan biri "Aldanış".İnci Asenaİnci Asena 1948’de İstanbul’da doğdu. Adam Yayınları’nın, Adam Sanat ve AdamÖykü dergilerinin kurucuları arasında yer aldı. Tramvay Döşeriz Ay Döşeriz(1993), Çıplak Bakamıyorum (1996), Tutamadığım Sözler (2000) adlı şiirkitapları vardır. Üç Gün Paris (1998), Amsterdam&#... Devamı

18 10 2006

Evin İlyasoğlu Teodora'nın Düşmanları adlı ilk romanında Cum

Evin İlyasoğlu Teodora'nın Düşmanları adlı ilk romanında Cumhuriyet 08.06.2005Evin İlyasoğlu 'Teodora'nın Düşmanları' adlı ilk romanında eski Arnavutköy'ü ve insanlarını anlatıyor Düş dünyasına yolculuk Çocukluğu Arnavutköy'de geçen Evin İlyasoğlu, ilk romanı Teodora'nın Düşmanları'nda çocukluk anılarından ve büyüklerinden dinlediklerinden yararlandığını söylüyor. Roman, Arnavutköy'de bir konakta kâhya olarak çalışan Rum Teodora'nın düşleri, eski Arnavutköy ve oradaki insan ilişkileri üzerine kurulu. AYÇA TEZER 'Yirmibeş Türk Bestecisi', 'Müziğin Kanatlarında Söyleşiler', 'İlhan Usmanbaş'a Armağan', 'Zaman İçinde Müzik', 'Cemal Reşit Rey', Galatasaraylı Besteciler', 'Çağdaş Türk Bestecileri', 'Zehra'nın Öyküsü', 'Necil Kazım Akses', 'Ayla'yı Dinler misiniz?' adlı müzik ve müzikçiler üzerine kitaplarıyla tanıdığımız Evin İlyasoğlu şimdi bir romanla karşımızda: 'Teodora'nın Düşmanları' . Remzi Kitabevi'nden çıkan ve kısa süre önce ikinci baskısı yapılan kitapta Arnavutköy'de bir konakta kâhya olarak çalışan Rum Teodora 'nın düşleri, eski Arnavutköy ve oradaki insan ilişkileri anlatılıyor. Teodora gerçek bir karakter - Şimdiye kadar hep müzikle ilgili kitaplar yazdınız. Bu kez neden roman? EVİN İLYASOĞLU - Aslında 'Ayla'yı Dinler misiniz?' de bir romandı. Ayla Erduran her ne kadar beni denetliyorsa da bir yerden sonra deneme yapabilmem için çok rahat bir ortam vardı. Bunun en zor yanıysa yazarken birine karşı sorumluluk duymaktı. Hep müzik ve müzik insanlarıyla ilgili ve sorumluluk isteyen kitaplar yazdığım için birdenbire müziğin dışına çıkmak, başkasına sorumlu olmamak bana birazcık özgürlük yaşattı. Bu da benim için kanatlanıp uçmak gibi çok keyifli oldu. - Romanınızda eski Arnavutköy'ü ve insanlarını anlatıyorsunuz. Bu konuyu seçmenizde eski Arnavutköylü olmanızın bir etkisi oldu mu? İLYASOĞLU - Bu r... Devamı

18 10 2006

Coşkun Büktel Fiyasko, Çitlembik Yayınevi, 2005, 196 sayfa, 4.9

Coşkun Büktel Fiyasko, Çitlembik Yayınevi, 2005, 196 sayfa, 4.9 YTL. Kitap Neşeli bir 'fiyasko' İntihar etmek isteyen bir adamın yanlış telefona cevap vermesiyle başlayan 'Fiyasko', zekice kurulmuş, sürprizlerle dolu bir hikâye 2005-06-10 (1 defa okundu) SEVİN OKYAY (Arşivi)• FİYASKO Coşkun Büktel, Çitlembik Yayınevi, 2005, 196 sayfa, 4.9 YTL. Coşkun Büktel'in aynı adlı senaryosundan yola çıkarak yazdığı Fiyasko, yazarın yedinci kitabı ve ilk romanı. Doğrusu, ciddi, hatta 'sivri dilli' şahıs ve 'ters adam' Büktel'den umulmayacak kadar eğlenceli bir kitap. Gerçi, 'Hamdi Mümkün' senaryosuna ilişkin olarak yaptığı bir söyleşide dediği gibi, gene toplumsal eleştiri içeriyor ama, genel olarak mizah yanı güçlü, karakterleri de çok eğlenceli. Büktel, 'Hamdi Mümkün'den söz ederken, "....fantezi, benim için, gerçeğin hizmetinde bir araçtır. Ben gerçeği fantastik ve eğlenceli bir hikâyenin aracılığıyla anlatıyorum," demişti. Bu sefer de gerçeği, polisiye ve eğlenceli bir hikâye aracılığıyla anlatıyor. Egzotik bir dil! Son aylardaki kaliteli kitaplarıyla dikkati çeken Çitlembik Yayınları'ndan çıkan Fiyasko'da "Her şey, intihar etmek isteyen bir adamın 'yanlış numaraya' cevap vermesiyle" başlıyor. Mesut, bir Dışişleri Bakanlığı tercümanı. Pek az bildiği egzotik bir dilin konuşulduğu, dünyanın ta öbür ucundaki bir ülkenin başbakanı ülkemizi ziyarete gelince, maalesef Bakanlık'ta bu dili şu ya da bu ölçüde bilen tek kişi olduğu için, tercümanlık görevi ona düşer. Bizim başbakanın uzun cümlelerini çeviremeyip durumu idare etmeye çalışan Mesut sonunda iyice çuvallar. Uyduruk tercüme sonucu, yabancı başbakan, yerli başbakana bir tokat atar, o da ona bir kafa indirir ve kıyamet kopar. Keşmekeş arasında, Mesut "başında art arda gelen şiddetli darbeler hissetti. Sırtına binerek kendini iki büklüm eden ve başına ağrılar veren kişinin kimliğini belirlemek için, dönüp yan duvardaki geniş aynaya baktığınd... Devamı

18 10 2006

'Ateşin içinde kuğular yüzüyordu'

21.07.20051 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 Burhan Günel "Ateş ve Kuğu" ile Yunus Nadi Roman Ödülü'nü almıştı'Ateşin içinde kuğular yüzüyordu'Burhan Günel, Ateş ve Kuğu romanında olayın gereksindirdiği gizemsel bir yaklaşımla ''ateşi seçtiğini'' göndergesel ve yan anlamlarıyla çeşitli durumlara yaslayarak vurgular. Sivas toplu yakımını (kıyımını) konu alan Ateş ve Kuğu romanından önce de Burhan Günel 'Ateşi Seçtim' (1993) öykü kitabıyla ateş eğretilemesini gündemine almıştı. Vedat YAZICISÖZVARLIĞINDA ATEŞAteş, göndergesel anlamıyla yanıcı cisimlerin tanışmasıyla beliren ısı ve ışık, od. Yan anlamları: Tutuşmuş olan cisim; ısıtma ya da pişirme için kullanılan yer ya da araç; patlayıcı silahların atılması. Değişmeceli anlamı: Tehlike, felaket. Ateş sözcüğünün kırka yakın deyimsel anlamı var (TCDD, Türkçe Sözlük). Birçok atasözünde de ateş yer edinmiş.Bir folklor öğesi, bir kuttören (ritüel) olarak ateş, eski Türklerde, Şamanlıkta Tanrı Ülgen tarafından getirilmiş aile ocağı simgesi; her türlü kötülüğü ve pisliği temizler, kötü ruhları kovar. Törenlerin tümünde ateş vardır. Ateş üzerinden atlayanın birden hastalıktan arınacağına inanılır.Divan yazınında evreni oluşturan dört öğeden biri: Ateş. Rengi, parlaklığıyla güle, şaraba, sevgilinin yanağına benzetilir; yakıcılığıyla cehennemdir. Işığın gönlü ateştir.Yandıktan sonra küllerinden oluşan kaknus, ateşte yaşayan semender, yazınsal izlekler arasında çok işlenen örgelerdir.Şiddetli bir değişim etkeni ve biraz da rastlantısal bir öğe olan ateş, devinim ve süre anlamında simgesel ve fiziksel değerler de içerir. (Büyük Larus).BURHAN GÜNEL'DE ATEŞ ÖĞESİBurhan Günel, Ateş ve Kuğu romanında olayın gereksindirdiği gizemsel bir yaklaşımla ''ateşi seçtiğini'' göndergesel ve yan anlamlarıyla çeşitli durumlara yaslayarak vurgular. Sivas toplu yakımını (kıyımını) konu alan Ateş ve Kuğu romanından önce de Burhan Günel 'Ateşi Seçtim' (1... Devamı

18 10 2006

Aras Ören Özel Bir Sürgün/ Aras Ören/ Dünya Kitapları/ Ekim 2004

Aras Ören Özel Bir Sürgün/ Aras Ören/ Dünya Kitapları/ Ekim 2004/ 118 s.16.06.20051 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 Aras Ören'den 'Özel Bir Sürgün''Benim dilim, Berlin Türkçesi'Aras Ören, kendi yapıtlarından yola çıkarak yazmış 'Özel Bir Sürgün'ü. Kitapta bir yazarın kendi izini sürmesine, kendi kendinin peşine takılmasına, kendi dünyasına sokulmasına tanık oluyor okur.Gültekin Emre 1969'dan beri Berlin'de yaşayan yazar Aras Ören'in kendi yapıtlarından yola çıkarak, yazdıklarına yansıyan kendisinden demek daha doğru, kendini anlattığı kitabı Özel Bir Sürgün. Bu özel kitapta bir yazarın kendi izini sürmesine, kendi kendinin peşine takılmasına, kendi dünyasına sokulmasına.. tanık oluyoruz. Yapıtlarına yansıyan kendi yazma zamanında poetik bir yolculuğa çıkarıyor okuru Aras Ören. Yayımladığı onca şiir, öykü, roman ve anlatıdan süzülerek oluşturulan kitapta "Hayal Gücü ve Zaman"ın izleri üstünde kayıp gideni, yazarın içinde yaşadığı kente bakışı, kentle bütünlenişi izliyor. Dört bölümden oluşan bu özgün kitapta Aras Ören'in zamanla, yaratıcılığıyla ve kendisiyle oluşturduğu üçgenin sınırlarını nasıl genişlettiğine de tanık oluyoruz burada. "Şehir ve Ben"de yazarla kent arasındaki sıkı bağın boyutunu tüm derinliği ve içtenliğiyle bulmak ve okumak bizi farklı yerlere demeyeyim ama, Aras Ören'in dünyasına götürüyor. "Bir Metropol Etnoloji Müzesi Değildir"de de metropol yaşamına yazarı gözüyle yaklaşıyor okur da. Kitabın son bölümünde Alman yazar Peter Schneider'in burslu olarak İstanbul'a gelişiyle başlayan ve Amerika'ya gidişiyle süren mektuplaşmalarının bir dökümü yer alıyor. Yani Özel Bir Sürgün'de Aras Ören, kalemini kendine çeviriyor. Şöyle de söylenebilir, aynayı yazdıklarına ve yazdıklarına yansıyan kendine tutuyor. Yazdıklarıyla yüzleşe yüzleşe hem geçmişteki kendine yaklaşıyor hem de bugüne nasıl geldiğini, hangi basamakları tırmandığını gözümüzün önüne seriyor. Böylece kendin... Devamı

18 10 2006

Hamdi Koç İyi Dilekler Ülkesi

DİLEKLER ÜLKESİ Anadolu sendromu Hamdi Koç, 'İyi Dilekler Ülkesi'nde bir gencin maceraları eşliğinde memleketin son elli yılının insanlar üzerinde yaptığı tahribatı sergilemiş 2005-01-28 (177 defa okundu) A. ÖMER TÜRKEŞ (Arşivi)• İYİ DİLEKLER ÜLKESİ Hamdi Koç, İş Bankası Kültür Yayınları, 2005, 405 sayfa, 18 milyon lira/ 18 YTL. Bundan önceki iki romanında kadın erkek ilişkilerine, aşk ve cinselliğe yer vermiş, böylelikle çok satarlar kulvarına girmişti Hamdi Koç. Biraz da bu nedenle, onun Çiçeklerin Tanrısı romanı için yazdığım eleştiri yazısını 'Yeni Amerikan Sinema Topluluğu'nun 68'lerde kaleme alınan manifestosundan bir alıntı ile bitirirken, manifestonun içeriğinin günümüz edebiyatı için de geçerli olduğunu eklemiştim. Şöyle diyorlardı topluluk üyeleri: "Ortak bir duygu, ortak bir öfke ve benzer bir sabırsızlık bizi kendi aramızda birleştiriyor ve bizi aynı zamanda bütün 'Yeni Sinema' hareketleriyle birleştiriyor. Onlar gibi biz de artık yaşam ve sanatlar konusundaki büyük yalandan bıktık. Onlar gibi biz de yalnız 'Yeni Sinema'dan değil, aynı zamanda 'Yeni İnsan'dan yanayız... Artık cilalı ve sahte filmler istemiyoruz, kaba ama canlı filmleri yeğliyoruz; gül suyuna batırılmış filmleri istemiyoruz artık; istediğimiz kan rengi filmlerdir." "Madem ki kan rengi filmler/romanlar istiyorsunuz, alın size kanlı bir hikâye" demiş sanki ve yeni romanı İyi Dilekler Ülkesi'nde, bir gün ansızın sıyırarak(!) kendisini 'yaşayan tek serbest adam', serbestliği ise adam öldürme serbestliği sanan bir gencin maceralarını anlatmak için yola çıkıp memleketin son elli yılının insanlar üzerinde yaptığı tahribatı sergilemiş Hamdi Koç. Bu maceradaki hiç bir şey 'serbest' değil; kahramanı Can'ın patlayan öfkesi Türkiye'nin 60'lardan başlayıp günümüze kadar uzanan toplumsal tarihiyle, o tarihin yarattığı sorunlarla sıkı sıkıya ilişkili. Zaten romanın önemi tam da kahramanının bireysel şiddete savrulmasın... Devamı

18 10 2006

Barış Müstecaplıoğlu, Tanrıların Alfabesi

Barış Müstecaplıoğlu, Tanrıların Alfabesi ---------------------------------------------- Perg Efsaneleri IV --------------------Yayıma Hazırlayan: Emine BoraKapak İllüstrasyonu: Deniz Erbaş Kitabın Baskıları:İlk Basım: Şubat 2005 Barış Müstecaplıoğlu, 1977'de Kocaeli'nin İzmit ilçesinde doğdu. Yükseköğrenimini Boğaziçi Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü'nde tamamladı. İlk hikâyeleri Yaşasın Edebiyat (Kasım 1998), Varlık (Haziran 2000) ve Bizler (Eylül 2000) dergilerinde yayımlandı. 1995'te İstek Vakfı Mezunları İffet Esen Öykü Ödülü'nü kazandı. Yazar şu aralar Bilgi Üniversitesi'nden çizer Deniz Erbaş'la birlikte Perg Diyarı'nı görselleştirecek bir albüm üzerinde çalışmaktadır. Metis Yayınları'ndaki kitapları Korkak ve Canavar, 2002Merderan'ın Sırrı, 2002Bataklık Ülke, 2004Tanrıların Alfabesi, 2005Yazarla Söyleşiler "Fantastik romana yerli kan"Sema Uludağ, Radikal, 26 Mart 2002 Barış Müstecaplıoğlu Tanrıların Alfabesi Perg Efsaneleri IV Yayıma Hazırlayan: Emine BoraKapak İllüstrasyonu: Deniz Erbaş Kitabın Baskıları:İlk Basım: Şubat 2005 Her yolculuğun bir sonu vardır. Her mutluluğun ve her acının bir sonu olduğu gibi.Perg Efsaneleri'nin bu son cildinde Leofold, Guorin, Nume ve Nela'nın yolculukları da onlara hem çok tanıdık hem de çok yabancı olan topraklarda son buluyor. Kendileri ve sevdikleri hakkında tüm sırları öğrenecekleri Dernat'ta, kahramanlarımızı yine pek çok sürpriz bekliyor. Ve bir maceradan çok daha fazlası...Farklı kimliklerle karşımıza çıkan eski dostlar, asırlık gizemler, katledilmiş tanrılar, buzla kaplı ovalar, görkemli meydan savaşları ve kendini bulan kahramanlar.Belki her yolculuğun bir sonu vardır ama yaşadıklarımız ve öğrendiklerimiz bize kalır. Perg Efsaneleri, önyargılar ve vazgeçmemek hakkında çarpıcı bir anlatı. OKUMA PARÇASI Giriş, s. 11-14BİLGE KARTAL... GÖKLERİN KRALI... ULU SRENAH...NE DE ÇOK, NE DE TUMTURAKLI İSMİM VAR BENİM BÖYLE! İNSANLAR VE PROMLAR PERG'İN DÖRT KÖŞESİNDE... Devamı

18 10 2006

Aslı Biçen, Elime Tutun

Aslı Biçen, Elime Tutun, 2005Aslı Biçen 1970'te Bursa'da doğdu. Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu. Kitap çevirmenliği yaparak geçiniyor. Dickens, Faulkner, Cortazar, Fuentes, Rushdie, Djuna Barnes, John Barth, Durrell, Arthur Phillips, A. L. Kennedy, Wallace Stevens, Ariel Dorfman gibi yazarları çevirdi. Elime Tutun ilk anlatısı, 1995 yılında yazıldı, 10 yıl sonra okurla buluşuyor. Şu sıralarda, yoğun çeviri çalışmalarından vakit bulabildiği zamanlarda bir roman yazıyor. Elime Tutun Yayıma Hazırlayan: Tuncay BirkanKapak Tasarımı: Emine Bora Kitabın Baskıları:İlk Basım: Şubat 2005 Çevirmen Aslı Biçen’in yazıldıktan on yıl sonra okurla buluşan ilk kitabı.Delilik, cinselliksizlik, dilsizlik ve bellek temaları etrafında gelişen kısa ama son derece yoğun bir anlatı Elime Tutun. Cinselliğini yitirmiş bir adamla dilini yavaş yavaş kaybedip deliliğe sürüklenen bir kadının "imkânsız" ilişkisini, belleğin soluk, çarpıtıcı ve dönüştürücü aynasındaki yansımaları üzerinden anlatan güçlü bir şiir-metin."İmgeleri soğutup bayatlamalarını engelleyen bir buzdolabı gibi kullanırdık oyunları. Gülmezdin oynarken ama seni çok rahatlatırdı. Neden? Belki de hiçbir şey sana gerçek anlamda rahatlık veremediğinden bu tür oyunlarla içini dindirmek isterdin. Şahsi olmayan her konuda canlanırdı dilin. Anlık bir huzur, bir bardak suyun izlediği yoldaki serinlik kadar, görmek istemediğin kaçınılmaz bir şey karşısında bir an gözlerini kapamak kadar, şöyle bir yüzüp gelmek kadar..." OKUMA PARÇASI Açılış bölümü, s. 5-7Elimi tut, elime tutun, elimden tut, elimde tutkun. Eski bir oyun, belki de karşı sedire vuran güneşin açısı bir an zihnimin ulaşılabilir bir yerine getiriyor onu. Kelimelerle düşünülmez gerçi. Ama kendi kendine konuşuyorsan o zaman başka. Her mübalağa mübahtır o zaman, bütün süsler, bütün gülünçlükler, bütün duygusallıklar, bir ismin bütün takıları. Her sabah bir vapura binip karşı kıyıya geçerken, her akşam bir vapura binip öbür kıyıya dönerken. ... Devamı

18 10 2006

Ayşe Kulin BİR GÜN Everest Yayınları, 2005, 208 sayfa, 10 YTL.

Ayşe Kulin BİR GÜN Everest Yayınları, 2005, 208 sayfa, 10 YTL. Ayşe Kulin, ikinci romanı Adı: Aylin'le (1997) girmişti çok satanlar listelerine. Ancak sonraki romanlarında çok satarlığın teammüllerine uygun 'hafif' konularla yetinmediği gibi medyatik bir görünüm de sergilemedi. Sevdalinka'da (1999) Bosna dramını, Köprü'de (2001) Anadolu'nun geri kalmışlığını, Nefes Nefese'de (2002) İkinci Dünya savaşı yıllarını, Gece Sesleri'nde (2003) -27 Mayıs'tan 12 Eylül'e- yakın tarihin önemli siyasi olaylarını hikâyeleştiren Ayşe Kulin, iki kadının bir hapishane odasında bir gün boyunca sürdürdürdükleri diyaloglar tarzında kurguladığı son romanı Bir Gün'de de, son yirmi beş yıla damgasını vuran toplumsal meseleleri tartışıyor. Romanın merkezinde iki kadın var; Nevra Tuna, "kendi hataları yüzünden önce kocasını, sonra gül gibi işini, daha sonra da çocuğunu kaybeden bir budala" olarak görüyor kendisini; o, hiçbir şeyin sonunu getirememekten, kaybetmekten bıkkın bir gazeteci. Röportaj yapmak istediği Zelha Bora ise, "kiminin gözünde terörist, kiminin indinde azize olan" Doğulu bir köylü kızı; hapse giren kocasının yerine milletvekili seçilmiş, sonra o da tutuklanmış, yıllarca hapiste kalmış, 'durumdan vazife çıkaran' kimileri tarafından son yıllarda siyasi hayatın parlak yıldızı hâline getirilmiş... Şimdiye dek kimsenin konuşma şansı bulamadığı Zelha Bora ile yapacağı röportajı kariyeri açısından çok önemseyen Nevra Tuna ile kendisini davasına adamış bu Kürt kadını arasında 40'lı yaşlarda olmaları dışında ilk bakışta hiçbir ortak yan yok gibidir. Nitekim daha ilk soruda taraflar bir çatışmaya girişecekler, gazetecinin ön yargılı olduğunu düşünen Zelha Bora, hücresine doğru hareketlenecek, hikâyenin can alıcı süprizi de Nevra Tuna'nın ağzından tam bu anda fısıldanacaktır kulağımıza; "Gitme Zelo, lütfen gitme!" Ağır sorunlar hafif çözümler Asıl hikâye Nevra Tuna ve Zelha Bora'nın çocukluk arkadaşı olduklarını öğrendiği... Devamı

18 10 2006

Aynur Kulak Günlerden Bir Gün 2004 yılı İnkılap Kitabevi roman y

Aynur Kulak Günlerden Bir Gün 2004 yılı İnkılap Kitabevi roman yarışmasında mansiyon ödülü K İ T A P E L E Ş T İ R İ L E R İ Editör: A.Ömer TürkeşGünlerden Bir Gün Kulak, Aynur Fiyatı: 7,00 YTL %20 indirimli Pandora fiyatı: 5,60 YTL (5.600.000 TL) sepete ekle (stoktan teslim) Aynur Kulak, ilk romanı “Günlerden Bir Gün” ile 2004 yılı İnkılap Kitabevi roman yarışmasında mansiyon ödülüne değer görülmüştü. Yazar, kısa bir zaman aralığına -30 Aralık’la 9 Ocak tarihleri arasına- sığdırdığı yüz elli sekiz sayfalık hikayesinde, yazar iki Mehmet’in trajedisini set bir dille anlatırken zaman zaman “underground”un sınırlarını zorlamış. Kader bağlayınca30 Aralık gece yarısı Mehmet’lerin evlerini ziyaret ederek başlıyoruz romana. Mehmetlerden ilki otuz beş yaşlarında bir mimar; “saçlar seyrek, alnı biraz açık, gözleri koyu yeşil, burnu biraz kemerli, burun delikleri biraz geniş, dişleri düzgün, dudakları her kadının ve erkeğin ilgisini çekecek kadar dolgun, çenesi üçgen”. Annesinin ölümüyle beraber her şey altüst olmuş hayatında. Çok sevdiği karısının ölümüne dayanamayan babasıyla birlikte Ankara’yı terk etmiş, Ankara’nın aynılığını taşımamak için İstanbul’a gelince babasından ayrı bir eve taşınmış. Önce farklı gelecektir Mehmet’e İstanbul; “Ankara’daki gibi kuru, mat ve silik değildi hiçbir şey. Alabildiğine hareketliydi. Canlıydı. Renkliydi. Masmaviydi çevresi. Deniz her an kıpır kıpır. İnsanlar nefes nefeseydi”. Ancak şehrin gerçeği Mehmet’in yüzüne çok geç olmadan tokat gibi çarpacak, ekonomik krizle birlikte Mehmet’in hayatı bir gecede değişecek, fırsatlar şehri İstanbul bir günde sadece Mehmet için değil, herkes için kabuslar şehri olacaktır. Son bir yılını iş arayarak, her seferinde büyük umutlarla iş görüşmelerine giderek, hayatının akışını değiştirecek haberler bekleyip geleceğe dair planlar y... Devamı

18 10 2006

Armağan Tunaboylu, Resim Cinayetleri

Armağan Tunaboylu, Resim Cinayetleri---------------------------------------------- Neşeli polisiyeler Armağan Tunaboylu'nun Bir Metin Çakır Polisiyesi, 'Resim Cinayetleri'yle devam ediyor. Metin Çakır'ı tanıyorsunuz: Başı beladan kurtulmayan ama her sorunu da kendi yöntemleriyle çözen bir pezevenk 2005-04-15 (137 defa okundu) A. ÖMER TÜRKEŞ (Arşivi)• RESİM CİNAYETLERİ Armağan Tunaboylu, Oğlak Yayınları, 2005, 342 sayfa, 13 YTL. 2000 yılından bu yana yükselişe geçen polisiye yazımı 2005 yılında da hız kaybetmedi. Yılın ilk üç ayında doğrudan polisiye tür içinde değerlendirilecek on roman okuduk; bunlardan iki tanesi de Armağan Tunaboylu'nun kaleminden çıkan Metin Çakır serüvenleriydi. Anlayacağınız, Cingöz Recai, Yılmaz Ali, Murat Davman, yenilerden Remzi İnanç gibi yerli polisiye roman kahramanları arasına bir de Metin Çakır eklenmişti. Her ne kadar ilk kötü kahraman tipi değilse de, polisiye tarihimizin en tuhaf çözümleyici tipi olduğuna hiç şüphe yok. O, ne bir özel dedektif ne de resmi bir görevli. 'Kahramanımız', yani Metin Çakır, katilleri, kendi başını kurtarmak için kovalayan -ayıptır söylemesi- yorgun bir pezevenk!.. Kahramandan anti-kahramana Yazıya 80'lerde sarf edilmiş şu sözleri tekrarlayarak başlamak istiyorum; "Polisiye roman öldü, ama kendisi bilmiyor, ya da bilmiyor gibi yapıyor. Hâlâ kımıldıyor, bu kesin ve kimi zaman da pek güzel dikelmeleri oluyor, sendeliyor, bir yere çarpıyor; bu, uzun süreli yapay solunumla yaratılan ve bilimin onunla ilgili olarak henüz son sözünü söylemediği bir zombi!" Bu karamsar iddiaya göre, Agatha Christie'nin Hercules Poirot, Raymond Chandler'in Phillip Marlowe ve George Simenon'un Komiser Maigret tiplemeleri, kendilerinden sonraki tüm polisiye roman kahramanlarını etkileyecek bir dedektif üçlemesiydi ki, polisiye tür artık yeni türler dünyaya getirmek yeteneğinden yoksundu. Bundan böyle kendini bir yandan yeni basımlar, bir yandan da iç düzenlemeler yoluyla ortaya k... Devamı

18 10 2006

Bir Garip Cindi Zümrüdüanka

Bir Garip Cindi Zümrüdüanka TEOMAN, ALİ Fiyatı: 7,00 YTL %15 indirimli Pandora fiyatı: 5,95 YTL (5.950.000 TL) sepete ekle (stoktan teslim) Ali Teoman, 1962 İstanbul doğumlu. Alman lisesini bitirdikten sonra, yüksek öğrenimini İTÜ Mimarlık Fakültesi’nde tamamlamış, ardından Sorbonne Üniversitesi Plastik Sanatlar Fakültesi’ni bitirmiş. 1993’den beri İTÜ’de İngilizce okutmanı olarak çalışıyor. Edebiyata hikayeleriyle başlayan Ali Teoman, bu hikayelerini ilk iki kitabı olan “İnsansız konağın İkonu”(1993) ve “Pervaneler”de(1999) toplamış, ilk romanı “Uykuda Çocuk Ölümleri”ni ise 2003’te yayımlamıştı. “Bir Garip Cindi Zümrüdüanka” Teoman’ın ikinci romanı. Güncel ve EvrenselHikayelerinde ve ilk romanında kelimelerle oynayan, kendine özgü bir üslup arayan, anlatısını bilgi, algı, zaman gibi kavramlar etrafında oluşturan Ali Teoman, okuyucu düşünmeye, çözümlemeye ve anlamaya çalışmaya iten metinler üretmişti. “Bir Garip Cindi Zümrüdüanka”da ise bambaşka bir Ali Teoman çıkıyor karşımıza. Elbette kelimeleri yine özenle seçmiş, dile özen göstermiş, romanını yine çok katmanlı kurgulamış. Ancak bu kez romanın son yirmi yılın güncel toplumsal yaşantısına dayalı hikayesi daha fazla öne çıkmış; “Bir Garip Cindi Zümrüdüanka” acıları belleklerimizde hala tazeliğini koruyan bir dizi siyasal, ekonomik ve toplumsal mesele üzerinde yükselen bir trajedi. Olup bitenleri arkadaşlarının Smayıl, sevdiklerinin Zmayli diye çağırdıkları İsmail’in ağzından dinliyoruz. İsmail’in, can dostu Hamza’nın ve her ikisinin de gizliden gizliye aşık oldukları genç bir kadının; İsmail’in Zümrüdüanka’sının hikayesi bu.… Aslında anlatmaya çocukluklarından başlıyor İsmail. 80 öncesinde dar gelirli insanların yaşadıkları bir mahallede adım atılan ilk gençlik yılları, ilk aşkla... Devamı

18 10 2006

Zülal Kalkandelen'le 'Utanmış Sessizlik'i konuştuk

Zülal Kalkandelen'le 'Utanmış Sessizlik'i konuştuk'Sıradan insanların sıra dışı öyküleri'Hem bir ilişki içindeki iki tarafın farklılığının altını çiziyor hem de Amerikan toplumundaki aşırı bireyciliğe ve onun getirdiği sonuçlara, özellikle ''yabancılaşmaya'' dikkat çekiyor Zülal Kalkandelen... Katmanlı bir okumaya olanak tanıyan bir roman 'Utanmış Sessizlik'. Şüphe, sorgu sual, aşk, yalnızlık, korkular, tavizler, bedeller, toplum, düşlerimiz, meydan savaşı, ayrışma iç içe. Les heures bleues... Mavi saatler... Mekân mucizeler, dramlar ve illüzyonlar kenti New York.. Bir cinayetle başlıyor roman. Kalkandelen'le romanını konuştuk.Gamze AKDEMİRNew York fonunda, ölü striptizci Anita-Milo-Penda hattında gelişen bir roman Zülal Kalkandelen imzalı 'Utanmış Sessizlik' (Remzi Kitabevi). Fakat daha çok iki kişi, Milo-Penda arasındaki gerilimli ilişki mercek altında. Hızla tüketişin, yüzeyselliğin, ve sevgiden kaçışın sembolü, etrafındaki her şeyi son hızla tüketirken aslında kendi tükenen bir adama (Milo) olan aşkıyla debelenen 40 yaşındaki kadınlık (Penda)... Öte yandan giderek yalnızlaşan bireylerin içinde esen fırtınaların duyurulduğu sözcüklerin ve derinliklerin ortaya çıktığı bir arenada 'insan'. Hem bir ilişki içindeki iki tarafın farklılığının altını çiziyor hem de Amerikan toplumundaki aşırı bireyciliğe ve onun getirdiği sonuçlara, özellikle ''yabancılaşmaya'' dikkat çekiyor Zülal Kalkandelen... Katmanlı bir okumaya olanak tanıyan bir roman 'Utanmış Sessizlik'. Şüphe, sorgu sual, aşk, yalnızlık, korkular, tavizler, bedeller, toplum, düşlerimiz, meydan savaşı, ayrışma iç içe. Les heures bleues... Mavi saatler... Mekân mucizeler, dramlar ve illüzyonlar kenti New York.. Bir cinayetle başlıyor roman, bir kadın öldürülüyor New York'ta ve utanıyor tüketen sessizlik. Sayısız kez yazıldı New York kuşkusuz ama böylesi değil. Kalkandelen, kalemini New York vizöründen gözlemlerine ve düş g... Devamı

18 10 2006

Düşmüş Erkekler MasalıDüşmüş Erkekler Masalı

Düşmüş Erkekler MasalıYılmaz ÇONGARRıza Kıraç'ın, "Düşmüş Erkekler Masalı" adlı romanı beş bölümden oluşuyor. Her bölüm, ayrıca kısımlara ayrılmış. Konu bakımından kısımlar birbiriyle ilişkili, ama bu ilişkiler dehlizin sonunda bir görünüp bir yiten ölgün ışık gibi. Okur, sayfalar arasında ilerlerken, belirsizlik, gizemler, geçmişi, geleceği bir an önce öğrenme isteği ile yapıtı elinden bırakamıyor.Ayrıca, başlangıçta tek sayfanın ortasına yazılan "uzaklardaki dostlara..." sözüyle yapılan gönderme çok içten ve anlamlı. Sıkıldığımızda, yalnızlığımızı duyumsadığımızda, aradığımız, özlediğimiz uzaklardaki dostlarımız değil midir?Bunu izleyen ikinci sayfadaki, Vladimir Nabokov, Hasan Ali Toptaş ve Michael Cunningham'dan yapılan alıntılar, yapıtı yeni okumaya başlayan kişiyi içerik hakkında belli bir düşünceye yöneltmek ve yazınsal bir duygusallığa hazırlamak bakımından çok yararlı olmuştur.- Ona tabancamı verdim.- Ne yapacağım bunu? diye sordu saf saf.- Ölmek istemiyor muydun?- İstiyorum, dedi.- Git, yan odada yap ne yapacaksan.Roman bu konuşmayla başlıyor. Yapıtın baş kişisi tabancayı alır, yandaki odaya geçer, yatağa yatar, namluyu başına dayar ve tetiği çeker. Silah ateş almaz, mermi sıkışmıştır. Bu denli ölümü istemenin elbet önemli bir nedeni vardır. Okur, telaşla, hızla satırları yutar, sayfaları çevirir, fakat aradığını bulamaz, gizlere ulaşamaz. Tabancası patlamayan adam, daha önceki zamanların birinde, belleğini yitirmiştir.Anlatıcı, çocukluğuna döner. Kasabanın delileri camlarını tıklatır. Annesi onları içeri alır. Odada, sobanın yanında, sıcak çorba verir. Her delinin bir öyküsü vardır. Öyküler, birbirini tamamlar, örtüşür. Zavallılar, eksik akıllarıyla gerçeği arar, bulamaz, acı çekerler.Deli Semra, elinde paslı bir makas, saçlarını keser, yol yol olur kafası. Parmaklarını sayar binlerce kez, bazen cinselliğin doruğuna tırmanır, azgın bir kediye döner, ortalıkta görünmez bir süre, kasabanın bazı kötü niyetli delikanlıları ondan yararlanırlar.Haydar E... Devamı

18 10 2006

Türk Romanında Destan Etkisi

Türk Romanında Destan EtkisiA. Şebnem BİRKANSon yıllarda Türk romanının gelişimiyle ilgili, sayıca yeterli olmasa da, çeşitli inceleme ve araştırmalar yapılıyor. Hem kaynakça hem de bilgilendirme amaçlı olarak, bu tip kitapların çoğalması Türk edebiyatına büyük katkılar sağlıyor. Mimar Sinan Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden Yard. Doç. Muharrem Kaya bu araştırmalara bir yenisini daha ekledi. Kitabının başında, mitolojiden başlayarak anlatıma dayalı birçok edebiyat türüne yer veriyor, daha sonra da romanlara geçiyor. Kitabı, Türk romanlarında, konu olarak destanları seçen ve işleyen romancılarımızla ilgili geniş bir araştırma ve incelemeyi kapsıyor. Bilindiği üzere roman Batı'dan gelen bir edebiyat türüdür ve 19. yy'da Osmanlı'daki Batılılaşma çerçevesinde roman yazılmaya başlanmış ve Şemsettin Sami'nin Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat (1892) adlı romanı ilk romanlardan biri olarak Türk edebiyatına girmiştir. O günden bugüne Türk romanları Kurtuluş Savaşı, siyasi olaylar, tarihi gerçekler, kırsal kesim yaşamı vs. gibi konuları işlerken, destanlardan da etkilenmiş ve edebiyatımız, Ömer Seyfettin, Yaşar Kemal, Kemal Tahir gibi değerli yazarlarımız tarafından unutulmaz romanlara kavuşmuştur. 'Türk Romanında Batı Etkisi' adından da açıkça anlaşılacağı gibi Türk destanlarını konu almış ve bunların Türk romancıları tarafından nasıl kullanıldığını ve etkilerinin neler olduğunu inceliyor. Destanlar meydana gelen olayların olağanüstü öğelerle bezenerek dilden dile halk arasında anlatılması esasına dayanır. Kaya araştırmasında, bu olayları temel alarak , roman yazan yazarlarımızı ve onların romanlaştırdıkları destanları araştırıyor. Halk edebiyatı unsurlarını, geleneklerden nasıl ve ne kadar yararlandıklarını irdeliyor. İncelemesinde mitten başlayıp masal, efsane, halk hikâyesi gibi türleri göz önünde bulunduruyor, halk edebiyatıyla kesiştikleri noktaları ortaya koyuyor. Bunu yaparken Kemalettin Şükrü Orbay'dan başlamış... Devamı

18 10 2006

2002 YILI ROMAN GENEL DEĞERLENDİRMELERİ

2002 YILI ROMAN GENEL DEĞERLENDİRMELERİ 2002 BİTERKEN Bu yılın ayırtedici özelliği tarihi anlatıların gözden düşmesi, romanımızda çok az rastlanılan korku, bilimkurgu ve fantastik türlere yönelik ilginin artmasıydı 27/12/2002 (179 defa okundu) A. ÖMER TÜRKEŞ (Arşivi)Yerli fantastiklerin yılı Türkçe yazılan romanlar rekor bir sayıya ulaştı bu yıl. Yılın ilk onbir ayında yüzkırkı bulan romanlardaki ağırlık 'kadın' temasındaydı. Evlilikler, ilişkiler, aşklar, aldatmalar, kaprisler, mesleki meseleler, kimlik sorunları, velhasıl akla gelebilecek her konu enine boyuna tartışıldı. Ancak bu yılın asıl ayırtedici özelliği tarihi anlatıların gözden düşmesi, romanımızda çok az rastlanılan korku, bilimkurgu ve fantastik türlere ilgide ciddi bir artışın kaydedilmesiydi. Yer darlığı nedeniyle yalnızca küçük bir bölümünü tanıtmaya çalışacağım roman örneklerinin önümüzdeki yıllarda bu türlerle daha sık karşılaşacağımızın habercisi olduklarını söyleyebilirim. Popülerliği 'Yüzüklerin Efendisi'nden sonra hızlı bir artış gösteren fantastik türde yılın ilk romanı Barış Müstecaplıoğlu'nun 'Korkak ve Canavar'ıydı. Barış Müstecaplıoğlu, yaşadığımız coğrafyanın devler, cinler, periler, ejderhalardan oluşan fantastik dünyasına yeni ırklar, yeni canavarlar kattığı, canlılar evreniyle ile ölüler alemini aynı hikâyede buluşturduğu romanında şövalyeleri, köylüleri ve öteki türleri tıpkı 'Yüzüklerin Efendisi'ndeki gibi bir arada yaşatırken, bu bambaşka boyutta bile iktidar kavgaları ya da kanlı savaşlar tıpkı günümüzdeki gibi bütün şiddeti ile sürdürüyorlar varlıklarını. 'Korkak ve Canavar', kahramanlarının yolculuğuna okuyucusunu da ortak etmesini, heyecan ve gerilim dolu bir atmosfer yaratmasını başaran bir roman. Farklı boyutlara açılan kapılar 'Keşişin On Günü'nde, fantastik edebiyatın pek çok örneğindeki gibi, Muammer Yüksel de kendi hikâyesinin mitolojisini yaratmakla işe başlamış; yani bir yaradılış efsanesi kuruyor önce. Tanr... Devamı

18 10 2006

Vedat Türkali İle Söyleşi

Vedat Türkali İle Söyleşi Hodri Meydan!Filiz Aygündüz"Güven" için "Ben bu romanı yazmak adına romancı oldum" diyorsunuz. Hani amaç "Güven"i kaleme almaktı da, yazarlık bahaneydi gibi... Neden bu kadar önemli "Güven"?"Güven" benim romancılık düşlerimdeki ilk tasarımdı. Roman yazmayı düşlüyordum ve "İtimat" isimli bir roman yazmak istiyordum. Onu daha çok psikolojik tahlillere dayalı ve olayların ancak insanları yansıtabildiği ölçüde yer aldığı üç yüz dört yüz sayfalık bir roman olarak düşünmüştüm. İtiraf edeyim ki, delikanlılık yıllarımda beni pek etkileyen Malraux'nun "İnsanlık Durumu"na özentiydi galiba. Hatta bir deneme de yaptım, üç beş sayfalık. Fakat o kaldı öylece. Sonra şiir yazdım. l944'te yazdığım "İstanbul" şiiri o dönemin ürünüdür. Sekiz on yıllık bir öğretmenlikten sonra cezaevi serüveni başladı. Fakat bu "Güven" romanı fikri hiç çıkmadı kafamdan, hep gelişti.İçerik aynıydı değil mi?Tabii tabii. Ama bugünkü romana çok sonra vardım. Cezaevinden çıkınca sinemada çalıştım. "Karanlıkta Uyananlar"ı yaptıktan sonra, bana şartlı iş vermeye kalktılar. Beni istediklerini yapmaya zorluyorlardı. Ben onlara bir ödün veriyor, onlardan da bir ödün alıyordum. Piyasa işi bir iki filmden sonra, gönlümce bir filmin senaryosu için kapıları aralamaya çalışıyordum. O araladığım kapıların hepsi kapandı. Sonra tiyatroya başladım. O kapı da kapandı. Anladım ki, tiyatro tiyatrocuların işi. Büyük tiyatro yazarlarının hepsi, bir yanlarıyla tiyatronun içinde olmuşlar, kendi tiyatroları olmuş. Moliere, Shakespeare gibi... Ya da tiyatroyla yakın akrabalıklar içerisindelermiş. Benim öyle çok yakın ilişkiler içine gireceğim bir tiyatro ekibi olmadı. Baktım ki o da çıkar yol değil. Kendi başıma odama kapanıp yapabileceğim bir iş olarak hemen roman gündeme geldi. İlk düşündüğüm "Güven"di ama kendimi onu yazmaya hazır hissetmiyordum.Hangi anlamda hazır hissetmediniz?Kafamda gelişmiş olan düşünce epey dal budak sarmıştı ve benim de bir zamanlar içinde bulunduğum siyasal kavganın iy... Devamı