41 Takipçi | 46 Takip
Kategorilerim

Sevdiğim Fotoğraflar

Gitmek İstediğim Yerler

Benim Tarzım

Okumak İstediklerim

İzlediklerim

Gezdiğim Yerler

Evim İçin

Eğitim

Kitap

Diğer İçeriklerim (274)

.... ROMAM... ROMAN... ROMAN.... / A. ÖMER TÜRKEŞ

UMUTTAN YALNIZLIĞA TİP / ARTUN ÜNSAL

ERDAL AĞBİi'Lİ (ÖZ) ZAMANLAR / SEMİH GÜMÜŞ

2006'NIN YAKIN TARİH ROMANLARI / A. ÖMER TÜRKEŞ

HAKAN YEL'İN rOMANI: LOKANTA - 2006 / A. ÖMER TÜRKEŞ

İLK MEKTUP VE KUTSAL MEZAR / A. ÖMER TÜRKEŞ

ATİLLA AKAR: KAMİKAZE OPERASYONU / ROMAN- 2006 / NEDİM H. CANERS

12 MART ROMANLARINDAN: FÜRUZAN'IN "47'LİLER"İ / A. ÖMER

RIZA KIRAÇ: ARAF'TA BİR MELEK ROMAN- 2006 / ABİDİN PARILTI

YÜKSEKLERDE / OSMAN AKALIN'IN rROMANI-2006 / Asuman KAFAOĞLU

NESLİHAN ACU: 'NE GÜZEL BİR HİÇLİKTİ AŞK' (ROMAN-2006) /

LEYLA'NIN EVİ (ÖMER ZÜLFÜ LİVANELİ'NİN ROMANI- 2006) / M

“ GÜVEN ”, ÖRGÜTLENME VE UMUT / FATİH POLAT

Atilla Keskin 'Çiçekler Susunca'yı anlatıyor / Erdoğan A

ROMAN... ROMAN.... ROMAN... / A. ÖMER TÜRKEŞ

ERDAL BALCI'NIN "HARUN" ROMANI / A. ÖMER TÜRKEŞ

Ayla Kutlu'dan 'Ateş Üstünde Yürümek' / Türey KÖSE

Piraye Şengel'den polisiye kurguya devam / Başak ÜMİT

YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU VE "YABAN" ROMANI ÜZERİNE

YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU VE "KİRALIK KONAK" ROMANI ÜZERİNE

YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU VE "ANKARA" ROMANI ÜZERİNE

FARUK DUMAN / KIRK / ROMAN, 2006

YAZILARI... BLOKLARIMIZDA MAYIS 2006 YAZILARI... BLOKLARIMIZDA M

ORHAN KEMAL'İN CEMİLE'Sİ ÖLDÜ

YENİ KİTAPLARIYLA ALTIN PORTAKALLI ŞAİRLER YÜCEL KAYIRAN VE BİRH

PERİHAN MAĞDEN: "KİTAP FETİŞİSTİ DEĞİLİM!"

2003 ROMANLARI- Asuman Kafaoğlu BÜKE (E dergisi Ocak 2004)

ROMAN DEĞERLENDİRMESİ 3 (1999 YILI ROMANLARI) / (NAZİR AKALIN)

ROMAN DEĞERLENDİRMESİ 2 (1999 YILI ROMANLARI) / (NAZİR AKALIN)

ROMAN DEĞERLENDİRMESİ 1 (1999 YILI ROMANLARI) / (NAZİR AKALIN)

Tüm içeriklerim
Takipçilerim (41)
25 06 2006

.... ROMAM... ROMAN... ROMAN.... / A. ÖMER TÜRKEŞ

Yol hikâyeleri çekicidir Ceyda Kılınç'ın 'Denize Doğru'da anlattığı tuzak kolaylıkla tahmin edilebilir ama yine de bu tarz kovalamacalı polisiye hikâyeleri sevenler memnun olabilir... 12/05/2006 (234 defa okundu) A. ÖMER TÜRKEŞ (Arşivi) Ceyda Kılınç, sessiz sedasız sürdürüyor polisiyelerini. İlk romanı -ilk polisiyesi- Aymesev (2004) gibi yeni romanı Denize Doğru da zenginlerin dünyasında geçiyor. Ne var ki bu kez tek bir mekâna kapanıp kalmamış, roman kahramanlarını Akdeniz sahillerinde uzun bir yolculuğa çıkarmış Kılınç. İzmir'de başlayıp Bodrum, Marmaris, Antalya ve Antakya molalarının ardından Kıbrıs'ta sonlanan hikâye, peşlerindeki kimliği belirsiz katilden kurtulmaya çalışan anne-kızın yaşama mücadelesini anlatıyor. Julia, kocası Sedat'ın bir trafik kazasında ölmesinden kısa bir süre sonra tehditler almaya, takip edilmeye başlamıştır. Hatta otomobili bile kurşunlanır. Bütün bunların geriye kalan mirasla ilgisi olduğunu düşünen kadın, kocasının yakın arkadaşı ve şirketin avukatı Kerim'le yaptıkları plan gereği kızıyla birlikte terk eder İstanbul'u. Üstelik tanınmak için sahte pasaport temin etmişlerdir. Artık İngiliz vatandaşı Elizabeth ve Caroline Long isimlerini kullanacaklardır. Bir başka kadın İzmir'de karşılarına çıkan yirmi dört-yirmi beş yaşlarında bir genç (Yavuz), Sedat'ın başına gelecekleri tahmin ederek kendisini aileyi korumakla görevlendirdiğini söyler. Anne-kızın adama inanmaları için hiçbir kanıt yoktur. Kerim'e de danışıp izlerini kaybettirmeye çalışırlar. Bodrum'da muamma daha da derinleşir. Sedat'ın öldüğü gece bir kadınla randevusu olduğu söylentileri medyaya yansımış, dahası evlilik dışı oğlunun varlığı duyulmuştur. Sedat'ın kardeşleri Sami ve Selçuk, kadını susturmak için ödeme yaptıklarını iddia ederler. Kocasının ihaneti Julia'yı yıkmıştır. Neyse ki tam o günlerde tanıştıkları Tuna, gerçek kimliklerini bilmediği anne-kıza destek olurken Miray'ın kalbini ... Devamı

25 06 2006

UMUTTAN YALNIZLIĞA TİP / ARTUN ÜNSAL

Hepimizin ortak tarihi 1960 sonrası Türk solu Türkiye İşçi Partisi'nden çıktı.   Artun Ünsal'ın 'Türkiye İşçi Partisi' araştırması bugün yaşları ellinin üzerinde olan herkesin ortak tarihini ele alıyor   Radikal Kitap, 28/06/2002   OYA BAYDAR (Arşivi)   UMUTTAN YALNIZLIĞA TÜRKİYE İŞÇİ PARTİSİ (1961 - 1971) Artun Ünsal, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2002, 524 sayfa, 14 milyon lira. Bir kitap çıktı. Tam da, okur kitlesi yaz tatili havasına girmişken; tatil okumaları için, dev tanıtım bütçeli, bol reklamlı, bol dedikodulu çoksatarların peşine düşmüşken, dalgaların tersine yüzen bir kitap: Prof. Artun Ünsal'ın Türkiye İşçi Partisi (1961 - 1971) başlıklı, ama başlığını çok aşan kapsam ve önemdeki sosyal tarih araştırması... Ancak hemen söylemeliyim; sadece konunun meraklıları için değil, Türkiye'nin bir dönemini hatırlamak, anlamak veya öğrenmek isteyen tüm iyi okurlar için de, en az çoksatarlar kadar merakla ve keyifle okuyacakları bir kitap. Türkiye siyasal hayatına 1961'de giren, 12 Mart 1971 askeri müdahalesinden 4 ay sonra, o dönemin koşullarında, Anayasa mahkemesi tarafından kapatılan birinci Türkiye İşçi Partisi'nin tarihi, bugün yaşları elli üzerinde olan kuşağın tarihidir. Tabii ki herkes TİP'li değildi, tabii ki üye sayısı ve oy oranı açısından küçük bir partiydi. Ama, başta CHP olmak üzere diğer siyasal partileri etkilediği gibi, dışında kalanların, muhalif olanların üzerinde de derin etkileri oldu. Hani 20. yüzyıl Rus edebiyatında, 'Hepimiz Gogol'un Palto'sunda çıktık' diye bir söz vardır; 1960 sonrası Türkiye solu da TİP'ten çıkmıştır. Deniz Gezmiş'ten Sinan Cemgil'e, Doğu Perinçek'ten İbrahim Kaypakkaya'ya, Kemal Türkler'den Nabi Yağcı'ya, Murat Belge'den Cengiz Çandar'a, Mehdi Zana'dan Yaşar Kemal'e, ve tabii ki Mehmet Ali Aybar, Behice Boran, Sadun Aren, Çetin Altan, sonraki yıllarda çok farklı yollara gidecek binl... Devamı

25 06 2006

ERDAL AĞBİi'Lİ (ÖZ) ZAMANLAR / SEMİH GÜMÜŞ

Erdal Ağbi'li zamanlar   Erdal Öz'ü son yıllarda en sık meşgul eden düşünce, Can Yayınları'nın da bir dergi çıkarması gerektiğiydi.Sonra, o gidince daha iyi anladım ki, onu, düşündüğümden daha çok seviyormuşum. Hayat hep böyle yaşanıyor...   19/05/2006   SEMİH GÜMÜŞ (E-mektup | Arşivi)   Erdal Ağbi'yi ilk kez Ankara'da Büyük Sinema'nın olduğu çarşının içindeki Sergi Kitabevi'nde görmüştüm. Ben onu biliyordum, Erdal Öz'dü, öykü yazarı, hayallerimin büyük bölümünü dolduran küçük ama büyülü kitabevinin sahibiydi. On üç-on dort yaşlarında, okuldan çıkıp Sakarya Caddesi'nden geçerek Kızılay'a geldikten sonraki ilk uğrak yerim Sergi Kitabevi'ydi. Bizim zamanlarımızın pek çok küçük çocuğu gibi, devrimci ağbilerinin yanında olacağı neyse olmuş bir ortaokul öğrencisi olarak Sergi Kitabevi'ne uğramadan edemez, içeri girdikten sonra tezgâhın oralarda bir yerde olduğunu hissedip de yüzüne bakmaya çekindiğim Erdal Öz'ün varlığından habersizmiş gibi kitaplara bakıp ara sıra aldığım kitabı tek söz etmeden uzatır, kâğıda sarılmasını önüme bakarak bekler, sonra usulca çıkardım. Her gün gitmeye utanır, sürekli geldiğim için ilgilenilmesini istemezdim; iki üç günde bir uğradığımda da bazen dışardan bakıp içeri girmeden vitrinin önünden ayrılır, bazen de içerde beş on dakika oyalanıp eve yollanırdım. Sergi Kitabevi'nin Marx'tan Mao'ya, sosyalizmin önderlerince söylenmiş parlak sözlerle süslediği ambalaj kâğıtlarını atmaya kıyamadığım için düzeltip ütüleyerek saklardım. Anılar, acı bir yürek yarası Bunları unutulmaz anılarımız arasında tutarız hep, ama şimdi Erdal Ağbi aramızda yok ve bu güzel anıları içimizde buruk, acı bir yürek yarası gibi yaşarken biliyoruz ki hayat hiç durmadan akıp gidiyor ve biz hep onun içinde yalnız bireyler olarak kendimizce yaşamaya çalışıyoruz. İnsan arkadaşsız edemez. Yalnızlık en yakın arkadaşlarımızdan olsa bile, aynı masada oturmak, rakının eş... Devamı

25 06 2006

2006'NIN YAKIN TARİH ROMANLARI / A. ÖMER TÜRKEŞ

KAPAK   Yakın tarihe merak sardık... 20. yüzyılın ilk yarısı tarih kitapları, biyografiler, otobiyografiler, aile tarihleri ve romanlarla neredeyse yeniden yazılıyor. Tarih sevgisinden çok tarihperestliktir söz konusu olan; bugünün her türlü soru ve sorununun yanıtının tarihte olduğuna duyulan katı bir inanç...   Radikal Kitap, 26/05/2006   A. ÖMER TÜRKEŞ (Arşivi)   Eskimiş tarihlerinizi atın! Kitabevlerine ya da internet kitap sitelerine göz atanlardansanız eğer, yakın tarihe ilişkin kitaplardaki artış mutlaka dikkatinizi çekmiştir. Özellikle de II. Meştutiyet'ten Cumhuriyet'in ilk çeyreğine kadar uzanan dönem, yani 20. yüzyılın ilk yarısı tarih kitapları, biyografiler, otobiyografiler, aile tarihleri ve romanlarla sanki yeniden yazılıyor. Tarih sevgisinden çok tarihperestliktir söz konusu olan; bugünün her türlü soru ve sorununun yanıtının tarihte olduğuna duyulan katı bir inanç... 20. yüzyılın ilk yarısı siyasi alanın bugünkü bütün aktörlerinin çıkış noktası olunca, aktörlerin hepsi de yeni bir yaratılış efsanesi uydurmak, kendi varoluşunu meşrulaştırmak ve anlamlandırmak, kısacası kurgu yoluyla tarihi günün ihtiyaçlarına cevap verecek olaylarla/icatlarla donatmak için birbiri ardına kitaplar yayımlıyorlar. "Geçmişten çok, içinde bulunulan anın dinamikleri tarafından belirlenen ve değişken bir süreç bu." Tarih kitabı diye yazılanların romandan, romanlarınsa tarih kitaplarından farksız olduğu bu karmaşa içinde tarih ve roman ilişkisi iyice yakınlaştı. Öyle ki, tarihi olayların ve şahsiyetlerin, tarihi romanlar üzerinden tartışıldığı bir dönemi yaşıyoruz. 20. yüzyılın ilk yarısını konu edinen tarihi ya da kurgusal anlatılar yukarıda sözünü ettiğim siyasi eğilimlerin düşünce ve algılamalarını, toplumun birleşme ve yarılma noktalarını sergiliyorlar. Tarihe gösterilen bu iki ilginin başlıca iki nedeni var; bunlardan ilki yükselen milliyetçi dalgadır ki her milliyetçi seferberlik en iyi ifadesini tarih anlatılarında bu... Devamı

25 06 2006

HAKAN YEL'İN rOMANI: LOKANTA - 2006 / A. ÖMER TÜRKEŞ

Şiddet, iktidar, toplum ve roman   Şiddet öğesinin romanlara bir eleştiri süzgecinden geçmeden yansıması sokaktaki şiddetten daha kalıcı izler bırakır Radikal Kitap, 02/06/2006   A. ÖMER TÜRKEŞ (Arşivi)   Şiddet, 2005 romanlarına damgasını vurmuştu. Hakan Yel'in ilk romanı Sultan'a Dokunmak da yer verdiği şiddet sahneleriyle bu romanlar arasında ön sıralarda yer alıyordu. Yel, yeni romanı Lokanta'da da okuyucusunu etkilemek için yine sınırsız bir şiddet gösterisi yapmış. Lokanta'nın kahramanı Kuzey de kötülere hak ettikleri cezayı vermekte ilk romanındaki Selim kadar acımasız. Kitap kapağında şöyle tanıtılmış Lokanta: "Toplumun şiddete karşı duyarsızlaştığı, kötülüğün hâkim olduğu sokaklarda işlenen sıra dışı cinayetler. Öldürmekten çok cezalandırmayı amaçlayan, adli tıp yetkililerini çaresiz bırakan faili meçhuller. Bilimin açıklayamadığı, iz bırakmayan ve zamanla hayranlık uyandıran bir katil." İşte sorun tam da burada başlıyor; katilin hayranlık uyandırmasında, Türkiye'nin katillerle gurur duymasında, adaletin işlemediği lakırdılarını duyanların durumdan vazife çıkarmasında, 'öteki'lerin linç edilip öldürülmelerinin meşrulaştırılmasında. Estetize edilmiş şiddet Söz konusu meşrulaştırmayı örneklemek için, Yel'in Sultana Dokunmak romanı üzerine yaptığı söyleşide sarf ettiği sözleri alıntılıyorum: "Şiddete gelince; insanın doğasında şiddet yoğun olarak var. Bunu günlük gazetelerin üçüncü sayfalarından izleyebilirsiniz.(...) zevk için adam öldürenler acımasızca cezalandırılmalı. Romandaki cezalar da bu fikirden yola çıkan bir kurgunun ürünleri. Masumlara zarar verirsen, bir gün masumlar da şiddeti kullanabilir. Hem de senden daha acımasızca!" Bakın o acımasızlığı Lokanta'da nasıl tasvir etmiş yazar; "Bıçağın boyna yaptığı baskıyla birlikte önce deri, ardından damarlar ve sonunda kaslar ritmik bir hareketle birbirlerinden ayrılmaya başladılar. Aşçı, elinde adamın başıyla ayağa kalktığında... Devamı

25 06 2006

İLK MEKTUP VE KUTSAL MEZAR / A. ÖMER TÜRKEŞ

Alplerden Harran Ovası'na   Yer yer fantastik alanlara açılan 'İlk Mektup ve Kutsal Mezar', Alplerde başlayıp uzun ve kanlı bir takibin ardından Harran Ovası'nda sonlanıyor   Radikal Kitap, 16/06/2006   A. ÖMER TÜRKEŞ (Arşivi)   Orhan Teoman Özdemir, 2005 yılının sonlarında Agatha Christie'nin Odasında 11 Gün ile başlamıştı polisiye kariyerine. Ünlü İngiliz polisiye yazarının pek çok yazar, film yapımcısı ve sanatçıya ilham veren 11 günlük Pera macerasından yola çıkarak kurguladığı hikâyesinde El Turko namlı yaman bir kahramanla tanıştırmıştı okuyucusunu. Çocukluğunu bir sirkte geçirmiş, kafesinden kaçan bir aslanı yola getirince El Turko lakabına layık görülmüştür kahramanımız. Çocukluk yıllarını türlü maceralarla çoktan geride bırakmış ama sirkte geçirdiği zamanlar ona atletik bir vücut kazandırmıştır. Olayları çözümlemekteki en büyük yardımcısı da sirkteki partneri Nino'dur. Orhan Teoman Özdemir imzalı Agatha Christie'nin Odasında 11 Gün, 433 sayfalık bir hacime sahipti. El Turko'nun maceralarının devam ettiği İlk Mektup ve Kutsal Mezar ise çift imzalı. Elbette yazar sayısındaki artış romana da yansımış ve ortaya 600 sayfalık bir hikâye çıkmış. Sayfa sayısındaki artışla birlikte romanın barındırdığı yan hikâyeciklerde de bir artış var. İsviçre Alplerindeki bir kayak merkezinde başlayıp aristokrat malikânelerinde ilerleyen, muamması Templier Şövalyelerine ve 'derinlik' Hıristiyanlık'a dayanan, yer yer fantastik alanlara açılan İlk Mektup ve Kutsal Mezar, uzun ve kanlı bir takibin ardından Harran ovasında sonlanıyor. Hıristiyan mitolojisi Romanının pek çok ülkede 'bestseller' olmasının ardından filmi ile de adından çok söz ettiren Da Vinci Şifresi ile benzer bir tema izleyen İlk Mektup ve Kutsal Mezar'ı elinize aldığınızda -olumsuzlama anlamında söylemiyorum, yerli yazarların elinden çıkmasına rağmen belki de dayandığı Hıristiyan mitolojisinin etkisiyledir- yabanc... Devamı

25 06 2006

ATİLLA AKAR: KAMİKAZE OPERASYONU / ROMAN- 2006 / NEDİM H. CANERS

11 Eylül'ün gayri resmi romanı   Atilla Akar 'Kamikaze Operasyonu' romanıyla 11 Eylül'ün 'şifreleri'ni çözdüğü iddiasında. Yazar alternatif bir senaryo sunuyor   Radikal Kitap, 21/04/2006   NEDİM H. CANERSEN (Arşivi)   11 Eylül'den bu yana pek çok insan eylemin bir 'komplo' olduğunu ya da olabileceğini düşündü. Süreç içinde bu yönde kimi iddialar, olayın bünyesindeki gariplikler, hatta kanıtlar ortaya konulmadı değil. Ancak önceleri Amerikan resmi bakışı yani "El Kaide teröristleri yaptı" söylemi etrafı öylesine kuşatmıştı ki, farklı kaygılar taşıyanlar bile 'aykırı' düşmemek için fazlaca itiraz edemediler. Neyse ki dünyada ve Türkiye'de sürü psikolojisine kapılmayan insanlar vardı ve onlar hazırlop cevaplarla yetinmediler. Atilla Akar da bu kişilerden biriydi ve 11 Eylül'e dair araştırmalarını derinleştirerek sürdürdü, şüphelerini ve karşı-tezlerini sürekli olarak insanlarla paylaştı. 'Komplo teorisyeni' diye sürekli saldırılma ve karikatürize edilme çabalarına rağmen, o adeta derviş sabrıyla, bir gün haklı çıkacağına inanarak yazdığı kitaplarıyla olaya dair 'gayri resmi' bakışını dillendirip durdu. Akar yeni bir 11 Eylül kitabıyla karşımızda. Ancak bu kez bir 'araştırma' kitabı değil bu. Akar, politik-kurgu tarzında yazdığı ilk romanı Kamikaze Operasyonu ile 11 Eylül'e bu kez roman diliyle bir bakış geliştirmiş. Doğruyu söylemek gerekirse, bu alandaki Batılı örneklerinden hiç aşağı kalır yanı yok ve sürükleyicilik de onlarla yarışıyor bile denebilir. Üstelik son zamanlarda hızla artan bu tarz romanların bazıları satış kaygısı ile kaleme alınmış gibi görünse de Akar'ın romanını yazarken kendini bundan muaf tutmaya azami çaba gösterdiği belli oluyor. Akar, sanki bir dedektif içgüdüsüyle 11 Eylül'ün gerçek faillerinin peşine düşmüş ve kurgu da olsa 'işte sizi yakaladım' diyor adeta. Bize, o günden bugüne anlatılan hikâyenin başk... Devamı

25 06 2006

12 MART ROMANLARINDAN: FÜRUZAN'IN "47'LİLER"İ / A. ÖMER

12 Mart'ın masumları   Edebi değeri bir yana, Füruzan'ın 'Kırk Yedi'liler'i yakın tarihin dramatik bir dönemini, kadın sorununu, Cumhuriyet'in büyük kentlerde ve taşrada izlediği seyri ele alışı ile gözden kaçırılmaması gereken bir hikâyeyi barındırıyor   Radikal Kitap, 21/04/2006   A. ÖMER TÜRKEŞ (Arşivi)   Edebiyat hayatına 1956 yılında dergilerde yayımladığı hikâyeleriyle başlayan Füruzan, ilk çıkışını Sait Faik Ödülü'ne de değer görülen Parasız Yatılı (1971) adlı kitabıyla yapmıştı. Ama pek çok kişi Füruzan adını 1974 tarihli Kırk Yedi'liler romanıyla hatırlar. 12 Mart sonrasında yayımlandığında ne çok sevilmiş ne çok tartışılmıştı Kırk Yedi'liler; 47'li abi ve ablalarına bakarak yollara düşen devrimci gençler, romanı kolayca benimsemişlerdi. O zamanlar solculuğun olmazsa olmazlarından sayılan kitaplarımız vardı; Uğur Mumcu'dan Suçlular ve Güçlüler, Harun Karadeniz'den Olaylı Yıllar ve Gençlik, Erdal Öz'den Yaralısın, Füruzan'dan Kırk Yedi'liler, Vedat Türkali'den Bir Gün Tek Başına, Sevgi Soysal'dan Yenişehir'de Bir Öğle Vakti ve Şafak elden ele dolaşırdı. G. Politzer'in Felsefenin Temel İlkeleri ve L. Huberman'ın Sosyalizmin Alfabesi'ni de unutmuyoruz elbette... Ama geçen zamana dayanmak zor. Her ne kadar yeni baskıları yapılsa bile, şimdilerde Kırk Yedi'liler bizler için unutulmak, yeni kuşaklar içinse hiç bilinmemek gibi bir talihsizlikle karşı karşıya. Oysa edebi değeri bir yana, Kırk Yedi'liler yakın tarihin dramatik bir dönemini, kadın sorununu, Cumhuriyet'in büyük kentlerde ve taşrada izlediği seyri ele alışı ile gözden kaçırılmaması gereken bir hikâyeyi barındırıyor... Cumhuriyet çocukları Kolay okunan bir roman değildir. Zorluğu dilinden ya da romanın teknik özelliklerinden kaynaklanmıyor. Çok ağır bir duygusal yoğunluğu, ağdalı olmayan derinlikli bir hüznü, yitik bir kuşağın acıları var romanda. 47'liler ya ... Devamı

25 06 2006

RIZA KIRAÇ: ARAF'TA BİR MELEK ROMAN- 2006 / ABİDİN PARILTI

'Araf'tan insan suretleri 'Araf'ta Bir Melek', hakikati sahteliğe yeğleyip bunun sonuçlarına katlananların dünyasını anlamaya ve çözmeye çalışırken okuyucuya yeni sorular da sorduruyor Radikal Kitap, 23/06/2006   ABİDİN PARILTI (E-mektup | Arşivi)   Hakikat ve zahiri olan günümüzün en temel sorunlarından biridir. Öyle bir süreçten geçiyor ki insanlık hakiki olan çoğunca yerini zahiri olana çoktan terk etmiş durumda. Asıl olan dururken kişi sahte olanla, dublörlerle zaman geçirmekte ve çoğunca bunun farkında bile olmamaktadır. Herkesin artık herkese benzediği, her şeyin her şeyin yerini tuttuğu günümüzde en zor olan ise arada kalmak, ne hakiki olana ne de zahiri olana ait olmak olmuştur. Hangi taraftaysanız karşı taraf bir ukde olur içinizde. Sorular, sorgular çıktığınız yolda kimi zaman sizi yalnız bırakır. O yüzden aslında Araf', dönemin en önemli imgelerinden biridir. Kişi artık nerede durduğunu kestiremez bir haldedir ve aradaki farkı da kaçırmış durumdadır. Rıza Kıraç'ın son kitabı olan Araf'ta Bir Melek, hayatta ve Araf'ta nerde olduğunu kestiremeyen, zamanın ötesine atılmış, asıl olan ile sahte olanın akışkan halinden menzilini şaşırmış arada kalanların öyküsünü anlatır. Düş gezgini Üç bölümden oluşan bu öykü kitabı 'Kapıların Arasında' üst başlığının ardından Zifiri ile açılır. Yazarın anlatıcı rolüyle okuyucunun karşısına çıktığı ve prolog olarak da değerlendirilebilecek bu kısa bölümde anlatıcı bir cinayet işlediğini ve o yüzden orada olduğunu karşısındakine anlatır. Başlangıçta dünyadan bıkmış, küçülmek, uzaklaşmak, dünyanın derdi kederinden kopup gitmek isteyen birinin iç dökmesi gibi görünür. Öyküye giriş biçimi, İtalo Calvino'nun Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu kitabını anımsatır. Bu biçim kısaca, okuyucuyu yazıyla kontrol etmeye çalışmak, ona bu aşamadan sonra kitapla olan ilişkisinde neler yapacağını söylemek ve böylece kontrolünü yitirmiş okuyucuyu vaad ettiği dünya... Devamı

24 06 2006

YÜKSEKLERDE / OSMAN AKALIN'IN rROMANI-2006 / Asuman KAFAOĞLU

Asuman KAFAOĞLU-BÜKE Yazın Sanatı Yükseklerde "Yükseklerde" büyük bir kısmı dağlarda geçtiği için böyle adlandırılmış. Romandaki birkaç önemli temadan biri, bir başkasının yerini almak. Kitap sıradan bir anlatıyla başlıyor, ama gittikçe güzelleşen bir öyküye dönüşüyor. Edebi değeri konusunda eleştirilebilir, ama işlediği konuya hâkim bir ilk roman. Ben özellikle kadın portrelerinde sevdim romanı. Son yıllarda çok fazla romanda güneydoğuda askerlik temasını görmeye başladık. Bu romanlarda anlatılanlar sadece askerlik sırasındaki doğanın ve yaşam koşullarının zorluğu değil, bir de ruhsal açıdan erin ya da subayın yaşadıklarıydı. Bu türe eklenen bir yenisi de Osman Akalın'ın "Yükseklerde" adlı romanı. DOĞUDA GÖREV YAPMAK "Yükseklerde" ilk başlarda bir aşk romanı olarak başlıyor. Doğubeyazıt civarlarında bir köyde öğretmenlik yapan Ayşe adındaki Kırşehirli bir genç kadını anlatarak başlıyor. Roman boyunca bu yörede görev yapan, ailelerinden uzak doktor, subay ve öğretmenlerin yalnızlıkları dile getiriliyor; kendi çevrelerinde belki de dost olmayacak bu insanlar, ortak sorunlarla birlikte, birbirlerini anlıyor hatta dost oluyorlar. Ayşe şikâyet eden biri değil, burada olmak tamamıyla kendi seçimi. Ayrıca hayatına uyum sağlamak için çaba gösteren bir kadın. Öğrencilerine ve köylü halka uzak durmuyor, fakat yine de yalnızlık çekiyor. Osman Akalın, yer yer roman karakterlerini kendi ağızlarından dile getirmiş, bunun için farklı teknikler kullanmış: mektup, günlük, diyalog gibi. Bir yandan Ayşe'nin duygularını günlüğünden öğrenirken, ona gelen mektuplardan da ailesi ve geçmişi hakkında bilgi ediniyoruz. Bu bölümler özellikle Ayşe'nin ve ailesinin kültür yapısını anlamamız için yardımcı oluyor. Romanın ilk başlarındaki bu anlatıyı ben romanın kendi dili sanıp çok zayıf bulmuştum. Sözgelimi, "Ölürüm ben senin düşüncelerine" gibi sözler ve ablasının yazdığı mektup, bana çok arabesk gelmişti. Ama ilerleyen sayfalarda bunun roman karakterleri arasınd... Devamı

24 06 2006

NESLİHAN ACU: 'NE GÜZEL BİR HİÇLİKTİ AŞK' (ROMAN-2006) /

Neslihan Acu ile 'Ne Güzel Bir Hiçlikti Aşk'ı konuştuk "İnsanlığın içler acısı hali empati yoksunluğundan" Peş peşe yazdığı romanlarla bizi selamladı Neslihan Acu; 'Meltem K.'yı Kim Öldürdü?', 'Kadından Donkişot Olmaz' ve 'Ne Güzel Bir Hiçlikti Aşk'. Yazdığı kurgusal metinlerde aşkı, polisiyeyi ve insanı çok güzel anlattı. Yeni romanında ise 12 Eylül dönemine yolculuğa çıkarıyor bizi. Bir tepki romanı 'Ne Güzel Bir Hiçlikti Aşk' kanımca. Gelin Neslihan Acu'dan bu tepkinin nedenlerini öğrenelim, kendisiyle yaptığım kapsamlı söyleşi vesilesiyle... Erdem ÖZTOP -Sevgili Neslihan Acu, özgeçmişinizde, Boğaziçi Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü'nde okurken bir yandan da çeşitli edebiyat ve çeviri dergilerinde yarı zamanlı işler yaptı, dense de ben bununla yetinmek istemiyor ve bunun daha da geçmişini öğrenmek istiyorum, nasıl oldu karşılaşmanız? - Aslında kitaplarla, edebiyatla aram okumak anlamında hep iyiydi ama yazmaya karşı hep mesafeli durdum. Yazmak, kendini ifade etmenin en zor yoludur bence. Zor ve biraz da acıdır, çünkü yazılı bir metni anlayabilmek çaba gerektirir. Oysa bir müzisyen, ressam ya da oyuncu için işler biraz daha kolaydır. İnsanlara çok daha kolay ulaşabilir onlar. Yazarın elinde ise sadece kelimeler var. O kelimelere hayat vermek, o kelimelerden canlı bir metin yaratmak zor bir iş. Bunun zorluğunu çok erken yaşta gördüğüm için uzak durmuştum yazmaya. Ama sonuçta geç de olsa yazmaya başladım ve garip bir şekilde kendimi mutlu hissediyorum. - Söyleşilerimde, devamında yazarlara yolculukta yanında kimleri/neleri bulundurduklarını sorarım. Ama siz sanki bunu önceden sezinlemiş ve yanıtınızı vermişsiniz; Dostoyevski, Stefan Zweig, Oğuz Atay, Kurt Vonnegut Jr. ve Simenon... Peki ya diğerleri?.. - İnsan ruhunun karanlık dehlizlerinde dolaşabilen yazarlar ilgimi çekiyor. Sabahattin Ali, Ahmet Hamdi Tanpınar, Carson McCullers gibi. Karen Blixen'in öykülerini severim. İyi ... Devamı

24 06 2006

LEYLA'NIN EVİ (ÖMER ZÜLFÜ LİVANELİ'NİN ROMANI- 2006) / M

Metin CELAL Okuduğum Kitaplar Leyla'nın Evi Leyla'nın Evi (Remzi Kitabevi), Ömer Zülfü Livaneli'nin son romanı. Uzun zamandır çok satanlar listesinde. Roman bir girişle (önsöz) başlıyor. Livaneli, İstanbulluların aslında birer göçmen olduklarını anlatıyor. Bu göçmenlik durumu da mülk sorununu beraberinde getiriyor. Livaneli bir tez de getiriyor; "Burası bir sığınak. Kaçtıkları ülkelerde evlerini barklarını, bahçelerini, tarlalarını, hatta arkalarından acı acı ağlayan kedi ve köpeklerini bırakmışlar. Geldikleri bu ülkede de kaçanların mülküne yerleşmişler. Rumların ve Ermenilerin evleri, bu evsiz barksız kalmış, ölümden zor kurtulmuş insanlara verilmiş. Yabancı evlere yerleşip tanımadıkları tarlaları sürmeye başlamışlar" diyor ve ekliyor: "Dünyanın bu bölgesinin tarihi, birbirinin mülküne konma tarihi." Leyla'nın Evi'ni yazma amacının da "hepimizin hayatına bir biçimde damgasını vuran bu mülk trajedisini anlatma fikri" olduğunu belirtiyor. Anlayacağınız yazar daha romanın girişinde bu tezini bize bildirerek, bir anlamda işi bizim anlayışımıza bırakmak istemediğini bildiriyor. YALININ HANIMI Roman, "Yaşlı kadın ulu bir çınarın altına oturmuş, iki gündür yerinden pek kıpırdamamıştı" cümlesi ile başlıyor. Üstelik üzerinde oturduğu da kahverengi deriden yapılmış sert bir valiz. Bu giriş biz okuyucuları hemen kendine bağlıyor ve romanın akışına kapılıyoruz. Yaşlı kadının kim olduğunu, orada ne yaptığını anlamaya çalışıyoruz. Aslında o kadının kimliği bize kitabın arka kapağında "Yalılarda doğmuş büyümüş bir paşazade, bir Osmanlı soylusu..." olarak tanıtılmış. "Büyük Hanım" ya da "Leyla" olarak çağrılmayı tercih eden bu kadın romanın baş kahramanı. Yalının hanımı. Mahallelinin saygı gösterdiği, sevdiği birisi. Elinde bir tapu olmasına rağmen yalının yeni sahiplerinin kendisini kapının önüne atıvermesini bir türlü hazmedemiyor. Orada kalakalmış. Romanın ilk tesadüfü burada oluyor. Bir gazetede muhabir olarak çalışan Yusuf olay yerine yollanıyor... Devamı

20 06 2006

“ GÜVEN ”, ÖRGÜTLENME VE UMUT / FATİH POLAT

    Anasayfa  - "Alsah" Blogları İndexi  - Yeni Dergi - Yeniden Dergi (Turklog) - YenidenDergi -Dersimiz: Edebiyat - Rıfat Ilgaz Arşivi  - Taşköprü'den Bakış -  Kastamonu Net (Blogcu)  - Şiir Sayfası  - Öykü  -Sinema  - Atatürk - Edebiyat  - Roman Yazıları  -alsah / blog yazıları İndexi - Sanat ve Toplum  “ GÜVEN ”, ÖRGÜTLENME VE UMUTFatih Polat Yazıyı arkadaşıma gönder Sanatçının politik duruşu ile ürünü arasındaki ilişkinin Nâzım Hikmet’ten sonra, Yılmaz Güney vesilesiyle bir kez daha hedefe konulduğu, medya elitlerinin sosyalizmin sanattan, edebiyattan kovulması için hareketlendiği bir dönemde, bir yazar, konuk olduğu sınırlı sayıdaki televizyon kanalında, o kanalın genel yayın politikasının sınırlarını da aşıp, “Ben bu kitabı yazarken, sosyalizmin yeniden gündemleşmesini, tartışılmasını da amaçladım” diyor. Ancak yazarın ürünü üzerinden girdiği tartışmalarda takındığı birçok açıdan olumlu tutumla, ürünü ile ilgili olarak yapılan tartışmaların yönü sanki iki ayrı uçta seyrediyor. Böylesi bir girişten sonra, az çok herkes herhalde Vedat Türkali’den ve son romanı “Güven”den bahsedildiğini anlamıştır. Daha çıkmadan önce iddiası bakımından konuşulmaya başlanan ve merakla beklenen kitap, yayınlandıktan sonra, şu ana kadar bir yönüne kilitlenen tartışmaların arasında sıkıştı kaldı. Geçtiğimiz yılın sonunda okurla buluşmuş olan kitapla ilgili, 20 Şubat pazar günü Türkiye Sosyal Tarih Araştırma Vakfı’nca (TÜSTAV), Vedat Türkali’nin ve eski TKP’lilerin de katılımıya düzenlenen söyleşi, şu ana kadar “Güven” konusunda belirli kesimlerin eğilimlerini yansıtması bakımından önemliydi. TÜSTAV’daki söyleşide de Rasih Nuri İleri’nin, “O dönemdeki gençlerde aşırı bir seks tutkusu olduğu izlenimi yaratılıyor” diye ... Devamı

15 06 2006

Atilla Keskin 'Çiçekler Susunca'yı anlatıyor / Erdoğan A

    Anasayfa  - "Alsah" Blogları İndexi  - Yeni Dergi - Yeniden Dergi (Turklog) - YenidenDergi -Dersimiz: Edebiyat - Rıfat Ilgaz Arşivi  - Taşköprü'den Bakış -  Kastamonu Net (Blogcu)  - Şiir Sayfası  - Öykü  -Sinema  - Atatürk - Edebiyat  - Roman Yazıları  -alsah / blog yazıları İndexi - Sanat ve Toplum  Atilla Keskin 'Çiçekler Susunca'yı anlatıyor 'Duvarların' yıkıldığı dünyada sorunlarımızı tartışmalıyız... Atilla Keskin 70'li yılların öğrenci liderlerinden biriydi. THKO Davası'ndan yargılandı. 12 Eylül sonrasında da yurtdışına çıktı. Yaşadıklarını dört ayrı roman halinde yazdı. 'Acılara Yenilmeyen Gülümseyişler', 'Dostluk', 'Otuz Yıllık Hasret' ve 'Çiçekler Susunca' adlarını taşıyor bu romanlar. Keskin son romanı 'Çiçekler Susunca'da 12 Eylül'ün dağıtıp parçaladığı hayatlara bakıyor. Keskin'le bu son romanını konuştuk. Erdoğan AYDIN -Geçen günlerde "Çiçekler Susunca" isimli yeni bir romanınız çıktı. Öncelikle kitaplarınız hakkında kısaca bilgi verir misiniz... - "Çiçekler Susunca" dördüncü kitabım. İlk kitabım "Acılara Yenilmeyen Gülümseyişler"di. Bu kitabım anı-roman türünde bir kitaptır. İçinde yer aldığım sosyalist mücadele ve yitirdiğim arkadaşlarıma ilişkin anılarımın kitabı. İkinci kitabım "Dostluk" adıyla yayımlanan bir tür otobiyografik roman. Elli beş yaşındaydım o romanı yazdığımda. Türkiye ve Almanya'daki yaşantıma, devrimci mücadeleye, politik düşüncelerime, sosyalist örgütlenmelerdeki örgüt ve insan ilişkilerine dair gözlemlerimden hareketle kurguladığım bir romandı. Üçüncü kitabım ise "Otuz Yıllık Hasret" adıyla yayımlandı. Tüm uğraşıma rağmen 27 yıl dönemediğim, döndüğümde de gözaltına alındığım ülkemde yaşadıklarıma dair tuttuğum günlükten oluştu. - Son kitabınıza geçmeden önce genel b... Devamı

12 06 2006

ROMAN... ROMAN.... ROMAN... / A. ÖMER TÜRKEŞ

    Anasayfa  - "Alsah" Blogları İndexi  - Yeni Dergi - Yeniden Dergi (Turklog) - YenidenDergi -Dersimiz: Edebiyat - Rıfat Ilgaz Arşivi  - Taşköprü'den Bakış -  Kastamonu Net (Blogcu)  - Şiir Sayfası  - Öykü  -Sinema  - Atatürk - Edebiyat  - Roman Yazıları  -alsah / blog yazıları İndexi - Sanat ve Toplum  K İ T A P  E L E Ş T İ R İ L E R İ    Editör: A.Ömer TürkeşKıyısız Gemiler Kuşkanat, Günhan Fiyatı: 8,00 YTL %15 indirimli Pandora fiyatı: 6,80 YTL  sepete ekle (stoktan teslim) 1962 yılında, İstanbul’da doğdu. 1980-83 yıllarında New York’ta yaşamayı denedi. Marmara Üniversitesi İngiliz Dili Bölümü’nü 1988’de bitirdi. 1996 yılından beri Yeditepe Üniversitesi’nde ve lisansüstü programlarında İngilizce dersleri vermeyi sürdürüyor. Hikayelerini topladığı “Kış Leylekleri”(2005) kitabıyla 2005 yılı Cevdet Kudret Edebiyat Ödülüne değer görüldü. “Kıyısız Gemiler”, Kuşkanat’ın ilk romanı. Yaşlı, yorgun ve yalnızDeniz kıyısında bir Ege köyü; sakin, sessiz, vaktin ağır işlediği, ihtiyarların kahvede eski şarkıları dinleyip birbirine takılarak zaman öldürdükleri bir yer. Tavuklar kümese sokulmuşsa, etraf şöyle üstten üstten süpürülmüşse, çiçekler sulanmışsa, okunacak bir şey yoksa, yemek de yapımışsa, başka iş güç yoksa yani, işte o zaman anlıyor romanın anlatıcısı İhsan Öğretmen her bir şeyin yarım, herkesin hep eksik olduğunu... Emekliliğinden sonra yerleştiği bu köyde yaşlı ve yalnız bir adamdır İhsan Öğretmen. “Bu köyde de öyle oldu... Ateşte unutulduk, bilmeden yaşadık, usul usul bittik fasulyeler gibi. Sarı fırtınalar savurdu umutlarımızı, onca şeyle kavruldu eksikliğimiz. Rasim Dayı, Remzi, Yusuf, Arif Hoca, öbürü, ö... Devamı

11 06 2006

ERDAL BALCI'NIN "HARUN" ROMANI / A. ÖMER TÜRKEŞ

    Anasayfa  - "Alsah" Blogları İndexi  - Yeni Dergi - Yeniden Dergi (Turklog) - YenidenDergi -Dersimiz: Edebiyat - Rıfat Ilgaz Arşivi  - Taşköprü'den Bakış -  Kastamonu Net (Blogcu)  - Şiir Sayfası  - Öykü  -Sinema  - Atatürk - Edebiyat  - Roman Yazıları  -alsah / blog yazıları İndexi - Sanat ve Toplum   Radikal Kitap, 09/06/2006  Edegül neresi Amsterdam neresi? 'Harun' ilk olmanın, her şeyi tek bir seferde anlatmanın kusurlarını taşımakla birlikte Erdal Balcı'nın anlatma yeteneğini de kanıtlayan bir roman A. ÖMER TÜRKEŞ (Arşivi)   Osmanlının son yüzyılının en önemli sorunlardan biri, kaybedilen topraklarda yaşayan insanlara yerleşecek yeni topraklar bulmaktı. Kimileri Balkanlardan, Adalardan, Arabistan'dan, Kafkasya'dan kalkıp Trakya ve Anadolu'ya yöneldi, kimileri sürülüp çıkarıldılar bu topraklardan. Gönüllü, gönülsüz göçler Cumhuriyetin ilanından sonra da sürdü; sınırların ötesine gidenler de oldu, sınırların ötesinden gelenler de. İsyan eden Kürtlerin payına ise iç göç düşmüştü. 20. yüzyılda da durulmadı hareketlilik; önce köyden şehre yöneldi amele kafileleri, ardından Avrupa'ya, Avustralya'ya, daha yenilerde Rusya'ya kadar yayıldılar... 12 Eylül'le birlikte siyasi mülteciler katıldı göçenler kervanına. Belki de bu topraklarda hepimizi birleştiren en büyük payda, nedeni ve nasılı farklı bile olsa, hafızalarda hâlâ tazeliğini koruyan travmatik bir göç hikâyesine sahip oluşumuzdur. İşte Erdal Balcı, ilk romanı Harun'da böyle bir göç hikâyesi anlatıyor. Aslında 1940'larda başlayıp günümüze kadar uzanan ve bir ailenin üç kuşağını kapsayan uzun bir yolculuk bu: 1940'lı yıllarda Edegül, Ardahan taraflarında küçük bir köy. Coğrafik yapısı gereği dış dünyaya uzak, kendi içine kapalı. Ama Edegüllüler'in ... Devamı

11 06 2006

Ayla Kutlu'dan 'Ateş Üstünde Yürümek' / Türey KÖSE

    Anasayfa  - "Alsah" Blogları İndexi  - Yeni Dergi - Yeniden Dergi (Turklog) - YenidenDergi -Dersimiz: Edebiyat - Rıfat Ilgaz Arşivi  - Taşköprü'den Bakış -  Kastamonu Net (Blogcu)  - Şiir Sayfası  - Öykü  -Sinema  - Atatürk - Edebiyat  - Roman Yazıları  -alsah / blog yazıları İndexi - Sanat ve Toplum  Ayla Kutlu'dan 'Ateş Üstünde Yürümek'   12 Mart atmosferinde 'zehir zıkkım' hayatlar 'Ateş Üstünde Yürümek' bir dönem romanı. Derin, yıkıcı, unutulmaz acıların yaşandığı 12 Mart döneminin. Yazar, o dönemde yaşadığı kişisel acıları anlatıyor romanında. Türey KÖSE Darbeler geliyor, vuruyor ve -çok şükür ki- sonunda "bitiyor", darbeciler "gidiyor". Geride acılar, ölümler, yıkımlar, yürek yangınları kalıyor. Ve, edebiyat. Ama, edebiyatın iyisi. 12 Mart'ın ardından, artık 12 Eylül askeri darbesi de romanlara girmeye başladı. Tarihçiler, darbecilerin siyasal yaşama "müdahale"sini araştıra dursun; edebiyatçılar insanların, kuşakların hayatlarına "müdahale"yi anlatıyor. Darbecileri "söz"le lanetliyor... Ayla Kutlu'nun 12 Mart dönemini anlattığı Tutsaklar adlı kitabı 1983 yılında yayımlanmıştı. 11 yıl sonra yapılan ikinci baskıda kitabın adını değiştiren Ayla Kutlu, Milliyet Sanat Dergisi'nde kendisiyle yapılan bir söyleşide bunun gerekçelerini şöyle anlatıyor: BİR DÖNEM ROMANI "Tutsaklar'ın arka kapak yazısıyla romanın içeriği arasında tam bir uyum yoktu. İlk yayımlandığında çok ilgi görmesine karşın, '80'li yılların baskı döneminde unutuldu. Tutsaklar, kendilerini başta aile bağları olmak üzere bütün bağlarından koparıp inandıkları devrime adamış olan yenilmiş gençlere, sevgi ve kan bağıyla bağlı olanların bu duygusal tutsaklıklarını anlatıyordu. Türkçemizdeki sözcüklerin bazen farklı anlamlar yüklenmişliği yüzünden bu ad savaş tutsaklığı... Devamı

11 06 2006

Piraye Şengel'den polisiye kurguya devam / Başak ÜMİT

    Anasayfa  - "Alsah" Blogları İndexi  - Yeni Dergi - Yeniden Dergi (Turklog) - YenidenDergi -Dersimiz: Edebiyat - Rıfat Ilgaz Arşivi  - Taşköprü'den Bakış -  Kastamonu Net (Blogcu)  - Şiir Sayfası  - Öykü  -Sinema  - Atatürk - Edebiyat  - Roman Yazıları  -alsah / blog yazıları İndexi - Sanat ve Toplum  Piraye Şengel'den polisiye kurguya devam   'Azade ve Servet olayları, ben de onları izliyorum' İlk polisiye kurgusunu 1994 yılında yayımlanan Gölgesiz Bir Kadın'la yapan Piraye Şengel, Ayçöreği adını verdiği yeni romanında, aynı türe, bıraktığı yerden devam ediyor. Bir seri olarak düşünülen Ayçöreği'nin iki başkahramanı Azade ve Servet, devam eden romanlarda farklı olayları çözmeye aday. İki başarılı dedektif olarak okura 'merhaba' diyor. Başak ÜMİT Geçen yıl Hayat Tutulması isimli romanı ile okurun beğenisini toplayan Piraye Şengel, bu kez, tarzına çok da uzak olmayan bir türle çıkıyor okurunun karşısına: Polisiye. Ayçöreği, Piraye Şengel'in bir tür polisiye dizi olarak yazmaya karar verdiği romanların ilki. Daha önce yayımlanan Gölgesiz Bir Kadın, Pusulasız Yolcu ve Hayat Tutulması romanlarında da polisiyenin izleklerini süren Şengel, bu kez kurgusu tamamen polisiye özellikleri taşıyan bir roman yazmaya karar veriyor. Yazarın, 'şiddetsiz polisiye' olarak tanımladığı Ayçöreği, dizinin ilk kitabı olmasından dolayı 'olaya giriş' niteliğinde. Romanın ana kahramanlarından Servet, genç bir polis akademisi öğrencisidir. Zeki fakat bir o kadar da maceraperest bir karaktere sahip olması Servet'in akademiden kovulmasına neden olur. Her şeyin tamamen sona erdiğini düşünen Servet'in bir vapur yolculuğunda eski komşusu Azade ile karşılaşması her iki genç insanın da hayatında inanılmaz bir değişikliğin gerçekleşmesini sağlayacaktır. Se... Devamı

02 06 2006

YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU VE "YABAN" ROMANI ÜZERİNE

    Anasayfa  - "Alsah" Blogları İndexi  - Yeni Dergi - Yeniden Dergi (Turklog) - YenidenDergi -Dersimiz: Edebiyat - Rıfat Ilgaz Arşivi  - Taşköprü'den Bakış -  Kastamonu Net (Blogcu)  - Şiir Sayfası  - Öykü  -Sinema  - Atatürk - Edebiyat  - Roman Yazıları  -alsah / blog yazıları İndexi - Sanat ve Toplum  A. Biyografi - Yakup Kadri Karaosmanoğlu   27 Mart 1889'da Kahire'de doğdu. 13 Aralık 1974'te Ankara'da öldü.Öğrenimini Manisa, İzmir ve İskenderiye'de tamamladı, İstanbul'da ilk yazılarını Peyam ve İkdam gazetelerinde yayınladı. Millî Mücadele yıllarında Ankara'da Mustafa Kemal ile birlikte çalıştı. Tiran, Prag, Lahey, Bern elçiliklerinde bulundu. Manisa milletvekili seçildi.Yazı hayatına Fecr-i Âti Topluluğu'nda başlayan Yakup Kadri, toplumsal değişmeleri ve tarihî olayları ele aldığı romanlarıyla tanındı. Tanzimat'tan Cumhuriyete kadar görülen nesillerin sosyal bunalımlarını, çatışmalarını, yaşayış ve görüş farklılıklarını ayrı ayrı romanlarda tahlil etti.Birçok baskısı yapılan, sinemaya aktarılan ve yabancı dillere çevrilen romanları şunlardır: Kiralık Konak (1922), Nur Saba (1922], Hüküm Gecesi (1927), Sodom ve Gomore (1928 Yaban (1932), Ankara (1934), Bir Sürgün (1937), Panorama I, II (1953, 1954), Hep O Şarkı (1956)   Yeniden 'Yaban'  / Yüksel PAZARKAYA Yakup Kadri Karaosmanoğlu 'nun ''Yaban'' ı romanımızın ilk özgün örneği, ilk başyapıtıdır. Turgut Özakman 'ın ''Şu Çılgın Türkler'' inin gördüğü büyük ilgi ve topladığı beğeni, tıpkı ''Yaban'' gibi, yer ve zaman açısından tam hassas bir sürece rastladığını gösteriyor. ''Yaban'' , kurtuluşun ardından, kuruluş devriminin ulusal bütünleşmeye odaklandığı süreçte ortaya çıkmıştı. ''Şu Çılgın Türkler'' de... Devamı

02 06 2006

YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU VE "KİRALIK KONAK" ROMANI ÜZERİNE

    Anasayfa  - "Alsah" Blogları İndexi  - Yeni Dergi - Yeniden Dergi (Turklog) - YenidenDergi -Dersimiz: Edebiyat - Rıfat Ilgaz Arşivi  - Taşköprü'den Bakış -  Kastamonu Net (Blogcu)  - Şiir Sayfası  - Öykü  -Sinema  - Atatürk - Edebiyat  - Roman Yazıları  -alsah / blog yazıları İndexi - Sanat ve Toplum  Yakup Kadri Karaosmanoğlu - Kiralık Konak    A. Biyografi - Yakup Kadri Karaosmanoğlu   27 Mart 1889'da Kahire'de doğdu. 13 Aralık 1974'te Ankara'da öldü.Öğrenimini Manisa, İzmir ve İskenderiye'de tamamladı, İstanbul'da ilk yazılarını Peyam ve İkdam gazetelerinde yayınladı. Millî Mücadele yıllarında Ankara'da Mustafa Kemal ile birlikte çalıştı. Tiran, Prag, Lahey, Bern elçiliklerinde bulundu. Manisa milletvekili seçildi.Yazı hayatına Fecr-i Âti Topluluğu'nda başlayan Yakup Kadri, toplumsal değişmeleri ve tarihî olayları ele aldığı romanlarıyla tanındı. Tanzimat'tan Cumhuriyete kadar görülen nesillerin sosyal bunalımlarını, çatışmalarını, yaşayış ve görüş farklılıklarını ayrı ayrı romanlarda tahlil etti.Birçok baskısı yapılan, sinemaya aktarılan ve yabancı dillere çevrilen romanları şunlardır: Kiralık Konak (1922), Nur Saba (1922], Hüküm Gecesi (1927), Sodom ve Gomore (1928 Yaban (1932), Ankara (1934), Bir Sürgün (1937), Panorama I, II (1953, 1954), Hep O Şarkı (1956)   B. Romanın Özeti   Babadan kalma bir servete sahip olan Naim Efendi, memurluk yapmakta ve bu serveti özenle idare etmektedir. Naim Efendi, bir ana kadar müşfik, dul bir kadın kadar titizdir. Beş yıl kadar önce karısı Nefise Hanımefendi'yi kaybetmiştir. Naim Efendi, geçmişine her yönüyle bağlı bir Osmanlı beyefendisidir. Naim Efendi'nin kızı Sekine Hanım, tembel ve iradesiz bir kadındır. Kocası Servet Bey ise; kırk-beş yaşlarında, alafranga hayata düşkün bir in... Devamı

02 06 2006

YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU VE "ANKARA" ROMANI ÜZERİNE

    Anasayfa  - "Alsah" Blogları İndexi  - Yeni Dergi - Yeniden Dergi (Turklog) - YenidenDergi -Dersimiz: Edebiyat - Rıfat Ilgaz Arşivi  - Taşköprü'den Bakış -  Kastamonu Net (Blogcu)  - Şiir Sayfası  - Öykü  -Sinema  - Atatürk - Edebiyat  - Roman Yazıları  -alsah / blog yazıları İndexi - Sanat ve Toplum  Yakup Kadri Karaosmanoğlu - Ankara   A. Biyografi - Yakup Kadri Karaosmanoğlu   27 Mart 1889'da Kahire'de doğdu. 13 Aralık 1974'te Ankara'da öldü.Öğrenimini Manisa, İzmir ve İskenderiye'de tamamladı, İstanbul'da ilk yazılarını Peyam ve İkdam gazetelerinde yayınladı. Millî Mücadele yıllarında Ankara'da Mustafa Kemal ile birlikte çalıştı. Tiran, Prag, Lahey, Bern elçiliklerinde bulundu. Manisa milletvekili seçildi.Yazı hayatına Fecr-i Âti Topluluğu'nda başlayan Yakup Kadri, toplumsal değişmeleri ve tarihî olayları ele aldığı romanlarıyla tanındı. Tanzimat'tan Cumhuriyete kadar görülen nesillerin sosyal bunalımlarını, çatışmalarını, yaşayış ve görüş farklılıklarını ayrı ayrı romanlarda tahlil etti.Birçok baskısı yapılan, sinemaya aktarılan ve yabancı dillere çevrilen romanları şunlardır: Kiralık Konak (1922), Nur Saba (1922], Hüküm Gecesi (1927), Sodom ve Gomore (1928 Yaban (1932), Ankara (1934), Bir Sürgün (1937), Panorama I, II (1953, 1954), Hep O Şarkı (1956)   B. Romanın Özeti   Cumhuriyetimizin başkenti Ankara'yı anlatan Yakup Kadri'nin "Ankara" adlı romanı, üç ayrı dönemi ve bu dönemlerin Ankara hayatını yansıtması yönüyle ilginç ve okunmaya değer bir eserdir. Romanın başkahramanı Selma Hanımın hayatı, evlilikleri ve insanî ilişkileri ile birlikte Ankara'nın üç dönemi canlı tasvir ve olaylarla verilir.Bu dönemler:1. Millî Mücadele'den önceki Ankara (Savaş zenginlerinin, yolsuzlukların ve arayışların belirdiği Ankara)2. Millî... Devamı

01 06 2006

FARUK DUMAN / KIRK / ROMAN, 2006

    Anasayfa  - "Alsah" Blogları İndexi  - Yeni Dergi - Yeniden Dergi (Turklog) - YenidenDergi -Dersimiz: Edebiyat - Rıfat Ilgaz Arşivi  - Taşköprü'den Bakış -  Kastamonu Net (Blogcu)  - Şiir Sayfası  - Öykü  -Sinema  - Atatürk - Edebiyat  - Roman Yazıları  -alsah / blog yazıları İndexi - Sanat ve Toplum  Faruk Duman'la son romanı Kırk'ı konuştuk... 'Kendi roman anlayışımı kuramam...' Faruk Duman son yapıtı 'Kırk'la bu kez insan bilincinin varlığa ve yokluğa dair olduğu bir anlatıyla karşımıza çıkıyor. Duman'la romanını konuştuk. Mehmet ÇAKIR -Romandaki general karakteri ile Kenan Evren arasında benzerlik seziliyor. Dünya ve Türkiye tarihi açısından baktığınızda "cunta"ların insan ve toplumlar üzerindeki biçimleyici etkisini nasıl yorumluyorsunuz? - Kırk'ın generali daha çok bir işaret olmalıdır; zaten bizim algıladığımız askerin belirli kodları var, bu kodlar benim anlattığım komutanda da görülebilir. Okurumun bu hikâye kişisini buradan açacağını düşünüyorum, yine de bu elbette onun bileceği iş. Ama Kırk farklı bir şey, tabii benim işaret ettiğim, benim anladığım bir roman biçimi, burada bu bakımdan yaptığım işi açıklamam beklenemez. Ama şunu da elbette söylemek isterim: Bizde, bizimki gibi bir ülkede nasıl olur da askerin, cuntaların romanı yazılmaz? Elbette belirli dönemlerin romanları yazıldı, hem de çok güzel yazıldı. Ama sonuçta asker, general ya da bir cunta önderi, yalnızca ruh çözümleyicilerin değil; edebiyatçıların da incelemesi gereken bir alandır, yazınsal alana girmeliydi. Bunu ne bakımdan söylüyorum; bir cunta ve buna paralel olarak bir kıyıcı askeri önder, her şeyden önce, halkın sinir uçlarını yok eder, onu tepkisizleştirir. Bizde darbe dönemlerinin böyle bir etkisi olmuştur. Bizdeki isyan geleneğini hasara uğratmıştır. Bugün bunun... Devamı

01 06 2006

YAZILARI... BLOKLARIMIZDA MAYIS 2006 YAZILARI... BLOKLARIMIZDA M

    Anasayfa  - "Alsah" Blogları İndexi  - Yeni Dergi - Yeniden Dergi (Turklog) - YenidenDergi -Dersimiz: Edebiyat - Rıfat Ilgaz Arşivi  - Taşköprü'den Bakış -  Kastamonu Net (Blogcu)  - Şiir Sayfası  - Öykü  -Sinema  - Atatürk - Edebiyat  - Roman Yazıları  -alsah / blog yazıları İndexi - Sanat ve Toplum  BLOKLARIMIZDA MAYIS 2006 YAZILARI AlsahBloklarıİndexi 30/5/2006: "YENİ ÇERNOBİLLER İSTEMİYORUZ" / EMİNE ÖZCAN28/5/2006: KÜLTÜR, SANAT VE EDEBİYAT DERGİLERİ / WEB SAYFALARI İNDEXİ28/5/2006: CİDE VE BİR CİDE'Lİ: RIFAT ILGAZ... Nasrullah Gazetesi Haber Arşivi'nden27/5/2006: 27 MAYIS DERSLERİ / MÜMTAZ SOYSAL27/5/2006: CAĞALOĞLU'NA AĞIT / MEHMET GÜLER27/5/2006: RADİKAL KİTAP 26.05.2006 SAYISI'NDA A. ÖMER TÜRKEŞ YAKIN TARIH ROMANLARINA BAKIYOR26/5/2006: 2000’DE TÜRK SİNEMASI / CUMHURİYET-KÜLTÜR SERVİSİ26/5/2006: 1998'DE TÜRK SİNEMASI / TURHAN GÜRKAN25/5/2006: TÜRK SİNEMASI / NEJAT ULUSAY25/5/2006: OSMAN ŞAHİN VE MAHŞER / FECİR ALPTEKİN25/5/2006: RIFAT ILGAZ’IN ROMANINDAN ANADOLU PANORAMASINA / BİLDİRİ ÖZETİ / H. EMEL DİNSEVEN25/5/2006: 2006 SAİT FAİK ÖDÜLÜ (ARMAĞANI) VE ÖNCEKİLER25/5/2006: EN SEVİLEN TÜRK FİLMLERİ 14-12-200525/5/2006: TÜRK SİNEMASI ALANINDA ÖNEMLİ BİR SİTE: "http://www.turksinemasi.com"25/5/2006: BAŞLANGICINDAN BUGÜNE "ALTIN PORTALAL'IN EN İYİLERİ / Ali ŞAHİN25/5/2006: "YEDİNCİSANAT"TAN TÜRK SİNEMASI ÜZERİNE YAZILAR SEÇKİSİ / ALİ ŞAHİN25/5/2006: RIFAT ILGAZIN ŞİİRİ'NE KISA BİR YOLCULUK / BİLDİRİ ÖZETİ / MEHMET AYDIN25/5/2006: RIFAT ILGAZ 2006- KASTAMONU SEMPOZYUMU'NDAN İZLENİMLER / ALİ ŞAHİN25/5/2006: RIFAT ILGAZ SICAKLIĞI... / İZLENİMLER / BARIŞ CANOĞUL25/5/2006: RIFAT ILGAZ 2006- KASTAMONU SEMPOZYUMU'NDAN İZLENİMLER / BARIŞ CANOĞUL4/5/2006: ALİ ŞAHİN SİTE & BLOK & WEB SAYFALARI / ALSAH4/5/2006: ERMENİ İDDİALARININ HUKİKİ TEMELİ YOK / ... Devamı

21 05 2006

ORHAN KEMAL'İN CEMİLE'Sİ ÖLDÜ

    Anasayfa  - "Alsah" Blogları İndexi  - Yeni Dergi - Yeniden Dergi (Turklog) - YenidenDergi -Dersimiz: Edebiyat - Rıfat Ilgaz Arşivi  - Taşköprü'den Bakış -  Kastamonu Net (Blogcu)  - Şiir Sayfası  - Öykü  -Sinema  - Atatürk - Edebiyat  - Roman Yazıları  -alsah / blog yazıları İndexi - Sanat ve Toplum  YAZARIN ESİN KAYNAĞIYDI Orhan Kemal'in Cemile'si öldü İstanbul Haber Servisi - Türk edebiyatının usta kalemi Orhan Kemal 'in Cemile romanında anlattığı eşi Nuriye Öğütçü önceki gece yaşamını yitirdi. 1922 yılında Yugoslavya'da doğan Öğütçü, Adana'da Milli Mensucat Fabrikası'nda dokuma işçisi olarak çalışırken Orhan Kemal'le tanıştı. Kemal'le 1937 yılında evlenen Öğütçü, Orhan Kemal'in Avare Yıllar , Dünya Evi ve Cemile kitaplarına esin kaynağı oldu. Orhan Kemal, 1952'de yayımlanan romanı Cemile' de eşi için, ''Tekmil hayatı ıstırapla geçmiş, yıllardır kahrımı çekmekten usanıp yorulmayan cefakâr karıma...'' ifadesini kullanmıştı. Nuriye Öğütçü'nün cenazesi bugün Teşvikiye Camii'nde kılınacak öğle namazının ardından Zincirlikuyu'daki aile mezarlığına defnedilecek.   Cumhuriyet 21.05.2006... Devamı

14 05 2006

YENİ KİTAPLARIYLA ALTIN PORTAKALLI ŞAİRLER YÜCEL KAYIRAN VE BİRH

    Anasayfa  - "Alsah" Blogları İndexi  - Yeni Dergi - Yeniden Dergi (Turklog) - YenidenDergi -Dersimiz: Edebiyat - Rıfat Ilgaz Arşivi  - Taşköprü'den Bakış -  Kastamonu Net (Blogcu)  - Şiir Sayfası  - Öykü  -Sinema  - Atatürk - Edebiyat  - Roman Yazıları  -alsah / blog yazıları İndexi - Sanat ve Toplum  YENİ KİTAPLARIYLA ALTIN PORTAKALLI ŞAİRLER YÜCEL KAYIRAN VE BİRHAN KESKİN... "İkimiz de üryan şiir yazıyoruz"Altın Portakal Şiir Ödüllü iki şair, Birhan Keskin ile Yücel Kayıran, yeni kitaplarını ve yükselişe geçen Türk şiirini Milliyet Kitap okurları için anlattı. SERPİL GÜLGÛN - FOTOĞRAF: ERCAN ARSLAN / Söyleşi2005 Altın Portakal Şiir Ödülü'nü kazanan Yücel Kayıran ve aynı ödülün 2006'daki sahibi Birhan Keskin, okurlarının karşısına bu ay yeni şiir kitaplarıyla çıkıyor. Keskin'in "Y'ol"unun ilk bölümünü oluşturan "Taş Parçaları" 55 günde yazılmış. Kayıran'ın "Çalgın"ı ise sekiz yıla yayılmış... Daha önce Enis Batur'dan Gülten Akın'a, Ahmet Oktay'dan Mehmet Taner'e dek pek çok ünlü şairin de kazandığı Altın Portakal Şiir Ödülü'nü alan her iki şair de 20 yıldan bu yana şiir yazıyor. Ve ikisi de şairin üryanlığına inanıyor. "Y'ol" Birhan Keskin'in 7., "Çalgın" ise Yücel Kayıran'ın üçüncü kitapları. İki ödüllü şairle hem yeni kitaplarını hem de, hazırladığımız "Türk Şiiri Yükselişte" başlıklı dosyamızdan hareketle, şiirin gelişimini konuştuk. Sizin "Çalgın", sizin ise "Y'ol" adlı kitaplarınız yayımlanıyor Metis'ten. "Çalgın" ne demek?Y. Kayıran: Çalgın nazar kelimesiyle bağlantılı bir kelime. Nazar bilindiği gibi bakış demek. Nazar değmesi ifadesi, ötekinin bakışı altına kalmak anlamına gelir. Öteki öyle bakar ki, bakışıyla sanki ruhumuzdan bir parça alır. Dolayısıyla 'çalgın', ötekinin bakışıyla ruhundan parça alınan ve ruhundan çalınan par... Devamı

14 05 2006

PERİHAN MAĞDEN: "KİTAP FETİŞİSTİ DEĞİLİM!"

    Anasayfa  - "Alsah" Blogları İndexi  - Yeni Dergi - Yeniden Dergi (Turklog) - YenidenDergi -Dersimiz: Edebiyat - Rıfat Ilgaz Arşivi  - Taşköprü'den Bakış -  Kastamonu Net (Blogcu)  - Şiir Sayfası  - Öykü  -Sinema  - Atatürk - Edebiyat  - Roman Yazıları  -alsah / blog yazıları İndexi - Sanat ve Toplum  "KİTAP FETİŞİSTİ DEĞİLİM!" "Az kitabı çok bağlılıkla sevdim!"Romanları, öyküleri ve gazete yazılarıyla okurunu sarsan; şu sıralar, yazdığı bir yazıda 'halkı askerlikten soğuttuğu' gerekçesiye üç yıl hapsi istenen Perihan Mağden'in kütüphanesinin kapılarını sizin için araladık.SEMA ASLAN / Kütüphane - FOTOĞRAFLAR: ERCAN ARSLAN Hemen her yazısıyla olay yaratan Perihan Mağden'in nasıl bir kütüphanesi vardır? İlgi alanının çeşitliliğine ve üretken yazar kimliğine bakarak, 'dağınık' olduğunu mu düşünüyorsunuz? Ya da psikoloji formasyonu nedeniyle raf raf psikoloji kitapları mı bekliyorsunuz? Kendisine çok sayıda 'protokol kitabı' gönderildiğini ve yurt dışından da çantalarla kitap taşıdığını varsayarak duvarların silme kütüphane kaplı olduğunu da düşünmüş olabilirsiniz. Ama... Öncelikle Perihan Mağden'in kırmızı evi ve kütüphanesi, köpeği Pamuk'un korumasında. Pamuk, üç buçuk yıldır bu evde yaşıyor; şu ana kadar yaklaşık 20 kişiyi ısırdığı için söyleşimiz sırasında kendisinden uzak durduk; onu kızdırmamak için Mağden'in kitaplarına fazla dokunmamaya özen gösterdik. Perihan Mağden, başak burcu. Kitaplar, alfabetik bir düzende ve neredeyse boy sırasıyla duruyor raflarda. Duvarlarla aynı renkteki kütüphane, evin katları arasında dağılmış durumda. Üst katta, bir tanesi trabzanda olmak üzere, üç ayrı kütüphane var. Alt kattaki, Mağden'in annesinden kendisine kalan Varlık Yayınları'ndan çıkmış şiir kitapları ile kızı Melek'in kitaplarından oluşuyor. Duvarları bo... Devamı

08 05 2006

2003 ROMANLARI- Asuman Kafaoğlu BÜKE (E dergisi Ocak 2004)

    Anasayfa  - "Alsah" Blogları İndexi  - Yeni Dergi - Yeniden Dergi (Turklog) - YenidenDergi -Dersimiz: Edebiyat - Rıfat Ilgaz Arşivi  - Taşköprü'den Bakış -  Kastamonu Net (Blogcu)  - Şiir Sayfası  - Öykü  -Sinema  - Atatürk - Edebiyat  - Roman Yazıları  -alsah / blog yazıları İndexi - Sanat ve Toplum  2003 ROMANLARI-Asuman Kafaoğlu BÜKE E dergisi Ocak 2004 Yıl boyunca çok sayıda kitap okumama rağmen, böyle bir yazı istendiğinde acaba unuttuğum ya da fark etmediğim romanlar oldu mu diye korkuyorum. Mutlaka gözümden kaçanlar oluyor, ne yazık ki küçük yayınevlerinin az sayıda baskı yapan kitapları fark edilmeyebiliyorlar. Bunların arasında belki övgüye değer olanlar da vardı, ama sonuçta yazarların ve yayınevlerinin bana ulaştırdıkları kitaplarla sınırlı kalıyor seçkim. Aslında bunların sayısı da yüzün üzerinde ve bu da fena bir rakam değil ama yine de kuşku duymadan edemiyor insan. 2003 yılı boyunca çok az sayıda polisiye ve bilim kurgu okudum, bu türlere genelde yabancı sayılırım, fakat bunların arasında Ahmet Ümit’in “Beyoğlu Rapsodisi” ve Sadık Yemni’nin “Çözücü” romanları bu yılın en çok söz edilen romanları arasında ve türlerinin iyi örnekleri olduğundan konuya onlarla başlayalım. Beyoğlu’nun arka sokakları son yıllarda (aslında 90’lardan beri) filmlerde bir sinema seti gibi kullanılmaya başlandı. Neredeyse her Türk filminde Beyoğlu’nda geçen sahneler oluyordu. Ağır Roman, Hamam, Dönersen Islık Çal gibi hemen aklıma gelen bir sürü film var Beyoğlu sokaklarını kendine stüdyo yapan. Romanlarda da Beyoğlu’nun çok kültürlü, çeşit çeşit insan dolu yapısı fon olarak kullanılıyor. Ahmet Ümit Beyoğlu’nun kozmopolit yapısından etkilenen yazarlardan. Romanında Beyoğlu’nun canlı bir organizma gibi olan dokusuna ve hâlâ orada yaşamlarını ... Devamı

08 05 2006

ROMAN DEĞERLENDİRMESİ 3 (1999 YILI ROMANLARI) / (NAZİR AKALIN)

    Anasayfa  - "Alsah" Blogları İndexi  - Yeni Dergi - Yeniden Dergi (Turklog) - YenidenDergi -Dersimiz: Edebiyat - Rıfat Ilgaz Arşivi  - Taşköprü'den Bakış -  Kastamonu Net (Blogcu)  - Şiir Sayfası  - Öykü  -Sinema  - Atatürk - Edebiyat  - Roman Yazıları  -alsah / blog yazıları İndexi - Sanat ve Toplum  ROMAN DEĞERLENDİRMESİ 3 / (NAZİR AKALIN)   Tutku Romanları1999 yılında yayınlanan sekiz roman, tutku teması etrafında cinsellik ve eşcinsellik takıntılarını işler. Bunlar sırasıyla Erendiz Atasü’nün Gençliğin O Yakıcı Mevsimi, Armağan Tekdöner’ın Çırak, Bilge Karasu’nun Kılavuz, Celal Hafifbilek’in ...Ve Sevgili Rozika, İbrahim Altun’un Romantik Salgın, Metin Kaçan’ın Harman Kaplan, Füsun Önal’ın Sinirli Vatandaş Cenk Cengâver’in Sosyal Bunalımları, Hasan Ali Toptaş’ın Kayıp Hayaller Kitabı’dır.Erendiz Atasü’nün son romanı Gençliğin O Yakıcı Mevsimi, ’68 kuşağına mensup genç bir kadının cinselliği nasıl keşfettiğini, dışındaki dünyadaki çatışmalarla irtibatlandırarak kurgulayan bir kitap. Romanın derin yapısını, kahramanın hisleri ve sahip olduğu değerler arasındaki çatışmalar oluşturur. Bu yapıyı kurarken yazar, kadınların cinsellik adı altında kırık yaşantılar yaşadığının altını çizmeye dikkat eder. Cinselliğin insanların şuurunda bulanık bir şekilde yer ettiğini; kadınların itiraf etmekten, erkeklerin ise tahmin etmekten aciz kaldığını sezdirmeye çalışır. Yani bugünkü Türk cemiyeti, aşka yabancıdır. Aşkı karşılıklı yaşamanın şuurunda değildir. Çünkü aşk bu cemiyette vuslatı olmayan, dokunulamayan, kavuşulamayan; ancak uğrunda acı çekilen bir şeydir. Onun için hayat bütün akıcılığı ile kayıp gitmekte, umutlar, sevgiler, yanılsamalar ve yenilgiler; romanın kahramanını çürüyen bir cemiyetin mensubu olmaya mahkûm etmektedir. Dili... Devamı

08 05 2006

ROMAN DEĞERLENDİRMESİ 2 (1999 YILI ROMANLARI) / (NAZİR AKALIN)

    Anasayfa  - "Alsah" Blogları İndexi  - Yeni Dergi - Yeniden Dergi (Turklog) - YenidenDergi -Dersimiz: Edebiyat - Rıfat Ilgaz Arşivi  - Taşköprü'den Bakış -  Kastamonu Net (Blogcu)  - Şiir Sayfası  - Öykü  -Sinema  - Atatürk - Edebiyat  - Roman Yazıları  -alsah / blog yazıları İndexi - Sanat ve Toplum  ROMAN DEĞERLENDİRMESİ 2 / (NAZİR AKALIN) Politik Romanlar1999 yılında yayınlanan romanların dokuz tanesi, konularını yakın tarihte yaşanmış olan anarşi ve terör olaylarından alır. Bunlar sırasıyla, Vedat Türkali’nin iki ciltlik Güven, Yiğit Okur’un Hulki Bey ve Arkadaşları, Timur Ertekin’in Şamanın Üç Soygunu, Tahir Abacı’nın İkinci Adım, Öner Yağcı’nın Kaptan, A. Vahap Öntaş’ın Belgitay, Sürgündeki Gövdenin İki Görüntüsü, Ozan Veli’nin Gaban 1 Fecir Baskınları, Cem Selcen’in 1578 ve Kaan Arslanoğlu’nun İntihar Zamanımızın Bir Kahramanı adlarını taşıyan romanlarıdır. Yayınlanma macerası bakımından etrafında bir gürültü-patırtı kopartılan Güven, Bir Gün Tek Başına adlı romanıyla tanıdığımız Vedat Türkali’nin son romanıdır. Epsilon Yayınevi'nin kitabın basımından vazgeçmesi ile medyada adını duyuran Güven, Gendaş Kültür tarafından "Yakın siyasi tarihimizin büyük atlası" iddiasıyla piyasaya sürülür. Beş kitap olarak tasarlanan ve iki cilt halinde İngiltere’de yazılan roman toplam 1261 sayfadır (Savaş Yılları / Kara Duvarın Gölgesinde / Daldaki Kiraz adını taşıyan birinci cilt 747 sayfa; Savaş Bitiyor / Savaş Başladı adını taşıyan ikinci cilt ise 514 sayfadır). Yazar İkinci Dünya Savaşı yıllarında, kendisinin de içinde bulunduğu Türkiye’deki komünist hareketlerinin tarihini anlatma gayesiyle kaleme aldığı romanında oldukça iddialı bir çıkış yapar. Yazarın 10 yılda yazdığını söylediği romanın merkezinde, Türkiye Komünist Partisi’... Devamı

08 05 2006

ROMAN DEĞERLENDİRMESİ 1 (1999 YILI ROMANLARI) / (NAZİR AKALIN)

    Anasayfa  - "Alsah" Blogları İndexi  - Yeni Dergi - Yeniden Dergi (Turklog) - YenidenDergi -Dersimiz: Edebiyat - Rıfat Ilgaz Arşivi  - Taşköprü'den Bakış -  Kastamonu Net (Blogcu)  - Şiir Sayfası  - Öykü  -Sinema  - Atatürk - Edebiyat  - Roman Yazıları  -alsah / blog yazıları İndexi - Sanat ve Toplum  ROMAN DEĞERLENDİRMESİ 1 / (NAZİR AKALIN)   TÜRK EDEBİYATINDA XX. YÜZYILIN SON ROMANLARIROMAN’TİK GELİŞMELERTürk fikir hayatında büyük bir yeri olan Nurettin Topçu’nun ilk ve tek romanı Reha, Dergâh Yayınları tarafından yayınlandı. Reha, Nurettin Topçu’nun 1926-1936 yılları arasında yazdığı ve bugüne kadar yayımlanmamış bir ilk gençlik romanı. Topçu, vaktiyle yakın talebelerine bu romanından söz eder, ancak sağlığında bastırmak istemediğini, vefatından sonra ise basılabileceğini söyler. 3 Şubat 1998 tarihine kadar romanın akıbeti hakkında detaylı bir bilgi yokken, bu tarihin akşamında Topçu’nun yeğeni Ayşe hanımın evinde Orhan Okay, Ezel Erverdi ve İsmail Kara, Topçu’nun evrakını karıştırırken bu romana rastlar ve basılmasına karar verirler. Yazar, Reha’yı yazmaya ilk olarak 4 Eylül 1926’da, 17 yaşında iken başlamış, 21 Mayıs 1936’da ise bitirmiştir. Reha, Topçu’nun fikir hayatı ve dünya görüşünün teşekkül ettiği vasatı göstermesi bakımından önemli ipuçları verir.Sermet Muhtar Alus’un 1935 yılında Cumhuriyet gazetesinde tefrika edilen, ve Sultan II. Abdülhamid’in son günlerini hikâye eden Onikiler adlı romanı, Eser Tutel ve Faruk Ilıkan tarafından yayına hazırlanarak İletişim Yayınları arasından çıktı.Türk romanının büyük ustası Peyami Safa’nın 100. Doğum Yıldönümü münasebetiyle Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde iki gün devam eden önemli toplantılar yapıldı. “Peyami’den Kalanlar” adlı bir sergi açıldı.... Devamı