41 Takipçi | 46 Takip
Kategorilerim

Sevdiğim Fotoğraflar

Gitmek İstediğim Yerler

Benim Tarzım

Okumak İstediklerim

İzlediklerim

Gezdiğim Yerler

Evim İçin

Eğitim

Kitap

Diğer İçeriklerim (274)

Düş Kırgınları / A. Ozan COŞKUN

REŞAT ENİS’İN ÜÇ ROMANINDA KADINLAR/ Sennur SEZER

ROMANIN BAŞINA GELENLER, İNSANIN BAŞINA GELENLERDİR / AYDIN ÇUBU

İki Yazı: "Kadın Yazarlar"- "Polisiye Yazan Kadın Yazarlar" A.

Kitap : Romanlarını Fransızca da yazan Osman Necmi Gürmen, '

Demir Özlü 'Dalgalar'da, anlatıcısının bunaltıları yoluy

Bir kadın tarafından yazılmış ilk polisiyenin yayım tarihi 1936.

YERE DÜŞEN DUALAR / ASUMAN KAFAOĞLU-BÜKE / A. ÖMER TÜRKEŞ / SEMİ

ÜNLÜ TÜRK YAZAR VE ŞAİRLERİ

Tüm Kitapları İle Meltem Arıkan/ Kendi WEB Sayfasından...

Sibel Türker'den günümüz Türkiyesi'nden gençlik manzaral

Baba ve Piç/ Asuman KAFAOĞLU-BÜKE

YAŞAR KEMAL, BİR GEÇİŞ DÖNEMİ ROMANCISI

Har- Bir Kıyamet Romanı'ndan Bir Bölüm.../ Murat Uyurkulak

Kitap Eleştirileri/ A. Ömer Türkeş

Eski Kitaplar/ A. Ömer Türkeş

Kaan Arslanoğlu: Kalemini çeken ölmeyi göze alır/ Aslı Tohumcu

2005'te Yayımlanan 320 Romandan 80'i Kadın Yazarlara Ait

Elif Şafak'ın yeni romanı "Baba ve Piç" 8 Mart'ta yayıml

Hasan Ali Toptaş Yeni Romanı "Uykuların Doğusu"yla Okur Karşısı

Bir Yol Hikayesi: Gambi/ A. Ömer TÜRKEŞ

'Açıkoturumlar Çağı'/ Erendiz ATASÜ

Seksen yıl öncesinden bir İstanbul romanı / Nevra BUCAK

23. Ölüm Yıldönümünde Kemal Bilbaşar'ı A. Ömer Türkeş'in

2004 yılının ilk yedi ayı içinde Cumhuriyet tarihinin roman reko

Kemal Tahir’in ("F.M. İkinci") Mayk Hammer’in macera

Romanda millici yükseliş/ MAHMUT HAMSİCİ

Türk Romanının İlk Yüz Yılında Anlatım Tekniği ve Kurgu/ Handan

Romancı Kemal Bilbaşar

Öykücü Kemal Bilbaşar

Tüm içeriklerim
Takipçilerim (41)
30 04 2006

Düş Kırgınları / A. Ozan COŞKUN

    Anasayfa  - "Alsah" Blogları İndexi  - Yeni Dergi - Yeniden Dergi (Turklog) - YenidenDergi -Dersimiz: Edebiyat - Rıfat Ilgaz Arşivi  - Taşköprü'den Bakış -  Kastamonu Net (Blogcu)  - Şiir Sayfası  - Öykü  -Sinema  - Atatürk - Edebiyat  - Roman Yazıları  -alsah / blog yazıları İndexi - Sanat ve Toplum  17.11.2005   1  - 2  - 3  - 4  - 5  - 6  - 7  - 8  - 9  - 10  - 11  - 12  - 13  - 14  - 15  - 16  - 17 KISA KISA... KISA KISA... KISA KISA... KISA KISA... Fiyortlar Sennur SEZER Son yıllarda 'toplum dışı' diye adlandırılabilecek 'evsiz'lerin sayısı ne kadar arttı farkında mısınız? Yavaş yavaş dükkânların önüne eski kolileri serip yatanları, park kanepesinde geceleyenleri, yonca kavşak altlarındaki yeşilliklere uzananları kanıksadık. Kar yağmaya başladığında bu çaresiz insanların bazıları toplanıp bir spor salonunda barındırılıyor, bu arada yıkanıp,arıtılıyor. Saçları kesiliyor, karınları doyuruluyor, hava açınca ... bu "mutlu ve sıcak günler" sona eriyor. Ne arayan var onları ne soran. Darülaceze sanki başka bir amaçla kurulmuş. Sokak çocukları için ne yapılacağınıysa bu işin sorumluları bile tam planlamış değil. Bu konunun Brezilya'daki gibi 'itlaf 'la çözümlenmediğine şükrediliyor.Bu yersiz yurtsuzların bir toplumsal problem olduğu gerçek. Ama onların ne düşündükleri, neden sokaklarda oldukları konusuna pek eğilinmediği de bir gerçek. Bu 'dışlanmışlar'a aykırılıkları yüzünden yalnız kalanlar/dışlananlar da eklenebilir. Ruhan Mavruk, Yılmaz Yeşildağ ile birlikte yıllar önce bu türden insanlarla konuşarak Evrensel'e bir yazı dizisi hazırlamıştı. Dizinin adı Fiyortlar'dı. Bu... Devamı

17 04 2006

REŞAT ENİS’İN ÜÇ ROMANINDA KADINLAR/ Sennur SEZER

    Anasayfa  - "Alsah" Blogları İndexi  - Yeni Dergi - Yeniden Dergi (Turklog) - YenidenDergi -Dersimiz: Edebiyat - Rıfat Ilgaz Arşivi  - Taşköprü'den Bakış -  Kastamonu Net (Blogcu)  - Şiir Sayfası  - Öykü  -Sinema  - Atatürk - Edebiyat  - Roman Yazıları  -alsah / blog yazıları İndexi - Sanat ve Toplum  REŞAT ENİS’İN ÜÇ ROMANINDA KADINLARSennur Sezer Reşat Enis, edebiyatımızda emekçi sorunlarına yer veren öncülerden biridir. Edebiyatımızda emekçi sorunlarından söz etmek, çalışan kadınların durumunu da tartışmayı gerektirir, çünkü coğrafyamızda kadının işçileşme süreci 18. yüzyıla uzanmaktadır. Çalışan kadının hem emek hem cinsellik sömürüsü, hemen ilk işçi öyküsü sayılabilecek Hakk-ı Sükut (Sus Payı) adlı  öyküde dile getirilir. Öykünün yazarı Refik Halit Karay 1909 yılında yayınlanan bu öyküde, Bursa’da bir kozahanede çalışan kızların genç yaşta ölmelerine yol açan bir hastalığa yakalanışlarını anlatır. Gençkızlar, ustabaşının yakınlık duyduğu kızları kayırdığını görerek, kendilerini ona beğendirmek için çırpınırlar. 1927 yılında yayınlanan Çulluk romanında  hem fabrika hem atölye iş koşulları anlatılarak kadın ve çocuk emeğinin sömürülüşü  gösterilir. Mahmut Yesari’nin bu romanında irdelediği fabrika çalışanlarının büyük bölümünün kadın olduğu Cibali tütün fabrikasıdır. Çocuk emeğinin  sömürülüşüyse Cağaloğlu’nda bir basımevinin kitap kırma atölyesi anlatılarak yansıtılır.  Yesari, romanın ana kahramanı Münevver  ve çevresindeki öteki işçi kızlar yoluyla, çalışan kızların emekleri  yanında düşleri  ve cinselliklerinin de  sömürülüşünü   irdeler. Münevver, bütün işçi kızların beğendiği Murat’ın kendisiyle ilişki kurmasından mutlu, evlilik düşleri kurmaktadır. Murat ise Münevver’i köydeki nişanl... Devamı

17 04 2006

ROMANIN BAŞINA GELENLER, İNSANIN BAŞINA GELENLERDİR / AYDIN ÇUBU

    Anasayfa  - "Alsah" Blogları İndexi  - Yeni Dergi - Yeniden Dergi (Turklog) - YenidenDergi -Dersimiz: Edebiyat - Rıfat Ilgaz Arşivi  - Taşköprü'den Bakış -  Kastamonu Net (Blogcu)  - Şiir Sayfası  - Öykü  -Sinema  - Atatürk - Edebiyat  - Roman Yazıları  -alsah / blog yazıları İndexi - Sanat ve Toplum  ROMANIN BAŞINA GELENLER, İNSANIN BAŞINA GELENLERDİRAydın Çubukçu Bir zamanlar, en çok okunan romanların başında 'tarihi kahramanlık romanı' diye adlandırılmış olanlar gelirdi. Kapaklarında böyle yazardı. Belki Abdullah Ziya Kozanoğlu'nun, Enver Behnan Şapolyo'nun ya da Nihal Atsız'ın imzasını taşırlardı. Vitrinlerdeki başka romanların kapaklarında başka açıklayıcı başlıklar bulunurdu: 'terbiyevi aşk romanı', 'terbiyevi roman', 'aşk ve macera romanı', yalnızca 'macera romanı' , yalnızca 'aşk romanı', 'polisiye roman', 'polisiye macera', 'korku romanı'... Bazıları, daha ileri gider, kahramanının kimliği hakkında da 'mufassal' açıklamalar verirdi: 'Amerikanın en meşhur hafiyesinin maceraları: Nat Pinkerton...' Bu, okuyucusunun seçimini kolaylaştıracağına inanan bir 'piyasa romancılığı' anlayışının gereğiydi. Ne de olsa bu 'roman'lar, biraz 'düşük seviyeli' ve açıklama isteyen bir okuyucuyu ilgilendiriyordu! Elbette edebiyat öğretmenleri, derslerinde roman konusunu işlerken başka türlerden söz ederlerdi: Biyografik roman, otobiyografik roman, tarihi roman, psikolojik roman, mektup biçiminde yazılmış romanlar, pastoral roman... Ama vitrinlerde, kapaklarında böyle adlandırılmış romanlar görülmezdi. Bunlara örnek olarak, Rousseau'nun Emile'i, Laclos'un Tehlikeli Alakalar'ı, yerine göre Tolstoy'un, Dostoyevski'nin romanları verilirdi: yalnızca roman o... Devamı

31 03 2006

İki Yazı: "Kadın Yazarlar"- "Polisiye Yazan Kadın Yazarlar" A.

Anasayfa   Rıfat Ilgaz Arşivi   Taşköprü'den Bakış    Kastamonu Net (Blogcu)    Şiir Sayfası   Öykü    Sinema   Atatürk  Edebiyat   Roman Yazıları Radikal Kitap    Kaynak: Radikal Kitap, 30.03.2006   __________________________________________________________   Anasayfa   Rıfat Ilgaz Arşivi   Taşköprü'den Bakış    Kastamonu Net (Blogcu)    Şiir Sayfası   Öykü    Sinema   Atatürk  Edebiyat   Roman Yazıları  alsah / blog yazıları İndexi    A. Ömer TÜRKEŞ: "KADIN YAZARLAR"   KADINLARIN KİMLİK / ÖZGÜRLÜK ARAYIŞININ ÖYKÜSÜ   Edebi ölçütler içerisinde "kadın yazar" - "erkek yazar" ayrımı yapmayı anlamlı bulmuyorum. Ancak edebiyat sosyolojisi için bu ayrım pekala anlamlı, hatta toplumsal zihniyet araştırmaları açısından elzemdir; hele ki söz konusu toplum Osmanlı Devletiyse, dünü ve bugünüyle Türkiye Cumhuriyeti ise... Nitekim "erkek yazar"larla "kadın yazar"lar arasındaki bakış farkları romanın daha ilk örneklerinde kendisini belli etmiş uzun bir tarih boyunca, ister Kemalist ister Sosyalist ve isterse İslamcı kadın yazarların en çok uğraştıkları mesele kadının kimlik ve özgürlük arayışı olmuştur. Meşruiyetini hiç tartışmadığım söz konusu arayışın gerek edebiyat gerekse de toplumsal hayat açısından zenginleştirici etkileri de kayda değer.Kadınlar Sahneye Çıkarken Osmanlı'yı modernleştirme hamlesinde roman sanatına eğitici, ilerletici bir araç. rolü biçilmiştir, Ancak modernleşmenin hedefi ne siyasal ne de kurumsal yapılardır, Tanzimat dönemi yazarları Doğu-Batı farklılığını kadın-erkek ilişkilerinde ararmışlar, üzerinde durdukları konular aşk, evlilik, cariyelik, sonrasında cinsellik ile sınırlı kalmıştır. Roman alanın... Devamı

31 03 2006

Kitap : Romanlarını Fransızca da yazan Osman Necmi Gürmen, '

Kitap   Anasayfa   Rıfat Ilgaz Arşivi   Taşköprü'den Bakış    Kastamonu Net (Blogcu)    Şiir Sayfası   Öykü    Sinema   Atatürk  Edebiyat   Roman Yazıları 'Camia'yla şahıs, deliyle veli Romanlarını Fransızca da yazan Osman Necmi Gürmen, 'Râna'da Osmanlı'nın son, Cumhuriyet'in ilk döneminde yaşamış bir kadının isyanını anlatıyor 31/03/2006 (5 defa okundu) RAGIP DURAN (Arşivi)İnce ve nazik bir adam. Yetmiş sekiz yaşına rağmen dinç. Siverek'ten söz ederken orijinal Kürt şivesiyle, Balzac'tan bahsederken Paris aksanı Fransızca konuşuyor. Uzun yıllar yaşadığı Bodrum'un güneşli rahatlığı da var mizacında. Ama o da Râna gibi hakiki bir İstanbullu. Hatta soyu tükenmekte olan İstanbul beyefendilerinden. Çok mütevazı bir yazar. Bu dört kentin yazarlığı üzerindeki etkilerini sorarak başladık söyleşiye. "Aslında yazma ihtiyacı şu ya da bu yörede doğmak yaşamakla doğmuyor insanda. İçinden gelen tepkiler, hissiyatlar var. Ve bunları çıkarmak istediğinizde, bir ifade tarzı olarak yöreler bir başkalık getiriyor. Mesela ben İstanbul'da doğdum. Kökenim Siverek. Baba tarafım. Ana tarafı eski bir İstanbul ailesi. Daha çocukken, baba tarafından aşiret, aile, akraba tarafından sık sık İstanbul'a gelen insanlarla karşılaştım. Aslında Siverek'e gitmeden Paris'e gittim. Burada Saint Joseph'i bitirdim. Sonra Paris, 1946. Oraya gittiğimde de Paris bugünkü Paris değildi. Savaş sonrası. Edebiyat mevzusunda orada bana bir şey verebilecek bir ortam yoktu. Sefalet vardı. Yiyecek yok, içecek yok, hiçbir şey yok." İstanbul, Paris, Siverek ve Bodrum'un Osman Necmi Gürmen üzerindeki etkilerini deşmeye çalışıyorum hâlâ. Bir de Doğu-Batı meselesini... "İnsan bir şeyi nasıl açıklar ya da ifade eder? Bir sürü im var, yazı yazarken mesela, metafor var, bir sürü şe... Devamı

31 03 2006

Demir Özlü 'Dalgalar'da, anlatıcısının bunaltıları yoluy

Radikal Kitap  Anasayfa   Rıfat Ilgaz Arşivi   Taşköprü'den Bakış    Kastamonu Net (Blogcu)    Şiir Sayfası   Öykü    Sinema   Atatürk  Edebiyat   Roman Yazıları  'Dalgalar o kıyıya ölüm taşıdılar'   Demir Özlü 'Dalgalar'da, anlatıcısının bunaltıları yoluyla geçmişe yöneliyor. İstanbul, Stockholm ve Bangkok üçgeninde geçen roman, anlatıcının anımsama dalgalarından almıştır adını   31/03/2006   SENNUR SEZER   Kimin olduğunu bilmeden okuduğunuz bir metindeki kimi özellikler bazen iyi bildiğiniz bir yazarı anımsatır size. Örneğin, dersiniz ki, "Binalar, sokaklar kimlik kazanmış sanki, bu yazar ya Demir Özlü'dür ya da onun izleyicilerinden biri." Bir yazarın kendini okurlarından herhangi birine böyle anımsatabilmesi elbet kolay değil. İşlediği konulara bakış açısının, anlatımının bir tür imza niteliği kazanması yıllar alır. Gerçi böyle yazarların 'çok satar' olduğu da pek görülmemiştir ama 'istikrarlı' okurları, 'tiryakileri' vardır. Örnek olarak Demir Özlü'yü verdim, çünkü Demir Özlü'nün son kitabından söz etmek istiyorum, Dalgalar'dan. Özlü, bir süredir, sanırım Amerika 1954'ten beri, anlatım özelliği durumuna gelmiş şehir kimliklerinin öte yüzünü daha kalın çizgilerle çizmeye başladı. Dalgalar, 'yazar' imzalı bir uyarı/sunu ile başlıyor. "Bu bir yolculuğun anlatımıdır." Anlatıda yer alan üç kent: İstanbul, Stockholm ve Bangkok, yaşanmış kentlerdir. Anlatıdaki yolcular ise "Hikâyenin anlatıcısı, onun genç oğlu Tim, Tim'in Taylanlandlı eşi Tao ile bu iki genç insanın küçük oğulları Emil"dir. Sunu, iki önemli konuyu hatırlatıyor, bu yolcuların ilk durakları Hint Okyanusu kıyısındaki Krabi ile Phuket'ti. Anlatılan yolculuktan altı ay sonra bu kıyılarda Kuzey Endonezya depremi sonucu üç ... Devamı

31 03 2006

Bir kadın tarafından yazılmış ilk polisiyenin yayım tarihi 1936.

  Anasayfa   Rıfat Ilgaz Arşivi   Taşköprü'den Bakış    Kastamonu Net (Blogcu)    Şiir Sayfası   Öykü    Sinema   Atatürk  Edebiyat   Roman Yazıları Kitap  Kadın eli değmiş polisiyeler Bir kadın tarafından yazılmış ilk polisiyenin yayım tarihi 1936. Kadın yazarlar, türe pek ilgi göstermeseler de 90'lardan sonra bir artış var 31/03/2006 (4 defa okundu) Tespit edebildiğim kadarıyla, yüzlerce cilt tutan polisiye roman külliyatı içerisinde kadın yazarların kaleminden çıkanların sayısı -listeden de görüleceği gibi- çok az. Bunların büyük bir kısmı da 90'lardan sonra yazılmış. İlk kadın polisiye yazarı Fahriye Şükrü, Pembe Evin Esrarı'nı yazdığı 1936 yılında -Erol Üyepazarcı'dan aktarıyorum- sadece 15-16 yaşlarındaymış ve romanı, babasının şahsi girişimi olarak yayımlanmış. Listemizde isimleri görülen diğer yazarlardan Peride Celal, Pakize Başaran, Lale Oraloğlu ve Melih Bayrı da doğrudan polisiye kurguya soyunmamış, aşk ve macerayı lezzetlendirmek için kullanmışlar kriminal vakaları. Büyütmek için tıklayınızNihal Karamağaralı ismi üzerinde ise şaibeler var. Bu romanları Vala Nureddin'in yazdığı, N. Karamağaralı ismini müstear olarak kullandığı söyleniyor. Va-Nu'nün kadın isimleri kullanmayı sevdiğini Hatice Süreyya müstearıyla yazdığı romanlarından da bildiğimiz için şaibeli iddiasına katılabiliriz. Ama ortada ne bir tanık ne bir delil var. Takdir sizin. Sonuncu Oda, ilginç bir polisiye. Aşela adlı bir de tarihi romanı bulunan Zuhal Kuyaş, klasik polisiyelerin 'kim yaptı, nasıl yaptı' sorusu etrafında kurguladığı Sonuncu Oda romanı için Boğaz'da bir yalıyı seçmiş. Agahta Christie polisiyelerindeki İngiliz malikanelerini andırıyor. Verimli bir damar yakalımışken yazık ki polisiyelerin seri üretim geleneğine uymamış Zuhal Kuyaş. Gülten Suveren ismin... Devamı

30 03 2006

YERE DÜŞEN DUALAR / ASUMAN KAFAOĞLU-BÜKE / A. ÖMER TÜRKEŞ / SEMİ

Asuman KAFAOĞLU-BÜKE Yazın Sanatı   Yere Düşen Dualar   Türkçe romanlarda yeni bir tat kendini gösteriyor son yıllarda. Bunun iyi örneklerinden birini bu hafta okudum. Daha önce öykülerini okuyup hayranlık duyduğum Sema Kaygusuz, "Yere Düşen Dualar" adlı ilk romanında, yeni nesil romancılarımızın yeteneğine iyi örnek oluyor.   Şarap şişelerinin üzerindeki etiketlerde, kullanılan üzümün hangi yılın ürünü olduğu yazılır. Yıl, şarap kalitesinin en önemli göstergelerinden biridir. Yıldan yıla, yöreden yöreye değişen hava koşulları, üzümün niteliğini doğrudan etkiler. Bazen düşünürüm, şarapların kalitesini belirleyen hava koşulları gibi, bir yörenin ve çağın sanatı, o günün koşullarından ne denli etkileniyordur diye. Kuşkusuz ekonomik, sosyal ve politik olaylar bilim, sanat ve felsefe üçgeninde yaratıcılığı etkiliyordur. Nasıl güneşten ve rüzgârdan besleniyorsa üzümler, sanatçı ve düşünürler de, ortak birçok şeyden etkileniyorlardır. İlkçağda Ege'nin Doğu ve Batı kıyılarında onca filozofun yaşamış olması bir rastlantı olamaz, mutlaka gündelik hayatlarında bu olağanüstü çıkışı destekleyen olaylar vardı. Tarihsel incelemelerde bilim ve felsefedeki gelişmelerin politik ortamdan etkilendiği kolayca görülür. Oysa şiir için durum farklıdır, tüm politik ve sosyal kısıtlamalara, baskılara, zorbalığa rağmen şiir yeşereceği toprak bulur. Roman, bu anlamda galiba şiir denli bağımsız değil. Sadece politik ve sosyal olaylardan etkilenmekle kalmıyor, daha olumsuz bir anlamda, piyasanın ve sıradanlaşmanın etkisi altına da girebiliyor; fakat bir de olumlu yan var, aynı şaraba tadını veren üzümler gibi, doğal ortamdan etkilenmeleri sayesinde bir yörenin ya da bir çağın romancılarında ortak özellikler göze çarpabiliyor. Romanlarda bir iklimin kokusu ya da bir çağın sesini duymak her zaman heyecan vericidir. Şaraba sinen üzümün tadı gibi, Türkçe romanlarda da yeni bir tat kendini gösteriyor son yıllarda. Bunun iyi örneklerinden birini bu hafta ok... Devamı

24 03 2006

ÜNLÜ TÜRK YAZAR VE ŞAİRLERİ

Anasayfa   Rıfat Ilgaz Arşivi   Taşköprü'den Bakış    Kastamonu Net (Blogcu)    Şiir Sayfası   Öykü    Sinema   Atatürk  Edebiyat   Roman Yazıları  ÜNLÜ TÜRK YAZAR VE ŞAİRLERİ Sait Faik ABASIYANIK Halide Edip ADIVAR Adalet AĞAOĞLU Oktay AKBAL Gülten AKIN Sunay AKIN Sabahattin Kudret AKSAL Sabahattin ALİ Fatma ALİYE Zeynep ALİYE İhsan Oktay ANAR Talip APAYDIN İnci ARAL Nezihe ARAZ Ahmet ARİF Arif Nihat ASYA Erendiz ATASÜ Oğuz ATAY Ece AYHAN Semiha AYVERDİ Halikarnas BALIKÇISI Fakir BAYKURT Erhan BENER Vüs'at O. BENER İlhan BERK Muazzez Tahsin BERKANT Yahya Kemal BEYATLI Sevim BURAK Edip CANSEVER Behçet Kemal ÇAĞLARFaruk Nafiz ÇAMLIBELMüslim ÇELİKMehmet ÇINARLISevinç ÇOKUMFazıl Hüsnü DAĞLARCA Ceyhun DEMİRTAŞ Suat DERVİŞ Güngör DİLMEN Ahmet Muhip DRANAS Recaizade Mahmud EKREMNazlı ERAY Leyla ERBİL Haydar ERGÜLEN Ahmet ERHAN Mehmet EROĞLU Turgay FİŞEKÇİ İlhan GEÇERReşat Nuri GÜNTEKİN Nedim GÜRSEL Selim İLERİ Atilla İLHAN Tarık Dursun KAKINÇ Kemalettin Kani KAMU Orhan Veli KANIK Ceyhun Atuf KANSUNamık KEMAL Orhan KEMAL Necip Fazıl KISAKÜREK Hasan Hüseyin KORKMAZGİLAyşe KULİN Mehmet Kemal KURŞUNLUOĞLU Ayla KUTLU Cahit KÜLEBİ Pınar KÜR Mario LEVİ Zülfü LİVANELİPerihan MAĞDEN Mıgırdiç MARGOSYAN Ahmet MİTHAT Murathan MUNGAN Mizancı MURAT Kerime NADİRNabizade NAZIMBehçet NECATİGİLAziz NESİNA. Turan OFLAZOĞLUErdal ÖZ Tezer ÖZLÜ Orhan PAMUK Nazım Hikmet RAN Mehmet RAUF Oktay RIFAT Ziya Osman SABA Peyami SAFAŞemsettin SAMİ Abbas SAYAR Mehmet SEYDA Ömer SEYFETTİN Samipaşazade SEZAİ Sevgi SOYSAL Kemal TAHİR Haldun TANERAhmet Hamdi TANPINARCahit Sıtkı TARANCIAbdülhak Hamit TARHANAhmet Kutsi TECER Güngör TEKÇE Latife TEKİN Necati TOSUNER Halit Ziya UŞAKLIGİL Turgut UYAR Buket UZUNER Hüseyin Cahit YALÇINHilmi YAVUZMehmet Emin YURDAKULCan YÜCEL ... Devamı

24 03 2006

Tüm Kitapları İle Meltem Arıkan/ Kendi WEB Sayfasından...

Anasayfa   Rıfat Ilgaz Arşivi   Taşköprü'den Bakış    Kastamonu Net (Blogcu)    Şiir Sayfası   Öykü    Sinema   Atatürk  Edebiyat   Roman Yazıları       7 Ocak 1968’de Ankara'da doğdu. 1992-1995 yılları arasında çeşitli edebiyat dergilerinde öyküleri ve denemeleri yayınlandı. 1999 yılında Ve… Veya... Belki…, 2000 yılında Evet… Ama… Sanki… adlı romanlarının ardından 2002 yılında yayınlanan Kadın Bedenini Soyarsa ile Talebe Dergisi ve Niğde Üniversitesi’nin oylarıyla 2004 yılının en iyi yazarı ödülünü aldı. 2003 yılında yayınlanan dördüncü romanı Yeter Tenimi Acıtmayın, 2004 yılının Şubat ayında toplatılmış, bir baskısı sansürlü olarak yayınlanmış ve iki ay içinde alınan kararla serbest bırakılmıştır. Meltem Arıkan, bu yasaklanma deneyiminin ardından Yayıncılar Birliği tarafından 2004 Düşünce ve İfade Özgürlüğü ödülüne layık görülmüştür. Beşinci romanı Zaten Yoksunuz 2005 yılı mayıs ayında yine Everest Yayınları arasında yayınlanmıştır 1986 yılından bu yana profesyonel iş hayatında olan Arıkan, Enersis A.Ş’deki Yönetim Kurulu Üyeliğinin yanı sıra 2003 yılından itibaren beş kadınla kurduğu EEM pcm adlı şirketinde proje ve inşaat yönetimi, proje tasarım-uygulama, yönetim danışmanlığı ve eğitim hizmetleri de vermektedir.KİTAPLARI/ SONDAN BAŞA DOĞRU SIRA İLE.... Burası bir istasyon. Bilirsin işte, istasyona trenler gelir ve istasyondan trenler gider. Bizim trenimizin adı aşk… Aşk treni istasyona gelip durduğunda istersen biletini alıp trene biner ve gidersin. İstersen bilet almadan kaçak olarak binebilirsin. Tren gelir, bekler ve gider, sen öylece bakabilirsin. Kimi zaman aşk treninden birisi iner ve sen onu karşılarsın. Senin durumun hangisine benziyor?.. Karşısındak... Devamı

23 03 2006

Sibel Türker'den günümüz Türkiyesi'nden gençlik manzaral

Anasayfa   Rıfat Ilgaz Arşivi   Taşköprü'den Bakış    Kastamonu Net (Blogcu)    Şiir Sayfası   Öykü    Sinema   Atatürk  Edebiyat   Roman Yazıları   Sibel Türker'den günümüz Türkiyesi'nden gençlik manzaraları Şair Öldü S. Türker'in ilk romanı olmasına karşın kurgu, konu ve biçem olarak başarılı bir roman 'Şair Öldü'. Türker, duyarlı ve nazik bir konuyu gündeme getirerek okuru, düşünmeye ve kendisini tanımaya yönlendiriyor. Tufan ERBARIŞTIRAN Kadim uygarlıklarda bireyin benlik çatışkısı içinde ezoterik açılımlar gizlidir. Kişi tinsel yetkinliğe belirli evrelerden geçirilerek ulaştırılır. Böylelikle 'arınması', 'ışığı' bulması ve kendini yenilemesi söz konusudur. Başka sözlerle 'kâmil insan' olma yolunda ilerlemiş olur. İnisiyasyon yüklü kültürlerin özünde bireyin çevre/doğa/yaşam ile tartışması, kendini aşması, evreni sevgi ile kucaklaması temel ilkeler arasındadır. Sibel Türker böylesine duyarlı ve nazik bir konuyu ucundan kıyısından dolanarak, okuru derin düşünmeye, kendini tanımaya yönlendiriyor. Bireyin kendi benlik çatışkısını aşmak için yazının/harflerin/sözlerin önemini imliyor. Hurifiliğe kadar kökü giden içrek bir öğretinin aynasında bireyin kendisini tanımaya yönelik bir kanal açıyor bize. Birinci tekil şahısla yazılmış romanın ana kahramanı Saliha Ersin adlı bir kadındır. Onun kişiliğinde/sözlerinde/davranışlarında hatta giyim ve yaşam tarzında bile belirli ip uçlarını bulabiliriz. Sözgelimi, Ersin içine kapanık, yarı otistik bir yaşam süren, henüz kendini aşamamış bir kaygıya sahiptir. Nesne-özne çatışkısı, yabancılaşma, eşya-insan ilişkisi gibi temel soru/sorunlar üzerine derin düşünmeye yönlenen, okuru bu anlamda içine çeken, metnin tamamlanması için okur-yazar işbirliğini öneren bir roman, 'Şair Öldü.' Metnin üstünü hermetik bir yaklaş... Devamı

23 03 2006

Baba ve Piç/ Asuman KAFAOĞLU-BÜKE

  Anasayfa   Rıfat Ilgaz Arşivi   Taşköprü'den Bakış    Kastamonu Net (Blogcu)    Şiir Sayfası   Öykü    Sinema   Atatürk  Edebiyat   Roman Yazıları     Asuman KAFAOĞLU-BÜKE Yazın Sanatı Baba ve Piç   "Baba ve Piç" Elif Şafak'ın diğer romanlarında görmediğimiz denli sürükleyici bir yapıya sahip. Roman bir yandan geçmişin izini süren Armanuş'un bulduklarını damla damla verdiği için, öte yandan da ailelerin acı dolu geçmişlerini sır perdesi ardında koruduğu için olağanüstü bir gerilim yaratıyor.   Bir romanda, konuya hangi açıdan bakıldığı, okurun belki de ilk dikkatini çeken şeydir. Anlatıcının kim olduğu ya da anlatılanın kimin öyküsü olduğundan çok, asıl ilgiyi çeken şey, ahlaksal ve estetik merceğin nereden ayarlandığıdır.   Bu hafta okuduğum Elif Şafak'ın "Baba ve Piç" romanında da, kitabın daha ilk sayfalarında yazarın çifte mercekten bakarak öyküye yaklaştığı dikkatimi çekti. Şafak romanı, farklı açılardan bakan, iki mercek üzerinde bir dengeye oturtmuştu. Kurgunun yapısı her iki merceğin aynı mesafeden ayarlandığı izlenimini veriyordu; ayrıca bu ikili iskelet, romandaki siyasi dengeyi bulmaya yarıyordu.   Merceklerinden biri, çoğunluğu kadınlardan oluşan, İstanbullu bir ailenin üzerinde, diğeri ise San Fransisco ve Arizona'da yaşayan, Türkiye'den Amerika'ya göçmüş Ermeni ailenin üzerindeydi ama özellikle her iki ailenin son kuşak temsilcileri olan Armanuş ve Asya adlı iki genç kıza odaklanmıştı. Tüm öykü iki koldan, birinden diğerine geçerek, iki kızın aile geçmişlerinden başlayarak bugünlerine getiriyordu.   SİMETRİ   İki başlı anlatı her zaman simetriyi beraberinde getirmez ama "Baba ve Piç" kusursuz bir simetri sunuyor bize. Amerika'da yaşayan Armanuş'un Ermeni ailesinin halalarla dolu, İstanbul'da eski bir köşkte ... Devamı

12 03 2006

YAŞAR KEMAL, BİR GEÇİŞ DÖNEMİ ROMANCISI

  Anasayfa   Rıfat Ilgaz Arşivi   Taşköprü'den Bakış    Kastamonu Net (Blogcu)    Şiir Sayfası   Öykü    Sinema   Atatürk  Edebiyat   Roman Yazıları     YAŞAR KEMAL, BİR GEÇİŞ DÖNEMİ ROMANCISI Turgay FişekçiCumhuriyet Yaşar Kemal'in yazarlığı üstüne yazılmış inceleme kitaplarından ilki Fethi Naci'ninki olmalı (Yaşar Kemal'in Romancılığı). Bir de Fransa'da yayımlanan "Anka" dergisinin bir özel sayısı dilimize çevrilip kitap olarak yayımlanmıştı: Yaşar Kemal'i Okumak. Şu günlerde böylesi inceleme kitaplarının bir yenisi Nedim Gürsel'den geldi: Yaşar Kemal, Bir Geçiş Dönemi Romancısı, Everest Yayınları. Nedim Gürsel, Paris'te CNRS'de (Fransız Bilimsel Araştırmalar Ulusal Merkezi) çalışıyor. Böylesi araştırmalar yapmak, onun görevlerinden biri. Geçmiş yıllarda yayımlanan Nâzım Hikmet ve Geleneksel Türk Yazını adlı oylumlu çalışması da onun ne denli iyi bir araştırmacı olduğunu kanıtlamıştı. Yaşar Kemal, Bir Geçiş Dönemi Romancısı'nda, yazarın çeşitli dönemlerdeki ürünlerini irdeleyen beş inceleme ile, bir gezi yazısı ve Yaşar Kemal'le yapılmış otuz sayfalık bir konuşma var. "Yaşar Kemal'in Coğrafyası" adlı gezi yazısıyla açılıyor kitap. Yaşar Kemal'in doğduğu Hemite Köyü'ne ve yapıtlarına kaynaklık eden Çukurova'ya yapılan bir yolculuk sırasındaki izlenimlerle yazarın dünyasına bir ilk adım, atması sağlanıyor okurun. "Bir Geçiş Dönemi Romancısı" adlı inceleme, Yaşar Kemal romanları içinde özel bir yeri olan Akçasazın Ağları dizisini oluşturan Demirciler Çarşısı Cinayeti ve Yusufçuk Yusuf romanları ile tarihsel gelişim arasındaki ilişkileri inceliyor. Çukurova'nın 1850'lerden 1950'lere dek yüz yıl süren kapitalistleşme sürecinin insanı ve doğayı nasıl değiştirdiği, bu olgunun yazarın yapıtlarına nasıl yansıdığı anlatılıyor. "Çocukluk: Yitik Cennet"... Devamı

12 03 2006

Har- Bir Kıyamet Romanı'ndan Bir Bölüm.../ Murat Uyurkulak

Murat Uyurkulak Har Bir Kıyamet Romanı Kapak Resmi: Mustafa HorasanKapak Tasarımı: Emine Bora Kitabın Baskıları:İlk Basım: Şubat 2006 2. Basım: Şubat 2006 “Bu ülke, ki Netamiye derler adına, ulu bir ejderhanın mide fesadından doğdu. Biz oradaydık, gördük her şeyi. Kıyametin yarım boy küçüğü bir alamet gündü. Yalan elbet, ulu falan değildi ejderha. Kanatlarından irin saçan, pespaye bir yaratıktı aslında. Hastaydı, uçarken kusuyordu sürekli. Şöyle son bir kez titredi, süzülürken ağzını açtı ve macunumsu fokurdak bir sıvıyı, uzun ince kilimler misali, kadim suyun ortasına seriverdi. Ejderha olgun bir armut gibi yere düşerken, macunkilim de hızla katılaştı, kabarcıklarından dağlar vadiler denizler hasıl oldu, bu ülke böyle vücut buldu.       Üzerinden her daim ekşi kokulu dumanlar tütmesi ondandır.”       Murat Uyurkulak’ın ilk romanı Tol çok sevilmişti. Har’ı da seveceğinizden eminiz. Dumanı tüten bir kıyametin romanı Har. Gökte melekler, cinler, “ben”ler, şeytanın ta kendisi, yerde Numune, Onüç, Otuzbeş ve bütün Yamuklar, tekmili birden aynı alametin üzerinde. Ne diyelim, Büyük A hepimizi korusun! OKUMA PARÇASI Başlıngıç bölümü, s. 13-16 BAB16 TERKİP Pınarbaşında oturdum, ahreti seyre durdum... Bursa ağıdıKardeşimin vefatından önce, parklarda dolanırken çitlediğimiz çekirdek ailemizi muadillerinden ayıran hiçbir özellik yoktu. Bir kalıp teneke peynirine benzerdik, öyle bildik, ak, delik ve peynirin kalıbını aşan sıfatlarla sürünür giderdi cümle ailemiz: Babam, annem, ben, kardeşim erkek... Âlem yaygarasına karşı teksesli ve kederli bir kuartet...       Vaktiyle püriftihar elçi soyundan sızdığına delalet saydığı iştahlı gövde kılları ağarıp hatları kavis kazandıkça yumuşak beyaz bir yastığa benzeyen, eve yolu d... Devamı

11 03 2006

Kitap Eleştirileri/ A. Ömer Türkeş

  Önceki Sayfalara Dön--------------------TÜRKÇE - Ana SayfaEski KitaplarSAHAF - Ana Sayfa    Önceki Kitap EleştirileriGramsci Kültür A... CrehanSeninle Güler Yü... YALÇINÖlüm Tüneli... SONTAGŞüphe... RobothamHuzursuz Ölüler... MARCOSGamba... KAVUKÇUUzun Bir Yolculu... ARKANSevgilinin Gecik... GÜLSOYPostkolonyal Aur... DIRLIKOrson Welles... BAZINBitik... AnılBin Bir Buse : 1... TÜRKOĞLUFoto Şıpsevgi... ArifTaşıyıcı... DikenelliAnlatmak İçin Ya... MARQUEZBay Konsolos... ŞenolStandart... AkşanEdebiyat Nedir... SARTREBoğucu Kültür... DubuffetVaroluş Projesi... DulkadirAltın Yaldızlı A... ZaimBuzlar Kırılırke... NiemiCan Dostu... SuterHayatın Anlamı y... AÇARGünlerden Bir Gü... KulakBir Yazarın Günl... DOSTOYEVSKIBenim Hüzünlü Or... MARQUEZBir Garip Cindi ... TEOMANYolda Üç Kişi... KİREMİTÇİOteldeki Cinayet... SjöwallOtoyol Kenarında... DEVECIOĞLUŞehrin Kuleleri... PİRSELİMOĞLULunapark Kapandı... LEVIKapak Kızı ... TUNÇRika'nın Beynind... METEAnnemin Öğretmed... ALTUNKumru İle Kumru... YÜCELGölge Avcıları K... ÇakıroğluTopaç... KOÇAKYıldız Cinayetle... TunaboyluBoş Zaman... BIÇAKCIZindankale... KAYMAZUnomastica Alla ... ERDEMNefes ... AKMANDün Gördüm Gece ... TOPRAKBizim Büyük Çare... BIÇAKÇIYorgun Mayıs Kıs... KARAKOYUNLUAralık Roman... YılmaztürkMavi Çemberli Ad... VargasGece Sesleri... KulinGeçmişin Ayak Se... DaeninckxTazminat Kralı... GRISHAMYağmurun Yedi Yü... AcarAh Tutku Beni Öl... Birgülİçimde Kim Var... KOPANYüreğinin Seğird... KARAGÖZAraf... ŞAFAKDenizci... GENET       K İ T A P  E L E Ş T İ R İ L E R İ    Editör: A.Ömer TürkeşYere Düşen Dualar KAYGUSUZ, SEMA Fiyatı: 17,00 YTL %20 indirimli Pandora fiyatı: 13,60 YTL (13.600.000 TL)  sepete ekle (stokta... Devamı

11 03 2006

Eski Kitaplar/ A. Ömer Türkeş

E S K İ   K İ T A P L A R  Ahmet Mithat Efendi Avrupa’ Da Bir Cevelan Haz: Erol Üyepazarcı Eskilerin tabiriyle “mecanin-i kütüp” iseniz yani kitap sevdalısıysanız, muhakkak yolunuz sahaflara düşmüştür. Bu kendine özgü mesleği yeterli bilgi donanımıyla sürdürenlerden biriyle karşılaşmak büyük şanstır; size her konuda yardımcı olurlar. İlk seferinde, amiyane tabiriyle sizi biraz kazıklarlarsa da dostluğunuz arttıkça bu huyları törpülenir, hatta size inanırlarsa, sizi severlerse daha fazla verecek bir müşteri çıksa bile size gerekli olduğunu bildikleri bir kitabı size sormadan başkasına satmazlar ve onu size daha ucuza vermeye razı olurlar. Bunu onların duygusal olmalarıyla açıklamak da yanlış olur; duygusal değil akil bir tüccar gibi davranmışlardır. Yılda bir uğrayan bir müşteriye üç kuruş fazlasına vermektense daimi müşterisini mutlu etmek akıllıca bir satıcı davranışı değil midir? Bu satırların yazarı neredeyse kırk yıllık sahaf müşterisidir. Özellikle belirli konularda kitaplar toplar; örneğin yıllardır, Arap harfleriyle yazılmış ve erken Cumhuriyet döneminde yayımlanmış polisiye yapıtlara sahaflarda rastladıkça onları alır kütüphanesine koyar. İstanbul’un sahafları onu “polisiye roman delisi” olarak bilirler ve pek çoğu böyle bir kitap ellerine geçince onu ararlar. Size ilk olarak Kadıköy’ün tanınmış sahafı olan ve her şey bir tarafa kardeşim gibi sevdiğim “sakallı” namıyla maruf Lütfi Seymen’den tanışıklığımızın ilk günlerinde -yani benim için sahaf-ı biinsaf olduğu günlerde- satın aldığım, döneminin gazetecilerinin kendisinden “Efendi Babamız” diye saygıyla söz ettikleri Ahmet Mithat Efendi’nin bir yapıtından söz edeceğim. Önce yazarı biraz hatırlayalım. Efendi Babamız Ahmet Mithat Efendi (1844-1912), 1863’de Niş’te 19 yaşındayken Mithat Paşa’nın Tuna valili... Devamı

11 03 2006

Kaan Arslanoğlu: Kalemini çeken ölmeyi göze alır/ Aslı Tohumcu

Kalemini çeken ölmeyi göze alır Aslı Tohumcu'nun Kaan Arslanoğlu ile röportajı...Kaan Arslanoğlu’nun yeni kitabı “Memleketimden Karakter Manzaraları” (İthaki Yayınları) yarın kitapçılarda. Bu ekte “Akıl Oyunları” adlı köşesini takip ettiğiniz yazarımız, kitabında kişiliğini üçe parçalıyor: Yazar, düşünür ve psikiyatr. Bu üç kişilik, bir yandan bazı portrelerin sunumuyla saptamalar yapıp eleştiriler yöneltirken, bir yandan da sağ-sol, din-dil, aydın olmak kavramları üzerine fikir belirtiyor. Mevlâna’dan Cemil Meriç’e, Doğan Hızlan’dan Ömer Türkeş’e, Attila İlhan’dan adı verilmeyen medyatik bir psikiyatra kadar birçok isim Arslanoğlu’nun oklarından nasibini alıyor. Kitaba öfke duyanlar olacak muhakkak, ancak Arslanoğlu’nun suni gündemler, görev ve sorumluluklar üzerine söylediklerinde haklılık payı var. Ah bir de İnan Çetin’le benim edebiyat kariyerlerimizi mahvetmeseydi. Ne olurdu sanki! Düşüncelerini toplumla paylaşmak isteyen bir adamın yazdığı bir kitap olarak değerlendirdim kitabınızı. Bunu yapmak bir yazara mı düşer?Tabii yazarın görevi. Her yazar bir felsefeci, düşünür olmak durumunda. Gündelik her olaya tepki koymak anlamında değil, dünya nereye gidiyor, insanlık nedir, ne yapıyor gibi konularda sağlam bir felsefesi olmalı. Dünyayı anlama çabası olmalı. Yoksa yazdığı şeyler hakikaten eğlencelik olur. İnsan nedir ne değildir, nereye kadar değiştirilir değiştirilmez konusu edebiyatın bana göre esas meselesi. Aydın kim peki?Aydın ve entelektüel diye iki kavram var. Entelektüel belirli konulardaki bilgisi çok yetkinleşmiş insandır. Aydınsa sorumluluk yüklenen, toplumun belli kesiminin ona öyle bir misyon yüklediği kişidir. Bu da şudur; aydınlatıcıdır. Yani entelektüel bilgi birikimini kendisine belli teklifler yapıldığında mali olarak kullanma şeklinde değil, toplumu aydınlatma, değiştirme, geliştirme yönünde kullanan kişidir. Yakınmacı, hafif yanardöner ve elini taşın altına ... Devamı

11 03 2006

2005'te Yayımlanan 320 Romandan 80'i Kadın Yazarlara Ait

320 Romandan 80'i Kadın Yazarlara Ait Edebiyat eleştirmeni Ömer Türkeş, bir yılın genel değerlendirmesini yaptı. Kadınların 2005 yılında en çok aşk, evlilik ve ilişkiler üzerine yazdığını söyledi. Kadın yazarlar bilim kurguya ve siyasi konulara ilgi göstermiyor. BİA Haber Merkezi 06/01/2006    Ayşe DURUKAN       ayse@bianet.org BİA (İzmir) - Edebiyat eleştirmeni Ömer Türkeş, bianet'e yaptığı 2005 yılı değerlendirmesinde, yayınlanan 320 romandan yalnızca 80'inin kadın yazarlar tarafından yazıldığını söylüyor.Türkeş, "2005 yılında yayımlanan 320 roman içerisinde kadın yazarların ürettiklerinin oranı bu yılda da düşüktü. Kadın yazarların sadece 80 tane romanı yayınlandı. Bu yıl ilk romanını yayımlayan kadın yazar sayısı ise 30 oldu."Türkeş, 2005 yılının genel değerlendirmesini yaptığında, kadın yazarların en çok işledikleri konunun aşk, evlilik ve ilişkiler olduğunu vurguluyor:"Bu değerlendirmeye İslami kesim yazarlarını da katabiliriz. Kadınların yazmayı en çok sevdikleri konuların aşk, evlilik ve ilişkiler olduğunu görüyoruz. Bu yıl İslami dünya görüşü üzerinde yükselen sekiz roman vardı. Bunun dışında cumhuriyet tarihine bakan ve biyografik özellikleri ağır basan konular kadın yazarların ilgisini çekmişti."Türkeş, kadın yazarların bilim kurgu ve siyasi meseleleri yazmadığını söylüyor:"Polisiye türe girecek beş, bilim kurgu türündeyse bir kadın romanı yayımlandı. Siyasi meselelerle ilgilenen kadın yazar sayısı ise çok azdı. "2005 yılında çok öne çıkan bir kadın yazar ve roman ismi vermek zor. Ancak 80 roman arasında edebiyat zevki veren romanlar az değildi. " İnci Aral, Halide Eşber, Karin Karakaşlı, Canan Parlar, Aslı Biçen, Feyza Zaim, Mucize Özinal ve Zuhal Kalkandelen'in romanlarını severek okuduğumu söyleyebilirim."(AD)... Devamı

05 03 2006

Elif Şafak'ın yeni romanı "Baba ve Piç" 8 Mart'ta yayıml

"Ben siyasetçi ya da tarihçi değil yazarım, benim derdim insanla"Elif Şafak'ın yeni romanı "Baba ve Piç" 8 Mart'ta yayımlanacak. Kadınlar ve Ermeni sorunu üstünden kimlik kavramına odaklanan Şafak: "Soykırımı tanımak ya da tanımamak meselesi değil bu. Ben tarihçi, diplomat ya da siyasetçi değilim; yazarım. Benim derdim insanla, onların zihin kalıplarını kırmakla ilgileniyorum" FİLİZ AYGÜNDÜZİki aile... İkisi de kadınlarla dolu. Sevdiklerini boğarcasına seviyorlar. Mutfaklarından benzer kokular yükseliyor. Kaynakları başka olmakla birlikte ortak korkular taşıyorlar. Biri Kazancı ailesi, İstanbul'da eski bir konakta yaşıyor; diğeri Çakmakçıyanlar, Amerika'da... Hem çok aynılar hem çok farklı... İşte yeni romanı "Baba ve Piç"te bu ailelerin öyküsünü anlatıyor Elif Şafak. Kadınlar ve Ermeni sorunu gibi birbirine yakın iki damardan ilerleyen romanı, ağırlıklı olarak "kimlik" kavramı üzerinde duruyor.Aslında 375 sayfalık uzun bir aşure tarifi "Baba ve Piç". Bölüm adları aşurenin malzemelerinden oluşan kitap, Ermeni meselesi ve kadınlar üzerinden kimlik sorununu işliyor. Neden aşure?Öncelikle, aşure gibi birden fazla unsuru birbirine karıştıran metaforları seviyorum. Aşurede aynı zamanda çokkültürlülük, çokseslilik var. Her malzemenin tadını tek tek fark edersin. Ama bir de incirle nohutun yan yana gelerek oluşturduğu bütün var. O anlamda aşure, özellikle son dönemde yitirdiğimiz kozmopolit kültüre de atıfta bulunan önemli bir metafor. Ama yemek kültüründen seçilmiş bir metafor...Radikal bir kavram yemek kültürü; müthiş bir inadı, dinamizmi var. Milliyetçiliğin dize getiremeyeceği tek tük şeyden biri. "Kıvamı tutmazsa bir daha denersin"Bir yandan da aşure, kıvamını tutturamadığında içinde malzemelerin yüzdüğü tatsız bir lezzete bürünebilir... "Ben 'yazar olarak' tarifi veriyorum gerisi okuyucuya kalmış" diye düşündünüz mü?Denersin tutturamazsın, bir daha denersin, bir daha, bir daha. O anlamda bunu ucu açık bir süreç olarak görüyorum... Devamı

21 02 2006

Hasan Ali Toptaş Yeni Romanı "Uykuların Doğusu"yla Okur Karşısı

Hasan Ali Toptaş yeni romanıyla okur karşısında 'Yekpâre geniş bir ânın parçalanmaz akışı' Uykuların Doğusu Hasan Ali Toptaş, Yıldız Ecevit'in deyişiyle "postmodern bir modernist" olarak romancılığımızın postmodernizme uzanan serüveni içinde adından gururla bahsedilmesi gereken bir roman ustası. Romanımıza yepyeni bir soluk getirdiğini bir kez daha kanıtlıyor son romanıyla. Uykuların Doğusu, kurgusundaki ve dilindeki özgünlükle Türk romancılığında çıtayı epeyce yükselten bir kilometre taşı. Makbule ARAS Hasan Ali Toptaş'ın son romanı "Uykuların Doğusu", hiç alışık olmadığımız bir biçimde, yarım bir cümleyle başlıyor. Romanın ilk cümlesi olan bu yarım cümle, romanın en son cümlesinin de son kısmıdır. Yazar, kusursuz bir kurguyla romanın başıyla sonunu birbirine bağlıyor, hiçbir şeyi aksatmadan, sakil, zorlama en ufak bir ayrıntı yaratmadan. Bu yapısıyla "Uykuların Doğusu" roman tekniği açısından bir ilke imza atıyor.Uykuların Doğusu'nun yarım bir cümleyle başlamasının romanın adı ve içeriğiyle de doğrudan bir ilgisi var. Roman, ileride daha detaylı bahsedeceğim bir tezi, ancak gördüğümüz şeylerin toplamı kadar uyanık olduğumuzu, uyanmanın hiç ama hiç sonunun olmadığı tezini kanıtlamaya belki de bu yarım cümleyle başlıyor. Biz bu yarım cümleyi görerek uyanmaya başlıyoruz, uyanma halimiz bir eksikle başlıyor yani. Bu eksiklik ancak romanın sonuna vardığımızda tamamlanıyor. Okur, şekilsel anlamda eksik ya da yarım gibi görünen ilk cümlenin anlamsal boyutta eksik olmadığını söyleyebilir, ta ki romanın sonunu görene kadar. Tıpkı görmediklerimizin farkına varmadığımızda onların var olmadığını düşünmemiz ya da görmediklerimizi fark edemememiz gibi. Yarım bir cümleyle başlayan roman, yazar-anlatıcı ekseninde adım adım ilerliyor ve biz, geçmişten bu yana akıp gelen pek çok hikâyenin nasıl da birbirinin içine geçmiş olduğunu, bağımsız gibi görünen pek çok olayın, kişinin birbiriyle nasıl ilişkilenip bütünleştiğini görüyoruz. Başkalarının h... Devamı

29 01 2006

Bir Yol Hikayesi: Gambi/ A. Ömer TÜRKEŞ

Cemil Kavukçu'nun yeni romanı 'Gamba' Yazarın ve okurun yolculuğunda bir eşik roman Gamba'da hâkim izlek "Yolculuk". Cemil Kavukçu bu üçüncü romanıyla da bir hayli konuşulacak gibi.. Melike KOÇAK Cemil Kavukçu, okuma dünyama öyküleriyle misafir olup, okuduğum her öykü kitabıyla misafirlik süresini uzatarak zaman içinde kalıcılaştı. Öykü lezzetini doyasıya aldığım yazarlardan biri olarak yıllar önce kitaplığıma yerleştiğinden beri, izini sürdüm durdum. Öykülerinde kasaba insanlarını ve o insanların dünyalarını, mekânları kendine özgü diliyle anlatan Cemil Kavukçu; bu kişi ve dünyalara, sadece toplum penceresinden bakmaz. Her bireyin değişen hayat içindeki rolünü/rollerini, yüklendikleri/yüklenen anlamları, içinde bulundukları fiziksel ve ruhsal durumları merkeze alarak kurar öykülerini. Bu kurgular da kimi zaman ortak kişi, motif ve izleklerle alttan alta birbirine bağlanır. Bütün bunlar, Kavukçu öykücülüğünün portresini çizen öğelerdir de aynı zamanda. Bu özelliklerleriyle okuma-anlamlandırma çalışmalarımda geniş açılımlar sağlayan öykülerin yazarı, bana göre, sanki hep öykü yazmalıydı. Bu, bencil okur tavrı, belki de kaprisiydi. Böyle bir bakışla ilk romanı "Dönüş"ü(1998) okurken -romana haksızlık edercesine belki de- Kavukçu'nun öykülerini aradım durdum satır aralarında ve üzerinde çok durmadan, düşünmeden kitaplığıma kaldırdım. Romanın ardından "Dört Duvar Beş Pencere"(1999), "Gemiler de Ağlarmış"(2001) ve "Başkasının Rüyaları"(2003) kitapları, öykü delisi yanımı beslemeye devam edince rahatladım rahatlamasına; ama "Başkasının Rüyaları"nı okurken zaman zaman bir roman kuruluyormuş duygusunu yaşayıp, "Düğün" öyküsünde de, bu duygum sağlamlaşınca tedirgin olmadım değil. Bu kitabın, Cemil Kavukçu öykücülüğünde bir eşik olduğunu düşünüp sonraki öykü kitabını beklemeye başlamışken "Suda Bulanık Oyunlar"(2004) adlı ikinci roman raflarda yerini aldı. İki romanın çıkış tarihleri arasında yazarımın öykülerini okuyabildiğimden olsa gerek, ... Devamı

26 01 2006

'Açıkoturumlar Çağı'/ Erendiz ATASÜ

Radikal Kitap  Doğu'nun gölgesi... Erendiz Atasü, 'Açıkoturumlar Çağı'nda Türkiye'nin en karmaşık dönemlerinden birini ele alıyor ve iki yurtsever kadınla onların çevresinde gelişen bir hikâye anlatıyor 20/01/2006 İNCİ ARAL (Arşivi)Erendiz Atasü'nün son romanı Açıkoturumlar Çağı her şeyden önce bir dönem romanı ve ağırlıklı olarak siyasal içerik taşıyor. Cumhuriyetin değer ve kazanımlarına bağlı bir aydının, ülkesi için kaygılar besleyen bir yazarın, inançların kaybına, değerlerin yitimine, insan hayatının hiçe sayılmasına, ekonomik, politik, kültürel bakımlardan hasta bir topluma doğru hızla yuvarlanışa karşı takındığı tavır, romanı 'toplumsal kurmaca' olarak tanımlamayı kolaylaştırıyor. Ancak bu ağır içerik, kesinlikle kuru bir bilgiler toplamı, gerçekliğin kaba yansıması olarak yer almıyor romanda. Tersine, olgular deneyimli, incelikli, iyi bir yazar tarafından edebiyata dönüştürülmüş. Eldeki malzeme, romana altyapı oluşturacak biçimde dikkatle kurgulanıp kullanılmış. Tartışmalı kimi konular, siyasi ve toplumsal oluşumlara ilişkin farklı kavrayışlar metnin içine birbirleriyle bağlantılı olarak doğal bir akışla yerleştirilmiş. Dolayısıyla roman kişileri, siyasal romanlarda örneklerini sıkça gördüğümüz gibi, belli düşüncelerin taşıyıcısı karton figürler ya da askılar olarak kalmamış. Düşünceleriyle olduğu kadar, içsellikleri, davranışları, ruhsal durumları ve birbirleriyle ilişkileri içinde son derece inandırıcı roman kahramanları olarak öne çıkıyor ve anlatıyı hızlı bir biçimde sürdürme işlevini yerine getiriyorlar. Atasü, önceki iki romanı, Dağın Öteki Yüzü ve Bir Yaşdönümü Rüyası'nda da bireyselle toplumsalı iç içe, bir arada başarıyla dile getirmiş bir yazar olarak bir kez daha dışardan bakan gözle baktığının içine girebilen gözü bütünleştirmiş. Atasü, romanında Türkiye'nin en karmaşık dönemlerinden birini ele alıyor ve iki yurtsever eczacı kadınla onların çevresinde gelişen bir hikâye i... Devamı

19 01 2006

Seksen yıl öncesinden bir İstanbul romanı / Nevra BUCAK

Seksen yıl öncesinden bir İstanbul romanı Şişli Hayatı Orhan Mithat, romanda artık edebiyatımızda pek sık görülmeyen (ya da hiç) mektubu kullanıyor. Sevgililer birbirleriyle mektup aracılığıyla söyleşip anlaşıyorlar. Nevra BUCAK Şişli Hayatı, Orhan Mithat Barbaros'un kızı İnci Barbaros Gürel'in sunu yazısıyla başlıyor. İnce Gürel Barbaros, Cumhuriyet'in ilk romancılarından babası Orhan Mithat Barbaros'u anlatıyor.Yazar yalnızca edebiyatıyla uğraşmamış, resim sanatıyla da ilgilenmiş. ''Hiç elinize yağlıboya fırçası almamışken Monet'nin bir natürmortunu kartpostalından her göreni hayran bırakacak, etkileyecek nitelikte, 84/60 santim olarak büyütmüştünüz.''Evini, ailesini geçindirmek için hem mesleğini sürdürüp avukatlık, hem de Nat Pinkertonlar ve benzeri çeviriler yapmış. ''Bir vapur parasını yavrunuz ve eşinize kısmet edebilmek için saatlerce yol yürümekten çekinmediniz.''Varlıklı bir ailenin oğlu olmasına karşın, babasından yardım almadan ailesini geçindirmeye çalışmış.Okurlar, Orhan Mithat'ı önce 'Aşk İhtiyacı' romanıyla tanıdılar. Şimdi yine Berfin Yayınları tarafından basılan 'Şişli Hayatı' yazarın gençlik yıllarında yazılmış. İNCE BİR HÜZÜN Orhan Mithat Barbaros, seksen yıl önce kaleme aldığı Şişli Hayatı'nda aşkı, cinselliği yüreklice (o dönem için) anlatarak gözler önüne sermiş; öte yandan evliliği, toplumsal yaşamı, farklı yönlerden değerlendirerek bugünlere ışık tutmuş. Artık yaşamda olmayan yazarın şiirsel dili, akıcı anlatımıyla roman bir solukta okunup bitiyor. Geriye ince bir hüzün kalıyor.Orhan Mithat, romanda artık edebiyatımızda pek sık görülmeyen (ya da hiç) mektubu kullanıyor. Sevgililer birbirleriyle mektup aracılığıyla söyleşip anlaşıyorlar; öte yandan mektuplarda verilen randevular el yordamıyla anlaşılmaya çalışılıyor. ''Mektupta herhangi bir buluşma yeri belirtilmemişti. Hava çok sıcak olduğundan, sevgilisinin Şişli'nin kırlarına geleceği... Devamı

17 01 2006

23. Ölüm Yıldönümünde Kemal Bilbaşar'ı A. Ömer Türkeş'in

K İ T A P  E L E Ş T İ R İ L E R İ    Editör: A.Ömer TürkeşMemo Bilbaşar, Kemal Fiyatı: 22,00 YTL %15 indirimli Pandora fiyatı: 18,70 YTL (18.700.000 TL)  sepete ekle 1910 yılında Çanakkale’de doğan Kemal Bilbaşar, ortaöğrenimini Edirne Öğretmen Okulu’nda tamamladı (1929), iki yıl ilkokul öğretmenliği yaptı. Gazi Eğitim Enstitüsü Tarih-Coğrafya Bölümü’nden 1935 yılında mezun oldu. Nazilli ve İzmir Karakaş Ortaokullarında öğretmenlik yapan Bilbaşar 1961 yılında emekliye ayrıldı, bir süre siyasetle uğraştıktan sonra 1966’da İstanbul’a yerleşti. İlk öykülerini İzmir’de Cahit Tanyol ve İlhan İleri ile birlikte çıkardıkları Aramak dergisinde yayımladı (1939). Bu dönemde halkevlerinin açtığı öykü yarışmasında ilk ödülünü kazanan yazar, 1945-1952 yılları hariç, sürekli öykü yayımladı, radyo oyunları yazdı, pek çok gazete ve dergide öykü, roman ve makaleleri çıktı. Tiyatro, senaryo ve ders kitapları da yazan Bilbaşar, 196l’den sonra daha çok roman türüne ağırlık verdi. Kemal Bilbaşar, 1939 yılında ‘Budakoğlu’ öyküsüyle Ankara Halkevi Öykü Yarışması’nı, Cemo adlı romanıyla 1967 yılı Türk Dil Kurumu Roman Ödülü’nü, 1970 yılında da Yeşil Gölge adlı romanıyla May Roman Ödülü’nü kazanmıştır. Yazar, 21 Ocak 1983 yılında aramızdan ayrıldı. Cemo ve Memo“Cemo” ve “Memo” romanlarında, devletle barışık kalmaya çalışmasına rağmen bir türlü adam yerine konmayan Kürt köylüsünün giderek bilinçlenmesini ve isyanını anlatır Bilbaşar. Roman isyanla biter, Jandarma zulmünden bıkan aşiret halkı karakolu basar. Babası Şeyh Sait isyanına katılmamıştır ama Memo Dersim isyanının içindedir. Sene 1937’dir. Dersim’i kana boğacak tenkil hükümetinin icraatları henüz başlamadan sona erer hikaye... “Cemo”ya kadar daha çok hikayeleriyle tanınan Kemal Bilbaşa... Devamı

17 01 2006

2004 yılının ilk yedi ayı içinde Cumhuriyet tarihinin roman reko

Roman çılgınlığı yaşıyoruz 2004 yılının ilk yedi ayı içinde Cumhuriyet tarihinin roman rekoru kırıldı. Yayımlanan 150 yeni romanın 70 tanesi 'ilk roman'. Bu şaşırtıcı üretim 'ünlü ve çok satan yazar' fikrinden besleniyor22/07/2004 (867 defa okundu)İSTANBUL - Türkiye, tarihinin en büyük roman çılgınlığını yaşıyor. 2004 yılının ilk yedi ayında yayımlanan roman sayısı, Cumhuriyet tarihinin en yüksek noktasına ulaştı. Temmuz ayına kadar 150 yeni roman okuyucuyla buluştu. Üstelik bu romanların 70 tanesi ilk roman. Romancı olarak tanınan yazarların dışında, öykü, şiir, senaryo gibi edebiyatın farklı alanlarında ürün veren yazarların romana yönelmesi kadar, edebiyat yaşamına romanla başlayan yeni yazarların da çıkmasıyla bu rakama ulaşıldı. Yayın dünyamızdaki bu eğilimi tespit eden eleştirmen A. Ömer Türkeş. Türkiye'nin en ayrıntılı roman bibliyografyasını hazırlayan A. Ömer Türkeş, kendi çabasıyla yayımlanan her romanı kayda alıyor. Bu kayıtların sonucunda 70 yıldır hiç görülmemiş bir üretimin başladığı ortaya çıktı. A. Ömer Türkeş, yarın çıkacak Radikal Kitap'taki yazısında yeni romancıların varlığını şöyle yorumluyor: "Sadece içini döküp rahatlamakla bitmiyor; bir o kadar da görünme, işaret edilme arzusu, görülüp işaret edilenlere -mesela Orhan Pamuk, Ahmet Altan, Murathan Mungan ve diğer ünlü yazarların medyadan 'bilbord'lardan yansıyan görüntülerine duyulan hayranlık da var işin içinde..."Edebiyat dünyası kuşkulu Polisiye, casusluk, bilim kurgu, fantastik, aşk, gerilim gibi çeşitli türlerdeki bu romanların ortak özelliği olayların kentlerde geçmesi. A. Ömer Türkeş, bunu edebi arayıştan çok 'özel hayat' merakına bağlıyor. Araştırmacı Sevengül Sönmez, i... Devamı

14 01 2006

Kemal Tahir’in ("F.M. İkinci") Mayk Hammer’in macera

Hususi hafiye Mayk Hammer Edebiyatımıza ’Esir Şehrin İnsanları’, ’Karılar Koğuşu’, ’Yorgun Savaşçı’, ’Devlet Ana’, ’Kurt Kanunu’ gibi unutulmaz eserler kazandıran Kemal Tahir’in ‘esas’ romanlarının yanı sıra geçimini sağlayabilmek için F.M. İkinci takma adıyla yazdığı Mayk Hammer’in maceraları, bu ay İthaki Yayınları’ndan çıkıyor. ÖZLEM ÖZ ozlem.oz@boun.edu.tr 1953 yılında Refik Erduran, Ertem Eğilmez ve Haldun Sel’in ortaklaşa kurdukları Çağlayan Yayınevi, kapakları renkli ve çarpıcı çizimlerle bezeli, cep kitabı boyutlarında ve görece ucuz sayılabilecek popüler romanlar yayımlamaya başlar. Bu kitaplardan biri olan ve ABD’li yazar Mickey Spillane imzasını taşıyan ’Kanun Benim’ (’I, the Jury’, çev.: F.M. İkinci, yani Kemal Tahir) 1954 yılında yayımlanır ve inanılmaz bir ilgi görür; öyle ki, çok kısa sürede yeni baskıları yapılan kitap, 100 binin üzerinde bir satış rakamına ulaşır. ’Kanun Benim’in başarısı üzerine, Çağlayan Yayınevi diğer Mike Hammer maceralarının da çevrilip yayımlanacağını duyurur: ’Müjde! Dedektif sahasına bir sağ kroşe gibi giren Mayk Hammer ‘Kanun Benim’ macerasıyla Türk halkını da hayran bıraktıktan sonra yayınevimize bir mektup sağanağı yağdı. Neticesi: Mayk’ın bütün maceralarını bastık. Elimizde hazır bulunan bu kitapları kısa fasılalarla okuyucularımıza takdim edeceğiz. Sizi çetin döğüşler, kıvrak kadınlar ve uykusuz geceler bekliyor!’Mickey Spillane’in Çağlayan Yayınevi’nden çıkan diğer kitapları da aynı başarıyı tekrarlar. Fakat olay burada noktalanmaz; çünkü, yayımlanan Mayk Hammer romanlarını yalayıp yutmuş okurlar yeni Mayk Hammer maceraları talep ederler. Ancak Spillane, altı adet Hammer romanı yazdıktan sonra kitap yazmaya ara vermiştir. Bu durum, talebi karşılama hevesindeki yayıncıların yerli yazarları sahte Mayk Hammer maceraları ya... Devamı

14 01 2006

Romanda millici yükseliş/ MAHMUT HAMSİCİ

Romanda millici yükseliş Kahramanlık hikâyelerini anlatan romanların sayısı hızla artarken milliyetçi dalga beyazperdede 'Kurtlar Vadisi'nin sinema versiyonu ile televizyonda ise 'Kırık Kanatlar' ile (sağda) sürecek.Türkiye'de hızla yükselen milliyetçi dalgaya paralel olarak milli duyguları okşayan kahramanlık romanlarının sayısı hızla artıyor. Eleştirmenlere göre bu durum 'milli kimliğin yeniden inşası' Radikal 14/01/2006 MAHMUT HAMSİCİ (Arşivi) İSTANBUL - Yükselen milliyetçi dalga memleketin kültür-sanat yaşamında da kendini gösteriyor. Milli duygulara hitap eden film, dizi, tiyatro oyunu ve romanlarda iki yıldır bir hareketlilik var. Mesela bir mafya dizisiyken bize milli çıkarlarımızı hatırlatan farklı bir yapıya dönüşen 'Kurtlar Vadisi', 'çuval meselesi'nin intikamını alan bir sinema filmi olarak yakında karşımıza çıkmaya hazırlanıyor. Ya da geçen sezonki 'Kurşun Yarası' dizisinin yerini Çağan Irmak'ın yönettiği iddialı bir Kurtuluş Savaşı dizisi 'Kırık Kanatlar' alıyor. Milliyetçilikten en çok beslenen tür ise roman. Edebi kaliteleri pek tartışılmayan bu romanların arasında en revaçtaki konu Milli Mücadele yılları. Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı'nı roman formunda anlatan kitaplarda özellikle Turgut Özakman'ın 'Çılgın Türkler'ine gösterilen ilginin ardından adeta patlama yaşanıyor. Son birkaç ay içinde bu türün yeni örnekleri arka arkaya yayımlandı. Kuvayı Milliye hatıraları Söz konusu kitapların ne kadar büyük rağbet gördüğü, baskı sayılarından da anlaşılabiliyor. Örneğin daha önce bir tarihi inceleme kitabı yazmış olan Hasan Sabri Bilgin'in ocak ayı içinde çıkan kitabı 'Paşam'ın ilk baskısı 25 bin adet yapılmış. Kuvayi Milliye yıllarındaki kahramanlık hikâyelerinin anlatıldığı kitap bugüne kadar yalnızca evlilik, büyü, kadın-erkek ilişkileri gibi 'popüler konular' üzerine eğilen Hayat Yayınları'nın 'Popüler Kitaplar'... Devamı

13 01 2006

Türk Romanının İlk Yüz Yılında Anlatım Tekniği ve Kurgu/ Handan

Türk Romanının İlk Yüz Yılında Anlatım Tekniği ve Kurgu <Sayı: 87 Ekim 2005> Handan İnci Türk Romanının İlk Yüz Yılında Anlatım Tekniği ve kurgu arayışlarını/değişmelerini saptamaya yönelik bir çalışma öyle uzun uzadıya yazılacak bir malzeme çıkarmaz ne yazık ki. Nedeni bellidir: Türk romancısı romanı kurmaktan çok toplumu kurmakla uğraşmıştır.Özellikle ilk yüz yılı için bu böyledir.Bu süreç içinde romana teknik bir problem olarak yaklaşanlar çıkmıştır elbet, ama tekil çabalar hiçbir zaman romanın “faydacı” bir anlayışla içeriğe yaslanıp akan yönünü değiştirmeye yetmez. Türk romancısı için bir yüz yıl, “ne” anlattığı “nasıl” anlattığından çok daha önemli olmuştur. Romanın Türk edebiyatına eklendiği tarihi süreç, yazarın toplumsal konumu ve yeni türden yararlanma niyeti düşünülürse doğaldır bu. Türk romanı doğuş şartlarının belirlediği temel niteliğinden, tezli/konulu bir roman olmaktan uzun süre kurtulamaz. Birkaç istisnai deneme hariç, 1870'lerden 1970 sonlarına kadar Türk romanı, okurun dünya görüşünü biçimlendirmek ve toplumu yönlendirmek için yazılır.Bu misyon, yazarla okuru arasında bir alışveriş bağı da kurar. Romancı belirli bir dünya görüşü aktarmak için yazdığı gibi, okur da yaşadığı toplumu kendisine açıklayıp yol göstermeyen romanı değerli bulmaz. Çok çarpıcı bir raslantıyla, Türk romanının tam da yüzüncü yılında yayımlanan ve o güne dek hiç denenmemiş anlatım teknikleri ve kurgusuyla Türk romanının radikal anlamda ilk biçimsel dönüşümünü gerçekleştiren Tutunamayanlar 'ı dahi okuru için kadar ilginç kılan içeriğidir. Atay'ın o zekice lafları, eleştirisi, on ikiden vuran ironisi... Biçimsel yeniliklerin ilk okurlarını zorlayan, sıkan, şaşırtan yönü olduğu bile söylenebilir. Oysa ne eleştirmenlerce görmezden gelinmesi, ne de bu okuma pratiği şaşırtmalıdır bizi. Tutunamayanlar 'ın kaderini çünkü, daha 1969'da, roman yayımlanmadan iki yıl önce şu cümlelerle sezdirmiştir Ahm... Devamı

13 01 2006

Romancı Kemal Bilbaşar

Romanları   DENİZİN ÇAĞIRIŞI  Yurt ve Dünya Kültür Yayınları, Ankara 1943, 2.baskı Ankara 1972, 3. baskı Can Yayınları 2003   Bilbaşar'ın ilk romanı olan DENİZİN ÇAĞIRIŞI  çocukluğu yoksulluk içinde geçmiş olan, ruhsal sorunlar içinde bocalayan bir kasaba öğretmeninin kente gelişi ve oradaki çevreye ayak uyduramayışını anlatır.  Bu yapıt ²psikolojik yabancılaşma²nın Türk romanındaki ilk örneği sayılır. (Oktay Ahmet, Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı, 1993)   AY TUTULDUĞU GECE   Kovan Kitapevi, Izmir 1961, 2.baskı Tekin Yayınevi, İstanbul 1970   Yazarın ikinci romanı olan bu yapıtı Şükran Kurdakul şöyle tanımlıyor: ²1950'lerde Rumelili göçmenlerin yaşadığı bir Ege kasabasında kendilerini çevre halkının sorunlarını çözmeye adayan bir mühendisle öğretmenin karşılaştıkları güçlükler ve bunları yaratan güçler sergilenir.² (Çağdaş Türk Edebiyatı, 1994)       CEMO Evren Yayınları, İstanbul 1966, 2. baskı Tekin Yayınevi, İstanbul 1996, 12. baskı Can Yayınları, İstanbul 2003   1967 Türk Dil Kurumu Roman Ödülünü kazanan CEMO, Kemal Bilbaşar'ın en başarılı görülen yapıtıdır. Roman Cumhuriyetin ilk yıllarında, sonradan Şeyh Sait isyanı ile kanlı bir iç savaşın yapıldığı Doğu Anadolu'da kürt kökenli nüfusun yoğunlukta olduğu bir yörede  geçer.    MEMO Tekin Yayınevi, İstanbul 1969, 5. baskı Can Yayınları, İstanbul 2003     CEMO'nun devami olan bu romanda Kemal Bilbaşar, ayaklanmaya itilen Dersim halkının serüvenini dile getirmekte, tüm iyi niyetlere, hatta zor kullanmaya rağmen, köklü reformlara gidilmedikçe ortaçağ ağalık düzeninin yıkılmayacağını, köylünün, marabanın soyulup ezilmeye devam edeceğini gerçek nedenleriyle ortaya koymaktadır.     YEŞİL GÖLGE May Yayınları, İstanbul 1970, 2. baskı Can Yayınları, İstanbul 2003   1970 May Edebiyat Ödülünü kazanan bu yapıtını Bilba... Devamı

13 01 2006

Öykücü Kemal Bilbaşar

Öykü Yapıtları     ANADOLU'DAN HİKAYELER Türkiye Basımevi, Aramak mecmuası yayınları, İstanbul 1939   Kemal Bilbaşar'ın ilk öykü yapıtı olan ANADOLU'DAN HİKAYELER Anadolu kasaba halkının yaşantısını anlatır.  Olcay Önertay'ın görüşüyle, bu öykülerde ²küçük memurla borçlandığı esnaf arasındaki çekişmeler, zengin oldukça insanın bozuluşu asıl tema olmak üzere toprak ağalığından tüccarlığa geçişte ticaret burjuvalığına ayak uydurmaya çalışan eşrafın dünyaları eleştirel bir görüşle verilir.²     CEVİZLİ BAHÇE  Yeniyol Basımevi, İzmir 1941, ilaveli 2. baskı Tekin Yayınevi, İstanbul 1975   Kemal Bilbaşar'ın bu ikinci öykü yapıtı Atatürk'ün ölümünden sonra halktan kopan, devrimlere sırt çeviren, yabancı uyrukluğundan gocunmayan bir yönetim içindeki yaşantımızın insan manzaralarını sergiler. Yurdumuzun çeşitli bölgelerinden alınmış kesitlerden görüntü veren bu öyküler, devlet yönetiminin sürekli olarak halktan uzaklaşmasıyla bu insan manzaralarının daha da kötüleyip yozduğunu sömürü ve soygunların yaygınlaşarak daha da iğrenç, pervasız ve zalim bir hal aldığını, ezilenlerin yerlerinden yurtlarından göçmek zorunda kaldıklarını, halk yararına düzende bir değişikliği gerçekleştiremediğimizi somut biçimde gösterir.  PAZARLIK   Güneş Basım ve yayınevi, İzmir 1944   Bilbaşar'ın üçüncü öykü yapıtı olan PAZARLIK, İkinci Dünya Savaşı sonrası İzmir'in geçim sıkıntısı çeken orta halli çevreleri anlatır, savaşın getirdiği ahlaki çöküntülerin halk arasına yayılmasını, yaşama şartlarının eziciliğini, gittikçe hızlanan sınıfsal farklılaşmayı vurgular.  PEMBE KURT   Yeditepe Yayınları, İstanbul 1953   Bu öykü yapıtı İkinci Dünya Savaşı'ndan 1950 seçimlerine kadar geçen yıllarda büyük şehirleri kaplıyan siyasal ve ekonomik gelişmelerin köylere yayılışını gösterir.  Daha çok Söke ovasındaki köylülerin durumuna eğilir, pamuk ve ... Devamı